Hasan-i Basri (RA) Hz.leri'nin Hayatı  

İrfan menbaı, zamanın şeyhi, tabiinin ulularından, ittika zümresinin piri, Evliyaullah Fırkası defterinin başta gelenlerinden, Ehli Velayet ve Kıble-i Erbab-ı, zâhid, muhaddis, fakîh ve müfessir.  Hidayet Cenab-ı Şeyh Hasan Basri (RA) Hz.leri Hicret-i Nebeviyye’nin 21. senesinde (M. 641) Medine-i Münevvere’de doğmuştur. Adı “El-Hasan ibni Ebil Hasan Yesar el-Basri”dir. Babası Ashab-ı Kiram’dan Zeyd bin Sabit’in kölesi Yesar’dir. Annesinin adı Hayra’dır ve Peygamberimiz’in (SAV) zevcelerinden Hz. Ümmü Seleme’nin (RA) azad edilmiş cariyesi idi. Oğulları Hasan Basri (RA) Hz.leri doğunca azad edildikleri rivayet edilmiştir.

Ümmü Seleme’nin (RA) evine gidip hizmetinde bulunan annesi, bu hizmetleri sırasında çocuğunu da yanında götürüyordu. Bir iş için dışarı çıkınca yalnız kalan küçük Hasan’ı Ümmü Seleme (RA) annemiz kucağına alarak bağrına basıp ona dua ediyor, hatta oyalamak için emzirdiği de oluyordu. Ümmü Seleme (RA) annemiz ihtiyar olduğu halde sütü gelmiş, küçük Hasan'da onun sütünü emmiştir. Böylece büyük bir berekete ve bu bereket sebebiyle de nimetlere kavuşmuştur. Ayrıca Ümmü Seleme (RA) annemizin Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri hakkında şöyle dua ettiği rivayet edilir: “Yâ Rabbi (CC)! O’nu (RA) dinde fakîh kıl ve insanlara sevdir.“[1]

Hasan Basri (RA) Hz.leri Medine-i Münevvere'de bulunduğu sırada ilimde önemli olan Arapça'yı iyice öğrendi. 12 yaşlarında iken Kur’an-ı Kerim’i ezberledi. Henüz 14 yaşında iken hıfzını tamamlayan Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri, bu yaşlarda Basra’ya gitmiş ve orada ilmi ve hitabeti ile büyük şöhret kazanmıştır.

Gayet edebi vaazlariyle Basra halkını etkilemişti. Vaazlarında daima Allah (CC) korkusunu telkin ederdi. Ahiret korkusu ile daima üzgündü. “Mümin, üzgün sabahlar, üzgün akşamlar . Bundan başkasını yapamaz. Çünkü o iki korku arasındadır: Geçmiş olan ve Allah’ın (CC) o hususta kendisine ne işlem yapacağını bilmediği bir günahla, başına ne gibi  tehlikelerin geleceğini bilmediği bir ömür arasında.” derdi.

Bütün rivayetler, onun daima ahiret tasasında olduğu konusunda birleşmektedir. Kur’an’dan bir ayet okusa ağlardı. Dermiştir ki: “Vallahi, ey adem oğlu, eğer sen Kur’an okur, ona inanırsan; bu dünyada üzüntün artacak, korkun şiddetlenecek, ağlaman çoğalacaktır!”.

Çocukluk günlerini Medine’de geçirdiğinden sahabilerin yaşadığı zühd hayatı, Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri’nin ruhuna sinmiştir. O havayı hiç unutmadı, bu zühd havasını Basra’ya götürdü. Basralılara gerçek zühdün ne demek olduğunu öğretti: “Vallahi, yetmiş Bedir’liye yetiştim, çoğu kez giydikleri sof idi. Eğer siz onları görseydiniz deli sanırdınız. Onlar da sizin iyilerinizi görselerdi, ‘Bunların ahirette bir nasibi yok’ derlerdi. Kötülerinizi görselerdi, ‘Bunlar hesap gününe inanmıyorlar’ derlerdi.” derdi.

Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri, o derece hikmetli konuşurdu ki, İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri O’nun (RA) hakkında: “Sözü Peygamber’in (SAV) sözüne benziyor” demişti. O derece kuvvetli bir hitabet gücüne sahipti ki, kendine öz üslubiyle “Nereye gidiyorsunuz?” demesi, dinleyenleri ağlatmaya kafi gelirdi. Gözü yaşlı olarak onu dinleyenler, yanından çıkarlarken artık dünyayı tamamen unutmuş, ölümden başka herşeyi kafalarında silmiş olurlardı. Üzerinde durduğu tek konu, Allah (CC) korkusu ve ölüm endişesi idi.

Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri’nin iki meclisi vardı. Biri evde, biri camide idi. Evdeki özel meclisi idi. Burada yakın dostları ile oturur, zühd ve batın ilimler üzerinde konuşurlardı. Özel meclisine devam edenler için : “Kardeşlerimiz, bize ailemizden, karımızdan ve çocuklarımızdan daha sevgilidir. Çünkü ailemiz bize dünyayı hatırlatıyor, kardeşlerimiz ise bize ahireti hatırlatıyor” demiştir.

Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri’nin en son vefât edenleriyle birlikte üç yüz Sahâbe (RA) ile görüstügü rivâyet edilir. Bu bakimdan tâbiînin önde gelenlerinden olup ilim ve fazileti, zühd ve takvâsi ile meshurdur. Ebû Tâlib Mekkî, Hasan-i Basri (RA) Hz.leri’nin tasavvuf yolunda imamlari oldugunu söylemistir. Enes b. Mâlik (RA), kendisine bir mesele soruldugunda, onun Hasan-i Basri (RA) Hz.leri’ne ye de sorulmasini, onun derin ilim sahibi oldugunu söylerdi.[2]

Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri 15-16 yaşlarına gelince eşi bulunmaz bir alimdir artık. Bir gün kürsüdeyken kapıdan bir yabancı girer. Hasan-ı Basri (RA) Hz.lerimescidin nurlandığını hisseder. Bu ne heybettir Ya Rabbi (CC), bu ne güzelliktir... Yoksa bu zat... Evet, yanılmadığını anlar. Meçhul misafir Hazret-i İmam-ı Ali’nin (KV) ta kendisidir. Hasan-i Basri (RA) Hz.leri, Hazret-i Ömer (RA) ve Hazret-i Osman’dan (RA)sonra “ilim şehrinin kapısı” ile şereflenir. Hazreti İmam-ı Ali (KV) Efendimiz, bu genç vaizi çok sever. Kimseye yapmadığını yapar, ona tasavvuf ile ilgili sırları fısıldar. Dahası nurlu elleri ile bir “icazet” yazar ve talipleri yetiştirmekle vazifelendirir. İşte tasavvufta hilafetnâme (izin belgesi) verme usülü Hazret-i İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nden kalma bir gelenektir.

O günden sonra Hasan-ı Basri’nin hizmeti büyük olur. İnsanlar fevç fevç sohbetine gelirler. Talebeleri ülkeler beldeler ötesini nurlandırırlar ki bunların arasında Malik bin dinar (RA), Utbe-i Gulâm (RA), Ebû Haşim-i Mekki (RA), Habib-i Acemi (RA) gibi pırlantalar vardır. Bu yol ölümünden sonra da devam eder İbrahim Edhem ve Mûiniddin-i Çeşti gibi zirveler halkaya eklenirler.


[1] Ibn Sa'd, Tabakât, VII/I, 114

[2] Ibn Sa'd, Tabakât, VII/I, 128

Hasan-i Basri (RA) Hz.leri'nin Tarikatı Telkin Alması

 

Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri, sofilik hirkasini Imam-i Ali (KV) ve Imam-i Hüseyin (RA) Hz.leri’nden giymistir. Fazilet ve keramet sahibi bir kimsedir. Zahir ve Batin ilimlerini iyice ögrendi ve yetisti.[1]

Ilimde, rivayetlerinde çok basvurulan alimlerden oldu, Ashab-i Kiram'in Peygamberimizden (SAV) bildirdigi din bilgilerini ve dogru olan Ehl-i Sünnet îtikatini naklederek insanlarin hidayete kavusmasina hizmet etti.

Hasan Basri (RA) Hz.leri Resûlüllah (SAV) Efendimiz’e çok benzerdi. Tasavvuf (tarikat) hakkinda söyledigi sözler diger evliyalardan isitilmezdi. Resûl-ü Ekrem (SAV) Efendimiz’in zevcesi olan Ümmü Seleme (RA) buyuruyor ki: “Hasan Basri (RA) Hz.leri ilimde ve tasavvufta çok yüksek mertebelere nail olmustur. Cenab-i Hasan Basri (RA) Hz.leri yetmis yil, yere abdestsiz ayak basmamistir.”

