|
|||
|
Cüneyd-i Behre (Bağdadi) (RA) Hz.leri evliyanın büyüklerinden, tasavvuf ehlinin çok tanınmışlarından. Menba-ı Esrar, Matla-ı Evnar, Kutbu zaman, merkezi devran, Sultan-ı Tarikat, Meşayih-i cihan ve İmam-ı Eimme-i zaman idi. Seyyid-üt tarife denmekle meşhurdur. Künyesi, “Ebü'l Kasım”dır. Cüneyd bin Muhammed (RA) Hz.leri Hicret-i Nebeviyye’nin 207 (M. 822) senesinde Nehavend’de doğdu. Bağdat’ta büyüdü, Süfyan-ı Sevri (RA) Hz.leri’nin derslerinde yetişti. Zahiri ilimleri, İmam-ı Şafii (RA) Hz.leri’nin talebelerinden Ebu Sevr’den öğrendi. Asrının kutbu idi, binlerce veli yetiştirdi. Kerâmetleri nasihatleri, hikmetli sözleri ve ihlaslı amelleri ile meşhur oldu. Cüneyd-i Bağdadi (RA) Hz.leri’nin çocukluğu ve gençliği hem hocası hemde dayısı olan Seriyyi Skati (RA) Hz.leri’nin yanında geçti. Çok sayıda hocadan ders aldı. Her an Allah-ü Teâla (CC) Hz.leri’ni hatırlardı. Seccadesi üzerinde, sabaha kadar “Allah, Allah (CC)” der, aynı abdestle sasah namazını kılardı. Çok sayıda talebe yetiştirdi. Cüneyd-i Behre(Bağdadı RA) Hz.lerinin Tarikatı Telkin Alması Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri tasavvufu (tarikat) dayısı Seriyyi Sekati (RA) Hz.leri’nden öğrenip telkin aldı. Hırkayı giydi. Ululardan bir Ulu idi. Şeriat, tarikat ve hakikatte naili gayet olup avam ve havassın makbulü olmuştur. Kendisine hizmet edip tasavvuf ilmini öğrenip telkin aldığı şeyhi Seriyyi Sekati (RA) Hz.leri’nin müridi ve yeğeni idi. Asrının kutbu idi. Binlerce veli yetiştirdi. Otuz defa yaya hacca gitti. Kerametleri, nasihatleri hikmetli sözleri ve ihlaslı amelleri ile meşhur oldu. Cüneydi Behre (RA) Hz.leri Efendisine ait olan evin bir odasında kalırdı. Her an Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ni hatırlatırdı. Seccadesi üzerinde sabaha kadar Zikrullah ile meşgul olur, aynı abdestle sabah namazını kılardı ve bu hal senelerce böyle devam etti. Cüneyd ibadetten tarifsiz bir lezzet alır ve geceleri asla uyumaz. Bir yandan Seriyyi Sekati (RA) Hz.leri’nin sohbetleriyle hâllere ve sırlara kavuşurken, diğer yandan Imam-ı Şafii (RA) Hz.leri’nin fıkh ve hadis öğrenir. Ancak muhteşem ilmine rağmen kürsüye çıkmaz. Ta ki rüyasında Resulullah (SAV) Efendimiz’i görünceye kadar. Kendisi bu durumu şöyle anlatıyor: “Efendim Seriyyi Sekati (RA) Hz.leri bana bir meclis kurup, insanlara ilim ve tasavvufu öğretmemi ve nasihat etmemi söylerdi, fakat kendimi bu işe lâyık bulmayıp, nefsimi kötülerdim. Bir Cuma gecesi Peygamber (SAV) Efendimiz’i rüyada gördüm. Bana: ‘Ey Cüneyd! İnsanlara nasihat et. Zira senin sözün halkın kalblerinin farahlık bulmasına sebeptir. Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri, senin sözünü insanların kurtuluşa ermesi için sebep kılmıştır.’ buyurdu. Uyandım, sabahleyin erkenden efendimin yanına vardım. Hiçbir şey söylemeden bana: ‘Peygamber Efendimiz (SAV) tarafından vazifelendirilmedikçe, insanlara ilim öğretmekten çekindin.’ buyurdu. Ertesi gün bir meclis kurup, insanlara Resûlüllah'ın (SAV) nurlu yolunu anlatmaya başladım.” Işte o günden sonra vaaza başlar ve Bağdatlı Cüneyd, Cüneyd-i Bağdadi (RA) Hz.leri olur. