|
|||
|
Ebu Bekri Şibli (RA) Hz.leri büyük evliyalardan. Adı “Ca’fer bin Yunus” olup, Künyesi; Ebu Bekir”dir. Hicret-i Nebeviyye’nin 247. (M. 861) senesinde Samarra’da doğdu. Bağdat’a gelip buraya yerleşti. Maliki mezhebinin fıkıh âlimlerinden olup, İmam-ı Malik (RA) Hz.leri’nin Muvatta’sını ezbere bilirdi. Tam 400 hocadan ders alır ve binlerle hadis bilir. Ancak bir tanesini kendine rehber edinir. “Dünya için dünyada kalacağın kadar, ahiret için ahirette kalacağın kadar çalış. Allah-ü teâlâ’ya muhtaç olduğun kadar ibadet et, cehenneme dayanabileceğin kadar günah işle” Horasan, Bağdat civârında feyizler saçıp, ikaz ve irşatlarda bulunmuş, yaşayışıyla fiilen örnek olmuştur. Bu sebeple, ilminden fazla, hâli dikkati çeker, sözünden ziyade yaşayışı örnek alınırdı. Kendi halk arasında az görünürdü, ama halkın içinden ayrılmayı da uygun görmez ve şöyle derdi: “Halkın içinden kaçmak marifet değildir. Asıl marifet halkın içinde iken kendi içine dönebilmektir.” Ebubekir Şibli (RA) Hz.leri'nin Tarikatı Telkin Alması
Ebubekir Şibli (RA) Hz.leri’nin tasavvufa intisab etmesine sebep olan hadise şöyle anlatılır: “Devamend emiri iken, Rey emiri ile Bağdat’tan kendisine bir mektup geldi. Bunun üzerine hemen Bağdat’a halifenin yanına gitti. Halife kendisine hila’tler verdi. Geri döndükten sonra bir gün, aksırdıktan sonra, halifenin verdiği hilat’ın kolu ile ağzını ve burnunu sildi. Bu durum derhal halifeye bildirildiğinde, o da hila’tin çıkarılması ve emirlikten azledilmesi emrini verdi. Bunun üzerine Ebubekir Şibli (RA) Hz.leri kendi kendine: “Bir kulun hil’atini ve elbisesini mendil yerine kullanan bir kimse, eğer bu görevden alınırsa, acaba âlemlerin padişahı olan Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin hil’atini mendil olarak kullanan kimse hangi muameleye müslehak olur?” diye düşündü. Hemen halifenin huzuruna varıp vazife verilmemesini istedi. Halife sebebini sorunca: “Ey halife! Sen bir kul olduğun halde, kıymeti önemsiz olan bir hil’ate yapılan saygısızlığı hoş karşılamıyorsun, âlemlerin sultanı olan Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin ihsan etmiş olduğu marifet ve muhabbet hila’tini bir mahlukun hizmetinde mendil olarak kullanmamı hiç hoş karşılar mı?” dedi. Halifenin huzurundan ayrılıp zamanın büyük alimlerinden olan Hayrünnessac (RA) Hz.leri’ne giderek, onun talebesi olmak istedi. Hayrünnessac (RA) Hz.leri: “Ey Şibli (RA)! Sen, Hz. Cüneyd’in (RA) yakınlarındansın. Senin nasibin ondadır.” diyerek Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’ne gönderdi. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri onu sıradan biriymiş gibi karşıladı ve ona önce: “Git çıra sat!” buyurdu. Bunun üzerine, bir sene çıra satar. Sırtında küfe, tozlu sokaklar, alay eden çocuklar, istihza ile bakan kadınlar... Bir sene sonunda tekrar huzurlarına çıktıklarında, Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri: “Daha düşüncelerinde dünyaya muhabbet var.” buyurarak bir sene de başka bir iş verdiler. Ebûbekr Şiblî şadırvanı temizler, bulaşıkları yıkar, bahçeyi