Büyük bir mecliste mesayihtan birisi: “Hasan acaba niçin büyügümüz oldu?” diye sormus. Buna cevaben büyüklerden bir zat: “Ilim için büyük yaratiklar ona muhtaçtir. O ise halka ufacik bir ihtiyaç duymaz. Bizden üstünlügü bundandir.” demistir.[2]

Cenab-i Seyh Hasan Basri (RA) Hz.leri’ne bir takim insanlar gelerek: “Uyuyan gönlümüzü uyandir.” dediler. Seyh Hz.leri onlara hitaben: “Gönlü uyandirmak kolay bir istir, lâkin sizin gönlünüz ölmüstür. Zira hiç hareket etmezler.” dedi. Onlar da: “Öyleyse bizi biraz korkut.” dediler. O da: “Eger bugün korkarsaniz, yarin kiyamette emin olursunuz. Burada korkmayan kimsenin haline vah yazik.” dedi.[3]


[1] Ahmet Hilmi (Filibeli Seyhenderzade) Tarihi Islam 2. Cilt S.423,424; Islam Ansiklopedisi H. Hüzeyl Kismi S.515 ; Hasan Basri Kitabi S.22,78

[2] Hasan Basri kitabi S.257

[3] Hasan Basri kitabi S.223

Hasan-i Basri (RA) Hz.leri'nin Vefatı

O yüce Şeyh ömür seccadesi üzerinde hakikat namazları kılardı. Bu dünyaya da hiç gönül vermemişti. Son anında şöyle vasiyyet eyledi. “Acele edin, acele edin kurtuluş yoluna gelin, kurtuluş yoluna gelin. Kabe’nin Rabbine yemin ederim, sizin gelişinizle gidişiniz bir gibidir.”

Hayatının son anlarında kendisinden faydalanmak için birşeyler soranlara: “Size üç şey söyleyeceğim.” buyurdu ve şunları söyledi: “Size haram edilen şeylerden, insanların en çok sakınanı olunuz. Emredildiğiniz şeyleri iyi şekilde amel etmeye çalışınız.”

Ömrünün yılları hastalık ile geçti. Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin Mucizel Beyanındaki şu ayeti kerimeyi ölüm döşeğinde iken devamlı okudu: “Biz Allah'ın (CC) kuluyuz ve (öldükten sonra) yine ona döneceğiz derler.”[1]

Vefat etmeden önce şöyle buyurmuştur: “İnsanoğlu sıhhatli günlerinde ve hasta olduğu günlerde faydalı şeyler yapmış olsa (ömrünü iyi değerlendirse) ne iyi olur.” Bundan sonra da vasiyyetini şöyle yazdırmıştır: “Hasen ibni Ebil Hasen şehadet eder ki, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nden başka ilâh yoktur. Muhammed (SAV) O'nun (CC) Resulüdür.” dedikten sonra Nebiler Nebisi’nin (SAV) bir Hadis-i Şerif’ini rivayet etti: “Bir kimse ölüm anında sıdk ile Kelime-i Şehadet getirerek ölürse cennete girer.”[2]

Vefat etmeden az önce bir müddet kendinden geçti ve tekrar ayıldı. “Beni cennetlerden, pınarlardan ve güzel konaklardan uyandırdınız.” buyurdu.

Evinde, yapraklı hurma dallarından dokunmuş bir divandan başka bir şey bulunmayan Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri ölüm hastalığı sırasında şu duayı okudu: “Allah'ım (CC)! Ben bineğimin eğerini bağladım, yaygısı toprak olan kabir yerine seferimin hazırlığını yaptım. Benden sonra bana nisbet edilenlerle beni muâheze etme (sorguya çekme). Allah’ım (CC)! Resulünden (SAV) bana ulaşanı tebliğ ettim. Peygamberinin (SAV) hadisinin tasdik ettiği ile Kitabın olan Kur’an-ı Kerim’i tefssr ettim. Şu kadar var ki, ömrümün hesabından korkuyorum. Ömrümün hesabından korkuyorum.”

Hicret-i Nebeviyye’nin 110 (M. 728) senesinde 88 yaşında iken Muharrem ayının dördüncü Cuma günü Basra’da Âlemi Ahirete göç etmişlerdir. Halkın cenazesine katilması muhteşem olmuş ve rivâyete göre o gün camide ikindi namazı kılınamamiştır.[3] Zamanın Kutbül Arifini vefat ettiği gece rüyada gördüler. Sanki gök kapıları açılmış bir çağırıcı: “Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin kendisinden razı olduğu Hasan-ı Basri (RA) geldi.” diye sesleniyordu. Kabri Basra'da Sâlihiyye adı verilen yerde olup sevenleri tarafından ziyâret edilmektedir.

Yüce Allah (CC) Hz.leri şefaatlarına, al-i himmet, nazar ve muhabbetlerine bizi nail eylesin. (AMİN)


[1] El-Bakara S. A.156

[2] İbni Saad. Tabakatül Kebir 7/126,127 ; Muaz B. Cebel (RA) Hz.leri’nden riv. E.H.Ş.