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’nin meclis kurup insanlara ilim ve tasavvuf öğretmekte olduğu kısa zamanda her tarafa yayıldı. Ömrünün sonuna kadar nice delalette olanları hakka vuslat ettirdi. Nasibi olan herkes bu sohbetlere gelip istifade ettiler. Cüneyd-i Behre(Bağdadı RA) Hz.leri'nin Vefatı Nihayet Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri şu fani âlemdeki günlerini bitiriyordu. Ebu Muhammed Ceriri şöyle anlatıyor: “Güneyd-i Behre (RA) Hz.leri hastalanmıştı. Vefatında önce, ben başucunda bulunuyordum. Devamlı Kur’an-ı Kerim okuyordu. Hatmi tamamlayıp tekrar başladı. Ben dedim ki: ‘Efendim zaten çok halsizsiniz. Kendinizi fazla yormasanız...’ Bana: ‘Ey Ebu Muhammed! Şu anda bunlara benden daha çok ihtiyacı olan kim vardır? Bak işte vefatım çok yaklaştı.’" buyurdu.” Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri vefat edeceği zaman çok üzgündü. Dervişleri korkup: “Efendim bizim ümidimiz, sizin şefaatiniz bereketi ile kurtulmaktır. Sizin ise ızdıraplı ve üzüntülü bir haliniz var. Bu haliniz bizim yüreğimizi parçalıyor.” dediler. Bunlara cevaben: “Ey dostlarım, ben yetmiş senelik ibadet ve taatimden ve sizlere üstad olmak ile kazandıklarımın hepsini, bir kıl ile asılmış olduğu ve rüzgar esmesi ile bir tüy misali sallandığını hissediyorum. Bilmiyorum ki, bu esen rüzgar red rüzgarı mı, yoksa kabul yeli midir?” buyurdu. Biraz sonra “Allah (CC) ” diyerek Hicret-i Nebeviyye’nin 298 M. 911) senesinde 91 yaşında Bağdat’ta ruhunu teslim etti. Mezarı efendisi ve dayısı Seriyyi Sekati (RA) Hz.leri’nin mezarının yanındadır. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’ni yıkayan kimse, mübarek gözlerinin içine su ulaştırabilmek için uğraştı ise de, mümkün olmadı. Gizliden bir ses duydu: “Kendini yorma. Cüneyd’in (RA) gözü Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin zikri ile kapanmıştır. O’nun (CC) didarını görmeden açılmaz.” Yıkayan kimse parmaklarını da açmak için çalıştı fakat: “Kendisi açmayınca açılmaz.” diye bir nida geldi. Mübarek vücudu yıkandı, kefenlendi ve cenaze namazını oğlu kıldırdı. Cenaze namazında bulunanların sayısı sayılamayacak kadar çoktu. Vefatından sonra büyük zatlardan biri Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’ni rüyada görüp: “Münker ve Nekirin (AS) suallerine nasıl cevap verdin?” diye sordu. Hz. Cüneyd (RA) Hz.leri: “O iki melek bana gelip: ‘Men Rabbüke (Rabbin kim?) dediler. Ben: ‘Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri benim ruhumu yaratıp ‘Elestü Birabbiküm. (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?)’ diye sorduğu zaman, ben: ‘Evet, sen bizim Rabbimizsin.’ cevabını vermiştim. Sizin şimdi tekrar sormanızın manası nedir?’ dedim. Ondan sonra beni bırakıp gittiler.” Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’ni rüyasında gören bir başka zat O’na (RA): “Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri sana nasıl muamele eyledi?” diye sordu. Hz. Cüneyd (RA): “Yaşadığım hallerin hepsi kayboldu. Yalnız bir gece vakti kıldığım iki rekat namaz imdadıma yetişti.” buyurdu. Yüce Allah (CC) Hz.leri şefaatlerinden, ali himmet ve nazar muhabbetlerinden feyiz ve bereketlerinden bizi ayırıp mahrum etmesin. (AMİN) Cüneyd-i Behre(Bağdadı RA) Hz.leri'nin Bazi Menkibeleri
Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri otuz sene cemaatle namazda ilk tekbiri kaçırmadı. Namazda kalbine dünya düşüncesi gelse, O (RA) , namazı tekrar kılardı. Daima Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ni hatırlardı. Her gün dört yüz rekat namaz kılardı, otuz yıl yatsı namazından sonra hiç uyumadan ibadetle meşgul oldu. ..........................................
Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri yedi yaşında iken, babasını ağlıyor gördü. Sebebini sordu: “Zekat olarak dayın Seriyyi Sekati (RA) Hz.leri’ne bir kaç gümüş göndermiştim, almamış. Kıymetli ömrümü, Allah (CC) Hz.leri’nin sevdiklerinin almadığı gümüşler için geçirmiş olduğuma ağlıyorum” dedi. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri: “Babacığım parayı ver ben götüreyim.” deyip dayısının evine gitti. Kapıyı çaldı, dayısı kim olduğunu sorunca: “Ben Cüneyd’im dayıcığım. Babamın zekatını al.” dedi. Dayısı: “Almam.” Deyince Cüneyd-i Behre (RA) Hz.ler:i: “Adl edip babama emreden ve ihsan edip seni serbest bırakan Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin rızası için al.” dedi. Dayısı: “Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri babana ne emretti ve bana ne ihsan etti?” dedi. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri: “Babamı zengin yapıp zekat vermesini emretmekle adalet eyledi. Seni de fakir yapıp zekatı kabul edip etmemekle serbest bırakıp ihsan eyledi.” dedi. Bu söz Seriyyi Sekati (RA) Hz.leri’nin hoşuna gitti ve: “Oğlum zekatı kabul etmeden önce seni kabul ettim.” dedi. Kapıyı açıp parayı aldı. ..........................................
Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri, yedi yaşındayken dayısı ve aynı zamanda üstadı olan Seriyyi sekati (RA) Hz.leri tarafından Hacca götürüldü. Mescid-i Haram’da dörtyüz büyük zat şükrü tarif ediyorlardı. Neticede dört yüz ayrı izah meydana geldi. Hepsi tarif ve izahı yetersiz buldular. Seriyyi Sekati (RA) Hz.leri, Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’ne: “Sen de bir şeyler söyle.” dedi. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri: “Şükür, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin ihsan ettiği nimet ile O’na (CC) isyan etmemek, O’na (CC) isyan için ihsan ettiği nimeti sermaye olarak kullanmamaktır.” buyurdu. Orada bulunanların hepsi de: “Seni tebrik ederiz. Maksadı güzel şekilde ifade ettin. Bu ancak böyle tarif edilebilirdi.” dediler. Seriyyi Sekati (RA) Hz.leri: “Yavrum, öyle anlıyorum ki, senin lisanın doğru ve kuvvetli olacak, güzel söyleyebilmek hali sana nereden geliyor?” diye sorunca Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri: “Sizin sohbetlerinizde bulunmakla efendim.” dedi. ..........................................
Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri dervişleri ile otururken bir kimse geldi ve bir miktar para bıraktı. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri: “Başka paran var mı?” diye sordu. O kimse: “Evet param var.” dedi. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri: “Çok paran olmasını ister misin?” diye sordu. O kimse de: “Evet isterim.” dedi. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri: “Bıraktığın paralara senin ihtiyacın var, biz paramız olsun istemiyoruz.” buyurdu. ..........................................