sular. Bir sene sonra tekrar huzurlarına çıktıklarında bu sefer: “Bir sene de burada hizmet et.” buyurdular. Bu hizmetten sonra efendisi: “Şimdi halin nasıldır?” diye sordu. Şibli (RA) Hz.leri: “Artık kendimi insanlardan üstün tutmuyorum.” dedi. Bunun üzerine Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri: “İşte şimdi kendini kurtardın.” buyurdu. Daha sonra Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’nin derslerine devam ederek tasavvufta (tarikat) yüksek mertebelere kavuştu. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri’nden sonra O’nun (RA) yerine geçip, yüzlerce talebe ve derviş yeliştirdi. Ebubekir Şibli (RA) Hz.leri takva sahiplerinin tacı birçok riyazatları ve kerametleri ile evliyanın reisi, akıl âleminin meşalesi idi. Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri O’nu (RA) çok sever, O’na (RA) ziyade önem verirdi. O’nun (RA) için: “Her kavmin bir tacı vardır. Bu kavmin tacı da Şibli’dir (RA). Ebu Bekri Şibli’ye (RA) birbirinize baktığınız gözle bakmayın. O (RA) müstesna bir kimsedir.” buyururdu. Ebubekir Şibli (RA) Hz.leri'nin Vefatı
Ebu Bekri Şibli (RA) Hzleri’nin hizmetinde bulunan Bekr Dineveri şöyle anlatır: “Hz. Şibli’nin (RA) ömrünün son günlerinden bir Cuma günüydü. Hastalığı biraz geçtiği için bana, ‘Camiye gidelim.”’ dedi. Beraber giderken bana karşıdan gelmekte olan şahsı işaret etti ve: ‘Şu şahsı görüyor musun?’ diye sorunca ben: ‘Evet.’ diye cevap verdim. Bunun üzerine: ‘İşte onunla yarın bizim işimiz olacak.’ dedi. O gece Şibli (RA) Hz.leri’nin hastalığı arttı ve vefat etti. Bana: ‘Falan yerde Salih bir kimse var, sabahleyin haber ver de cenazeyi yıkasın.’ dediler. Sabah olunca tarif edilen zatın evine gidip kapısını çaldım. Hane sahibi: ‘Şibli (RA) Hz.leri vefat mı etti?’ diye sorunca: ‘Evet.’ dedim. Dışarı çıkınca baktım ki, Şibli (RA) Hz.leri’nin dün işaret ettikleri kimse değil mi? Hayret ederek: ‘Lailahe İllallah’ dedim. O zat: ‘Neden hayret ettin?’ deyince ben, Şibli (RA) Hz.leri’nin kendisini göstererek söylediklerini naklettim.” Ebu Bekri Şibli (RA) Hz.leri vefat etmeden biraz önce buyurdular ki: “Üzerimde bir dirhem kul hakkı vardır. Onun sahibi için bin dirhem sadaka etmiştim. Bununla beraber, hala gönlüme ondan ağır birşey gelmez.” Henüz vefat etmeden, birçok insan cenaze namazını kılmak için geldiler. Ferasetle buyurdu ki: “Ne şaşılacak şeydir ki, ölülerden bir grup yaşayan bir kimsenin cenaze namazımı kılmaya geldiler.” Hizmetini gören Bekr Dineveri şöyle anlatır: “Şibli (RA) Hz.leri, son hastalığı anında: ‘Bana abdest aldırın.’ diye işaret etti. O’na (RA) abdest aldırdım. Sakalını hilallemeyi unutmuştum. Elimi tutarak sakalının içine koydu, O anda, ruhunu teslim etti.” Vefatından sonra kendisini rüyada gördüler. “Münker ve Nekir’in (AS) sualine karşı ne yaptın?” diye sordular. Şöyle cevap verdi: “Geldiler, ‘Rabbin (CC) kimdir?’ dediler. Benim Rabbim (CC) O’dur ki, size ve bütün meleklere (AS), ‘Adem’e (AS) secde edin.’ diye emir verdi. Ben o zaman Adem’in (AS) arkasında idim, size bakıyordum.’ dedim. Bu cevap, bütün Ademoğullarını kurtarır deyip gittiler.” Yüce Allah (CC) Hz.'leri şefaatlarından, al-i himmet, nazar muhabbetlerinden feyiz ve bereketlerinden bizi ayırıp mahrum etmesin. (AMİN) Ebubekir Şibli (RA) Hz.leri'nin Bazı Menkibeleri Ebu Bekri Şibli (RA) Hz.leri bir gün hastalanmıştı. Bunu duyan devrin hükümdarı, kendisine Nasrani (Hıristiyan) bir tabip gönderdi. Tabip hastanın yanına girdiğinde şöyle sordu: “Gönlün neyi istiyor?” Ebu Bekri Şibli (RA) Hz.leri: “Gönlüm senin müslüman olmanı istiyor.” diye cevap verince tabip: “Eğer ben müslüman olursam, sen gerçekten iyi olur kalkar mısın?” diye sordu. Şibli (RA) Hz.leri: “Elbette iyi olur yataktan kalkarım.” diye cevaplayınca, tabip derhal müslüman oldu. Şibli (RA) Hz.leri’nin hastalığından eser kalmadı. Birlikte el ele hükümdarın huzuruna gittiler. Hükümdar onları görünce şöyle dedi: “Ben tabibi hastaya gönderdim sanıyordum, meğer işin aslı öyle çıkmadı. Anladım ki, hastayı tabibe göndermişim.” ..........................................
Şibli (RA) Hz.leri Bağdat çarşısında geziyordu. Manifaturacının birinin muhasebeciye ihtiyacı vardı. Şibli (RA) Hz.leri’ni görünce: “Efendi buyurun, kumaşlarımın hesabım tutun.” deyip Şibli (RA) Hz.leri’ne birçok rakamlar söyledi. Bitirdiği zaman: “Ne kadar etti?” diye sordu. Şibli (RA) Hz.leri: “Bir.” buyurdu. Tüccar: “Sen deli misin?” deyince, Şibli (RA) Hz.leri: “Sen yoksa bizi bilmiyor musun ki, hakikat olan birdir, diğerleri ise mecazdır. Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri buyurur: ‘Ey Habibim! De ki, Allah-ü Teâlâ (CC) birdir.’[1] buyuruyor” dedi. ..........................................
Ebu Bekri Şibli (RA) Hz.leri, dervişlerinden biriyle Dicle kenarında sohbet ederken bu derviş yüksek sesle: “Allah (CC)” diye bağırdı. Şibli (RA) Hz.leri onu kolundan tutup nehre atarak buyurdu ki: “Eğer bağırması ihlas ile ise, Hak Teâlâ (CC) Hz.leri onu Musa’yı (AS) kurtardığı gibi kurtarır, yok bunu riya için yaptıysa, firavunun boğulduğu gibi boğulur.” Sohbete devam ettiler, bir müddet sonra o derviş nehirden çıkıp geldi, yanımıza oturdu. Baktık ki, elbiseleri bile ıslanmamıştı. ..........................................
Ebu Bekir Şibli (RA) Hz.leri’ni sevmeyen ve sohbetlerine gitmek isteyenlere mani olan bir kişi vardı. Bir gün Ebu Bekri Şibli (RA) Hz.leri’ni imtihan etmek için yanına gelerek: “Beş devenin zekatı nedir?” diye sordu. Şibli (RA) Hz.leri cevap vermek istemedi ise de o kişinin ısrarı üzerine şöyle dedi: “Şer'i ölçülere göre bir koyun, bu vacibtir. Fakat bizim gibiler için olan hüküm ise, hepsini vermektir.” Bunun üzerine o kimse: “Bu dediğinle kime uyuyorsun, imamın kim?”" diye sual edince Şibli (RA) Hz.leri düşünmeden: “Hz. Ebu Bekir (RA), O’na (RA) uyuyorum. O (RA) evine gidip neyi varsa, Peygamber (SAV) Efendimiz’e getirdi. ‘Çocuklarına ne bıraktın?’ sorusuna da: ‘Allah (CC) ve Resulünü (SAV).’ diye cevap verdi” dedi. O kişi bu cevabı beğendi, bir şey söylemeden gitti. Bundan sonra Şibli (RA) Hz.leri’nin sohbetlerine gidenlere mani olmadı. ..........................................