Bir zaman Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’nin gözlerinde ağrı meydana geldi. Tabib çağırdılar, tabib hıristiyan idi. “Gözlerinize su değdirmeyeceksiniz.” dedi. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri: “Su değdirmezsem nasıl abdest alırım?” deyince, Tabip: “Gözleriniz size lâzım ise su değdirmeyeceksiniz.” dedi. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri abdest alıp namaz kıldı ve uyudu. Uyandığında gözlerinde ağrı kalmamıştı. O anda bir ses: “Ya Cüneyd (RA)! Sen bizim için gözlerini feda ettiğin için biz de senden o ağrıyı giderdik.” diyordu. Hıristiyan tabip tekrar geldi baktı ki gözler iyi olmuş, hayret edip: “Nasıl iyi oldu?” diye sordu. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri olanları anlatınca, hıristiyan tabip, Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’nin elini öpüp iman etti ve: “Esas ağrıyan göz sizin değil bizim gözlerimiz imiş.” dedi. ..........................................
Salihlerden bir zat rüyasında Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’i gördü. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri de yanlarında idi. Biri gelip Peygamber (SAV) Efendimiz’e bir sual sordu. Peygamber (SAV) Efendimiz: “Bunun cevabını Cüneyd’den iste. O cevap versin.” buyurdular. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri: “Ya Resûlüllah (SAV)! Sizin mübarek huzurunuzda nasıl konuşabilirim?” deyince, Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz: “Diğer Peygamberlerden her biri ümmetlerinin tamamı için ne kadar öğünüyorlarsa, ben de Cüneyd (RA) ile o kadar öğünürüm.” buyurdular. ..........................................
Zengin bir kimse vardı. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’nin huzuruna gelip tövbe etti ve dervişliğe kabulünü istedi. Malını fakirlere dağıttı. Bin altını kaldı. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri: “Bu bin altını dicle nehrine at.” buyurdu. O kimse altınları birer birer nehre attı. Döndüğünde Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri kendisine heybetle bakıp: “Niçin hepsini birden atmadın da birer birer sayarak attın, demek hala gönlünde onlara muhabbet var.” buyurdu. Bir müddet kendisini sohbetlere kabul etmedi. Sonunda o kimse buna da tövbe edip nihayet dervişliğe kabul edildi. ..........................................
Büyüklerden bir zat Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’nin yanına gelmişti. Şeytanın O’nun (RA) yanından hızla kaçmakta olduğunu gördü. O kimse Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’nin yanına yaklaşınca, çok öfkelenmiş olduğunu anlayıp sordu: “Ey Cüneyd (RA)! Biz biliyoruz ki, insan öfkelenince şeytan ona yaklaşır, fakat görüyorum ki öfkelenmiş olduğunuz halde şeytan sizden kaçıyor. Bunun hikmeti nedir?” Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri cevabında: “Sen bilmez misin ki, biz kendi nefsimiz için kızmayız. Başkaları nefisleri için kızarlar. Bunun için de şeytan kendilerine musallat olur. Bizim kızmamız hep Allah (CC) Hz.leri için olduğundan şeytan bizden kızdığımız zaman kaçtığı gibi, başka bir zaman kaçmaz.” buyurdu. ..........................................
Mel'un şeytan bir üstadın hizmetçisi kılığında Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’nin yanına gelip “Efendim size hizmet etmekle şereflenmek istiyorum, feyiz ve bereketlerinizden istifade etmek arzusuyla geldim, lütfen kabul buyurunuz” dedi. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri kabul etti ve şeytan yirmi sene kendisine hizmet etti, ama bir kere olsun vesvese veremedi. Nihayet ümidini kesip bir gün: “Ey üstadım siz beni tanımıyor musunuz?” diye sordu. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri: “Ben seni ilk geldiğin gün tanımıştım, sen iblissin.” dedi. Şeytan: “Ey Eba Kasım. Ben senin kadar yüksek makam ve derecelere kavuşmuş olan bir zat daha tanımıyorum.” dedi. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri buyurdu ki: “Ey mel’un, hemen defol git. Şimdi de beni kendimi beğenme (ucub) gibi bir duruma düşürmek ve beni mahvetmek arzusundasın değil mi? Bu çirkin maksadına kavuşamayacaksın, haydi defol.” ..........................................
Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’nin dervişlerinden biri şeytanın vesvesesine kapılıp: “Artık kemale erdim. Sohbete devam etmeme lüzum kalmadı.” deyip bir yere çekildi. Benlik ve gururundan dolayı şeytani bir rüya gördü. Rüyasında, bağlık bahçelik içinde güzel nehirler ve lezzetli yemekler yediğini gördü. Bu rüyayı hakikat zannedip kibiri daha da arttı. Bu halini arkadaşlarına anlattı. Onlar da Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’ne arzettiklerinde, Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri çok üzüldü ve anlatılan dervişin yanına gitti. Baktı ki, şeytan aldatmış. Ona: “seni bu gece cennete götürürlerse, cennete vardığında üç defa (La Havle) oku.” buyurdu. Dervişi rüyasında yine cennete götürdüklerinde (La Havle) okudu. Gördüklerini ve kendisinde hasıl olan şeytani hallerin hepsini unuttu. Bir anda pislik ve çöplük içerisinde olduğunu gördü. Uyandığında gördüklerini hatırladı ve hatasını anladı. Çok pişman olup tövbe etti ve efendisi Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’nin elini öptü. Sohbetlere devam edip dervişler arasındaki yerini aldı. Hz. Cüneyd buyurdu ki: “Herkese bir Mürşid-i Kâmil lazımdır. Aksi halde mel’un şeytan gelip kendisine musallat olur ve insan –Allah (CC) korusun– ona tabi olur.” ..........................................
Bir gün sohbetinde bulunanlardan biri kendisini imtihan için yanına geldi, bir sual sordu. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri: “Bu suale söz ile mi, yoksa manevi olarak mı cevap verelim?” dedi. O kimse: “İki şekilde de cevap ver.” deyince, Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri: “Keşke kendi kendini deneseydin. O zaman beni denemeye lüzum görmezdin. Manevi cevap istiyorsan şöyledir ki, sen böyle yapmakla bizim yolumuzdan ayrıldın. Bilmez misin ki, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin dostlarını tecrübe etmeye ve yaralamaya senin gücün yetmez.” buyurdu. O kimse pişman olup tevbe etti. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri merhamet etti. O kimsenin hali düzeldi. Hazretin hakiki dervişi oldu. ..........................................
Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’nin çok sevdiği bir dervişi vardı. Diğer dervişler onu kıskanırlardı. Bu hal Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’ne malum oldu. Dervişlerin eline birer kuş verdi ve buyurdu ki: “Her biriniz bu kuşları kimse görmedik bir yerde boğazlayıp getirsin.” Hepsid e kendilerine verilen kuşları aldılar, varıp ıssız bir mahalde boğazlayıp getirdiler. Yalnız o derviş boğazlamadan getirdi. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri ona: “Niçin boğazlamadın?” diye sordu. Derviş: “Efendim! Siz kuşları kimse görmedik bir yerde boğazlayın demiştiniz. Issız bir yer bulamadım. Her yeri Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.’leri görüyor.” deyince Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri buyurdu ki: “Arkadaşınızın ferasetini gördünüz mü?” Dervişlerin hepsi de tövbe ettiler ve boyunlarını büküp, efendilerinden affedilmelerini dilediler. ..........................................
Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’ne birisi: “Nefsin hastalığına ilaç yok mudur?” diye sorunca Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri: “Nefsin ilacı, isteklerine muhalefet etmektir.” buyurdu. Bunun için o kimse kendi kendine: “Ey ahmak nefsim, bunu ben sana kaç defa söyledim. Ama sen Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’nden duymayınca inanmadın.” dedi. ..........................................
Bir gün Seriyyi Sekati (RA) Hz.leri’ne sordular: “Derecesi efendisinin derecesinden yüksek olan talebe var mıdır?” Buyurdu ki: “Evet vardır. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’nin derecesi benden yüksektir.” ..........................................
Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’ne sordular: “Hiç ibadet yapmadan karşılıksız olarak Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin lütfuna kavuşmak mümkün müdür?” Cevabında buyurdu ki: “Zaten bütün nimetler iyilikler, hep Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin lütfudur. Bu kadar aciz ve zavallı olan insanların yaptıkları ibadet ve taatlerin, O’nun (CC) lütfü olan nimetlere karşılık olması ne mümkündür.” ..........................................
Bir kimse Cüneyd-i Bağdadi (RA) Hz.leri’ne gelerek: “Bu zaman da hakiki kardeşlikler azaldı. Nerede o Allah için yapılan kardeşlikler?” deyince Cüneyd-i Bağdadi (RA) Hz.leri: “Eğer senin sıkıntılarına katlanacak, ihtiyaçlarını giderecek birini arıyorsan, bu zamanda öyle bir kardeşi (arkadaşı) bulamazsın. Ama, kendisine Allah (CC) için yardım edeceğin, sıkıntılarına Allah (CC) rızası için katlanacağın bir kardeşlek istiyorsan böyleleri çoktur.” buyurdu. ..........................................
Birisi Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’ne gelir sorar: “Ihlâsı kimden öğrendiniz?” O’da (RA): “Mekke-i Mükerreme’de harçlıksız kalmıştım. Basra’dan para bekliyordum ama gelmemişti. Saçım sakalım çok uzamıştı. Bir berbere girdim. ‘Peşin peşin söyliyeyim param yok.’ dedim, “Allah (CC) rızası için saçlarımı düzeltebilir misin?’ Berber o anda mevki sahibi birini traş etmekteydi. Onu bırakıp bana başladı. Adam itiraz etti. Berber ‘Kusura bakmayınız efendim.’ dedi, ‘sizi ücreti mukabilinde traş ediyorum. Ama bu genç Allah (CC) rızası için istedi.’ Berber dahasını da yaptı, bana harçlık verdi. Aradan birkaç gün geçti, beklediğim para geldi. Ona bir kese altın götürdüm. ‘Asla alamam’ dedi, ‘Inan Allah’ın (CC) rızası, daha değerli’.” Cüneyd-i Behre(Bağdadı RA) Hz.leri'nin Hikmetli Sözleri “İnsanları Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin sevgisine kavuşturacak yol, yalnız Muhammed Aleyhisselam’ın nurlu yoludur. Bundan başka olan dinler, inançlar, rüyalar çıkmaz sokaktır. İnsanı saadete kavuşturamazlar. Kur’an-ı Kerim’in ahkamını öğrenmeyen ve Hadis-i Şeriflere uymayan kimse cahil ve gafildir. Buna uymamalıdır.” ..........................................
“Her kim gördüğünden ibret almazsa, onun görmemezliği görmesinden üstündür.” ..........................................
“İbadet etmek bakımından dünyanın bir saati, kıyametin bin senesinden daha iyidir. Zira bu bir saatte, faydalı amel işlenebilir. Halbuki, kıyametin o bin senesinde, bir şey yapılamaz. O halde, ey mü’min kardeşim vaktini, boş şeylerle geçirme, zamanının kıymetini bil ve en iyi şeyler için kullan. Namazlarım vaktinde kıl ki, kıyamet günü pişman olmayasın. Çok büyük sevaba kavuşasın.” ..........................................
Kendisine gelip dua talep edenlere Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri şöyle duada bulunurdu: “Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri, kendisine kavuşturan şeylere kavuştursun. Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri zenginliğini kalbine koysun, seni bütün kötülüklerden alıp, kendisiyle meşgul kılsın. Sana olmayacağı şeyi çıkarıp rızasını koysun. Seni kendine varan en güzel ve doğru yola iletsin.” ..........................................
“İnsanı Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.lerine kavuşturan yol, Peygamber (SAV) Efendimiz’in izinde bulunanların gittiği yoldur. Bu yola bütün kötü yollar kapalıdır.” ..........................................