Bir gün Şibli (RA) Hz.leri: “Allah Allah!” (CC) deyip duruyordu. O sırada bir genç: “Niçin ‘Lailahe illallah’ demiyorsun?” diye sordu. Bunun üzerine Şibli (RA) Hz.leri derin ah çekerek: “ ‘Lailahe’ der, ‘illallah’ diyemeden vefat ederim diye korkuyorum” dedi. Bu sözler gence çok dokundu ve orada bir ah çekerek vefat etti. Bunun üzerine gencin yakınları ve varisleri Şibli (RA) Hz.leri’ni halifeye şikayet ettiler. Halife: “Ya Şibli (RA)! Bunların dediklerine ne dersin?” diye sorunca, Şibli (RA) Hz.leri: “Ya Emirel-Mü'minin! O gencin ruhu, Mukaddes olan Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin cemaline kavuşmayı beklerken, aşk ateşinin bir kıvılcımıyla yanmış, herşeyden alakasını kesmiş, takati son dereceye varmış, onun ruhu bir kuş gibi kafesinden uçup gitmiştir. Şibli’nin (RA) bunda ne günahı var?” dedi. Bunun üzerine halife: “Derhal bu zatı evine gönderin. Kendimi öyle bir hal kapladı ki, sanki divandan düşecekmiş gibi oluyorum.” dedi. ..........................................
Kim Şibli (RA) Hz.leri’nin önünde tevbe etse, ona: “Şimdi git, farz üzere Hac yap geri gel, bizim sohbetimizde bulunmaya muktedir olasın.” derdi. Sonra o kimseyi azıksız ve bineksiz olarak çöle gönderirdi. “Halkı helak ediyorsun.” Dediklerinde: “Hayır.” cevabını verdi ve: “Esas olan şudur. Onların yanıma gelmelerinin gayesi ben değilim. Eğer onların muradı ben olsaydım, onlar putperest olurlardı, fakat onların bana gelmelerindeki gaye, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ne kavuşmaktır. Bu halde eğer yolda helak olurlarsa, muradlarına erişirler, yol meşakkati onları öyle düzeltmiş olacaktır ki, ben on sene uğraşsam o kadar düzeltemem.” buyururdu. ..........................................
Kendisi şöyle anlatır: “Bir gün kırık bir köprüden geçerken ayağım kaydı ve suya düştüm, su epey derindi. Bu sırada yabancı bir elin beni kenara götürmek üzere uzandığını gördüm. Dikkatlice ona baktığımda, huzurdan kovulan mel'un şeytan olduğunu gördüm. Ona: ‘Ey mel'un! Senin adaletin tekme atmaktır, el tutmak değildir. Böyle yapman neden icab ediyor?’ diye sordum. Şeytan: ‘Ben tekme yemeye müstehak olan insanlara tekme atarım. Adem (AS) ile yaptığım kavgada bir yara almışım, yaram iki olmasın diye diğer biriyle kavgaya girmem.’ dedi.” ..........................................
Şöyle anlatılır: “Bir gün Hacca giden dervişlere ayakkabı almak için bir dirhem lazım oldu. Hıristiyan olan bir genç: ‘Beni de beraberinde Hacca götürmek şartıyla, sana bu bir dirhemi veririm.’ dedi. Şeyh Şibli (RA) Hz.leri bunun üzerine: ‘Ey genç! Sen Hac yapmaya ehil değilsin ki!’ deyince genç: ‘Sizin kervanınızda hiç yük merkebi bulunmaz mı? Bu seferde beni yük merkebi yerine tutamaz mısınız?’ dedi. Yol hazırlıkları yapılıp yola çıktılar. Hıristiyan genç mikat mahalline kadar çok hizmet etti. Mikat mahalline vardılar. Genç onlara bakıp onlar gibi giyindi. Kâbe-i Şerif’e varınca, Şibli (RA) Hz.leri gence: ‘Üstünde zünnar olduğu halde Kâbe-i Şerif’e girmene izin vermem.’ dedi. Bunun üzerine genç: ‘Ya Rabbi! Şibli (RA) Hz.leri, senin evine girmeme izin vermiyor.’ dedi. O anda hafiften bir ses: ‘Ey Şibli (RA)! Onu Bağdat’tan buraya biz getirdik, onun kalbine aşk ateşini biz koyduk. Lütuf zinciriyle evimize kadar onu biz çektik. Ey dost olan genç, sen içeri gir.’ dedi. Herkes Kabe’ye girip tavaf ettikten sonra, dışarı çıktılar, genç çıkmadı. Şibli (RA) Hz.leri: ‘Ey genç! Dışarı gel!’ diye seslendi. Bunun üzerine genç: ‘Ey Şibli (RA)! O beni dışarı bırakmıyor. Ne kadar çabalasam çıkış kapısını bulamıyorum.’ dedi.” ..........................................
Şibli (RA) Hz.leri bir gün Ebu Bekr bin Mücahid Mükre (RA) Hz.leri’nin bulunduğu mescide girince, İbn-i Mücahid (RA) Hz.leri hemen ayağa kalktı. Daha sonra, İbn-i Mücahid (RA) Hz.leri’nin arkadaşları kendisine: “Sen niçin Şibli (RA) için ayağa kalktın?” diye sordular. İbn-i Mücahid (RA) Hz.leri cevaben şöyle dedi: “Ben Resûlüllah'ın (SAV) tazim ettiği bir zat için ayağa kalkmıyayım mı? Ben Peygamber (SAV) Efendimiz’i rüyamda gördüm. Bana: ‘Ya Eba Bekr! Yarın sana cennet ehlinden bir kişi gelecek. O geldiğinde, ona ikramda bulun.’ buyurdu. İki gece sonra yine Peygamber (SAV) Efendimiz’i tekrar rüyamda gördüm. Bana: ‘Ya Eba Bekr! Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri cennet ehlinden olan kimseye ikram ettiğin gibi sana da, ikram etti.’" buyurdu. Ben: ‘Ya Resûlallah (SAV)! Şibli (RA) bu dereceyi nasıl elde etti?’ diye sordum. Peygamber (SAV) Efendimiz: ‘O beş vakit namazını kılıp her namazın arkasından beni hatırlıyor ve Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin şu ayeti kerimesini okuyor: ‘Andolsun size içinizden öyle bir peygamber geldi ki, gayet izzetli ve şereflidir. Sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir üstünüze titrer, müminlere gayet merhametli ve şefkatlidir.’[2] ve bunu seksen seneden beri yapıyor. Ben bunu yapanı tazim etmeyeyim mi? ’ buyurdu.” ..........................................
Bir gün fukaranın biri Şiblî Hazretleri’ne gelir, uzun uzun konuşur, parasının azlığından, hayat pahalılığından filan dem vurur. Nihayet “Aman efendim” der “n’olur bana bir çare” -Şimdi hemen evine git. Kimin rızkı sana bağlıysa tut kolundan dışarı at. Rızkına Cenâb-ı Hakk’ın kefil olduklarını bırak evde kalsınlar. Tek satır da özet. Cevaba bak! ..........................................
Birgün bir ceviz için kavga eden çocukların arasına girer. “Durun ben ikinize de pay edeyim” der. Cevizi kırar içi boş çıkar. Mübarek çocuklara döner “Biliyor musunuz” der, “uğruna dövüştüğümüz dünya bu işte!” ..........................................