“Bir kimse, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ne kavuşmak yolunda, milyonlarca sene Sıdk ve İhlas ile yürüse ve bir an geri dönse, kaybı kazancından fazladır.” ..........................................
“İnsanın, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ne kavuşturan yolda yürümesi, Peygamber (SAV) Efendimiz’e ve O’nun (SAV) hakiki varisi evliyalara tam tabi ve teslim olmakla mümkündür. Şüphe çukuruna ve bid'at karanlığına düşmüş olanlar bu yolda yürüyemezler.” ..........................................
“Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin ihsan ettiği nimetlerin çokluğunu göreceksin. Bir de, O’na (CC) karşı yaptığın ibadet ve taatlardaki kusurlarını göreceksin. Bu iki görüş arasında meydana gelen hale haya denir.” ..........................................
“Kulluk, her an Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ne muhtaç olduğunu bilmek ve O’nun (CC) Resulüne (SAV) tam tabi olmaktır.” ..........................................
“Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri her şeyi kıymetli yaratmıştır ama bir şeyi en kıymetli yaratmıştır. O da vakittir. Vakit zayi olursa tekrar elde edilmesi mümkün değildir. Bunun için en kıymetli şey vakittir.” ..........................................
“Müslüman temiz toprağa benzer. Temiz toprağa her şey atılır. Ezilip, hakaret görür. Lakin ondan hep güzel, temiz, faydalı şeyler çıkar.” ..........................................
“Bir zaman gönlümü kaybettim. ‘Ya Rabbi! Gönlümü kaybettim, bulamıyorum. Gönlümü bana iade et’ diye dua ettim. Bir ses duydum ki: ‘Ey Cüneyd! Biz senin gönlünü muhafaza ettik. Sen, bizimle olunca gönlünü niçin ararsın? Başkasıyla olmak mı istersin?’ diyordu.” ..........................................
“Rıza belayı nimet saymaktır.” ..........................................
“Tasavvuf, kalbi temizlemek ve her an Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri ile olmaktır.” ..........................................
“Bir kimsenin havada bağdaş kurup oturduğunu görseniz, İslamiyetin emir ve yasaklarına uymaktaki hassasiyetine bakınız. Eğer tam ise ona uyabilirsiniz. Eğer emir ve yasaklara uymakta (çok az da olsa) bir gevşekliği varsa hemen ondan uzaklasınız. Çünkü zararı dokunur.” ..........................................
“Bir kimsede tevazu (alçak gönüllülük) güzel ahlâk bulunursa bu dört haslet o kimsenin yüksek makamlara kavuşmasına sebep olabilir. Bunlar imanın kemalidir.” ..........................................
“Namazda kalbime dünya düşüncesi gelse, o namazı tekrar kılardım. İşin esası nefse uymamaktır.” ..........................................
“İlim kendi haddini bilmek, Tasavvuf (Tarikat) kalbi temizlemektir.” ..........................................
“Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nden gafil olmak, ateşte olmaktan beterdir.” ..........................................
“Şükretmek, kendini bu nimete ehil ve lâyık görmemektir.” ..........................................
“Sabır, yüzü ekşitmeden, acıyı içine sindirmektir.” ..........................................
“Rabbim seni serbest bırakırsa bir dilekte bulunmam. Kulun dilemesi olmaz. O'nun dileğini yapardım.” ..........................................
“Sabır, hiç yüzü ekşitmeden acıyı yudum yudum içine sindirmendir.” ..........................................
“İhlâs: Ameli, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri için olmayan karışık düşünce ve niyetlerden arındırmaktadır.”[1] ..........................................
“İnsan Allah'ı (CC) iki türlü tanır: Ta'arruf, tarif. Allah'ın (CC) doğrudan kendini kuluna tanıtmasına ta'arruf, dış alemdeki deliller vasıtasıyla tanıtmasına tarif adı verilir ve aslında her iki tanıtma şekli de Allah'ladır (CC)”[2]
|