Kendisine bir gün şöyle dediler: “Filân zât, Dicle suyu üzerinde seccadesini serip namaz kılıyormuş.” Tebessüm eden Şibli (RA) Hz.leri şöyle cevap verdi: “Onlar çocuk oyuncağı gibi şeylerdir. Mütefekkir insanlar böyle oyuncaklarla eğlenip kalmamalı, işi daha derinlere götürmelidir. Bu gibi şeyler kabı küçük olanların avunacakları faziletlerdir.” ..........................................
Ebubekir Şibli (RA) Hz.leri, hâdiselere hikmetle bakan bir ibret ehliydi de. Vermek istediği bir fikri, bazen hikmetli bir vak'ayla nazarlara takdim eder; düşünmeyi te'mine gayret gösterirdi. Bir gün dostlarına sordu: “Beni ciddi olarak seviyor musunuz?” Hep birlikte cevap verdiler: “Efendimiz, bunu sormak bile bize ağır geliyor. Şüpheniz mi var sarsılmayan sevgimizden?” Bu defa eline geçirdiği odun parçalarını dostlarına doğru fırlatan Şibli (RA) Hz.leri, dostlarının “Bu adam aklını oynattı galiba” diyerek birer ikişer uzaklaştıklarını gördü. Tekrar sordu: “Ey benim sarsılmayan dostlarım, nereye gidiyorsunuz böyle birer, ikişer?” Dediler ki: “Nereye olacak, evlerimize!” “Hani beni seviyordunuz. Niye terk ediyorsunuz?” “Efendimiz, siz bize fırlattığınız odunlarla başımızı, gözümüzü yaralayıp bize sıkıntı verdiniz. Bu durumda artık yanınızda duracak hâlimiz kalmadı.” Şibli (RA) Hz.leri, mütebbessim, “Geliniz, geliniz. Ey benim sahte dostlarım!” dedi ve ilâve etti: “Dostluğun şanı odur ki, dostundan zarar da gelse sineye çekecek, acı da gelse rıza gösterip terk etmeyecek. Siz benim hakiki dostum olsaydınız, bende rahatsız edici bir tavır görülünce sabreder, ıslahıma çalışırdınız, terk etmeyi tercih etmezdiniz...” Böylece bir imtihanı kaybeden dostları, yine çevresini aldılar. Vaaz ve nasihatlerinden istifadeye başladılar. Dostluğun şartını da böyle fiili bir örnekle, unutulmayacak şekilde öğrenmiş oldular. ..........................................
Şibli (RA) Hz.leri’ne sordular: “Sana bu ilimde ilk rehberlik eden kimdi?” Şibli (RA) Hz.leri de cevap veriyor: “Bir köpek.” Bunun üzerine tekrar “Nasıl yani? Biraz açar mısın?” diye meraklı bir şekilde sorduklarında Şibli Hz.leri cevaben: “Bir köpek gördüm, bir derenin yanında durmuş su içmek istiyordu. Suda kendi aksini gördüğü için kendine benzeyen aksinden korkuyordu. Suyu içemedi.” diyor. Merakla sormaya devam ediyorlar: “Sonra?” Cevap şöyledir: “Köpek susuzluktan harap ve bitap düştü, sonunda suya kendini attı. Kana kana su içti. Ben de Allah’ın (CC) her şeyde ibret yarattığı bu olaydan dersimi aldım.” Artık korkmasına lüzum kalmamıştı. Kendisinin kendisine perde olduğunu köpeğin bu durumuyla idrak etmişti. ..........................................
Imam-i Şibli (RA) Hz.leri, Ramazan-ı Şerif’in bir gecesinde, imamın arkasında namaz kılarken Imam şu Ayet-i Kerimey’i okuyordu: “Yemin olsun ki, eğer dilesek, sana vahyettiğimiz Kur’an’ı Kalblerden ve yazılı satırlardan gideriveririz. Sonra onu kalblere ve satırlara geri çevirecek bize karşı, kendine bir vekil bulamazsın.”[3] Bunun üzerine Şibli (RA) Hz.leri hemen feryad ediyor ve yıkılıyor, bunu duyan insanlar ruhu çıktı zannediyorlar. Imam-ı Şibli (RA) Hz.leri o halde iken: “Bunun gibi şeyle ahbaplar muhatab olur.” buyurdu.[4] Ebubekir Şibli (RA) Hz.leri'nin Hikmetli Sözleri
Seyh Sibli (RA) Hz.leri buyurdu ki: “Bütün Hadis-i Serif’lerden bir tanesini seçip kendimi ona uydurdum. Seçtigim Hadis-i Serif sudur: Peygamberimiz (SAV) bir sahabiye söyle buyuruyor: ‘Dünya için, dünyada kalacagin kadar çalis. Ahiret için, orada sonsuz kalacagina göre çalis. Allah'ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ne muhtaç oldugun kadar itaat et, cehenneme dayanabilecegin kadar günah isle.’ ..........................................
Ebu Bekir Sibli (RA) Hz.leri günes batarken günesin sararmasina, söyle bir benzetme yapardi: “Tipki mü'min de böyledir. Dünyadan göçecegi zaman, varacagi makam sahibinden çekindigi için, nasil karislanacagini bilmeyip, böyle sararir.” ..........................................
“Gün dogarken de, çok aydin olarak dogar. Bu da, bir mü'minin öldükten sonra kabrinden kalktiginda, yüzü günesin dogdugu gibi parlar. ..........................................
“Dünyadaki, sermayenize çok dikkat edin ve bilin ki, ahiretteki sermayeniz de bu olacaktir.” ..........................................
“Zühd, kalbi mal yerine, onu yaratanina döndürmektir.” ..........................................
“Kim Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ni bilirse, gam ve keder içinde olmaz.” ..........................................
“Eshab-i Kiram’a (RA) hürmet etmeyen kimse, Muhammed Aleyhisselam’a (SAV) iman etmis olmaz.” .......................................... “Sükür; nimeti degil, nimeti vereni görmektir.” ..........................................
“Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri Davud’a (AS) vahy gönderdi ve: ‘Ey Davud! Zikrim zikr edenlerin, cennetim ibadet edenlerin, kafi olmakhgim tevekkül edenlerin, nimetimin çogalmasi sükür edenlerin, rahmetim iyi isler yapanlarin, ünsiyetim müstaklarin ve ben, muhiblerime mahsusum.’ buyurdu.” ..........................................
“Afiyet, dinin bid’atten, amelin afetten, nefsin sehvetten, kalbin kuruntudan kurtulmasi demektir.” ..........................................
“Muhabbet davasinda bulunup da baskasi ile mesgul olan, dost ile alay etmis olur. Muhabbet makaminda is oraya varir ki, kendinden bile habersiz olur ve hak ile bekaya kavusur. Zira O’ndan (CC) baskasinin muhabbeti kalbde olursa, tevhid ve muhabbet sirri gönül tahtasina yazilmaz.” ..........................................
“Hürriyet kalbin hür olmasindan baska bir sey degildir.” ..........................................
“Cehennemlik olmanin alameti, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin rizasi için bir fakire bir parça ekmek vermemek. Fakat nefsin isteklerini tatmin etmek için, bir ziyafete yüz altin harcamaktir. Cennetlik olmanin alameti ise bunun tam tersidir.” ..........................................
“Tasavvuf tam olarak bes duyu organi günahlardan korumak, her nefes veris ve alisinda, günah islememeye dikkat etmektir.” ..........................................
“Mürid nasıl mı olur? Yalnızken de başkalarının yanında olduğu gibi...” ..........................................
“Bir sahis ne zaman mürid olabilir?” sorusuna su cevabi verdi: “Seferde ve hazarda hali hep ayni olan kimsedir. Yalniz oldugu zaman da baskalarinin yaninda oldugu zaman da ayni davranislar içinde olandir.”[1] [1] Islam Ansiklopedisi 4.C. S.35-38
|