[3] Osman Karadeniz, Hasan el-Basrî ve Kelâmî Görüsleri, D.E. Ü.ilâhiyet Fak. Dergisi, II, izmir- 1985

Hasan-i Basri (RA) Hz.leri'nin Bazı Menkibeleri

Büyük bir mecliste meşayıhtan birisi: “Hasan (RA) acaba niçin büyüğümüz oldu?” diye sormuş. Buna cevaben büyüklerden bir zat: “İlim için büyük yaratıklar O’na (RA) muhtaçtır. O  (RA) ise halka ufacık bir ihtiyaç duymaz. Bizden üstünlüğü bundandır.” demiştir.[1]

..........................................

 

Cenab-ı Şeyh Hasan-i Basri (RA) Hz.leri’ne bir takım insanlar gelerek: “Uyuyan gönlümüzü uyandır.” de­diler. Şeyh (RA) Hz.leri onlara hitaben: “Gönlü uyandırmak kolay bir iştir, lâkin sizin gönlü­nüz ölmüştür. Zira hiç hareket etmezler.” dedi. Onlar da: “Öyleyse bizi biraz korkut.” de­diler. O (RA) da: “Eğer bugün korkarsanız, yarın kıyamette emin olursunuz. Burada korkmayan kimsenin haline vah yazık.” dedi.[2]

..........................................

 

Firûz, Meysan muharebesinde İslâm ordularına direnme hatasına düşen bir Basralıdır ve esir alınır. Diğerleriyle birlikte Medine’ye getirilir ve köle olarak Zeyd bin Sabit’e (RA) verilir. Ancak ne zincir ne kırbaç bilir, ne de incitilir. Evin bir ferdi gibi yaşar, işine bakar. Hatta Peygamber (SAV) Efendimizin hanımlarından Ümmü Seleme’nin (RA) cariyesi Hayre ile evlenmeye kalkar. Kimse ona “Hadi ordan sen kölenin birisin” demez. Ev kurmasına yardım ederler. Ümmü Seleme (RA) Hayre ile evladı gibi ilgilenir, çeyizini yapar, evini döşer. Hatta “Bizim evin işinden ne olsun” der, “siz kendinize bakın.” Hayre buna rağmen kutlu kapıdan ayrılmaz. Evin kızı gibi gelir gider, sıkıldıkça içini döker. Çok geçmeden nurtopu gibi bir oğulları olur. İki köle (belki de sevinçlerini paylaşmak için) üç kıtaya yayılan devletin halifesi Hazret-i Ömer’e (RA) çıkarlar. Mübarek onları kapıda karşılar. Yer gösterir, süt, hurma ikram eder. Şirin bebeği kucağına alır ve sever. İri gözlerine ve minik burnuna bakıp “Ya Rabbim! Ne güzel şeyler yaratıyorsun” der. Firûz bir isim istediğinde düşünmeden “Hasan olsun” buyurur, “Hasana (güzele) Hasan yakışır!”

..........................................

 

Günün birinde Basra şehrine tam bir yıl yağmur yağmadı. Her taraf kuraklık içinde kaldı. Kıtlık baş gösterdi. Yağmur duasına çıktılar. Şeyh Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri minbere çıktı, vaaz ve dua etti. “İsterseniz yağmur yağsın, ama Hasan'ı (RA) Basra'dan kovun.” dedi, Camide cemaat arasında bir feryadı figan koptu, herkes ağlaştı. “Ey insanlar! İçinizden Hasan'ı (RA)  kovun da, Basra'ya yağmur yağsın. O günahkâr aranızdayken yağmur yağmaz, isterseniz yağmur yağsın.” Caminin içi birden okyanuslar gibi dalgalandı. Cemaat hıçkıra hıçkıra ağladı ve arkadan gök pınarı cömert cömert aktı.

..........................................

 

Bir başka gün de güzel kıyafetler içinde genç bir adam Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri’nin önünden geçiyordu. Gururlu bir edası vardı. Yüce Şeyh onu çağırdı. “Ey Adem oğlu! Sanki mezarı geride bırakmış, amelinin mükâfatını almış gibi gençliğine mağrur oluyorsun. Kabir henüz önündedir. Ecel peşindedir, tehlikeli geçitlerin hiç birini geçmemişsin, kalbine dön, düzelt. Rabbinin senden istediği beden ve elbisenin güzelliği değil, kalbinin İslah edilmesi ve hikmeti ile dolmasıdır.” buyurdu.

..........................................

 

Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri sıcak bir günde susamıştı. O din şeyhine bir bardak soğuk su getirdiler. “Ey gönüllerin ışığı! Buyur iç!” dediler. Hz. Şeyh bardağa elini uzattı, suyun soğukluğunu hissedince bir feryad kopardı ve bardağı yere atıp yere yığıldı. Ayılınca göz yaşlarını tutamıyordu. “Ya İmam! Ne oldu?” diye sordular. Dedi ki: “Suyun soğukluğunu hissettiğim vakit Cehennem ehlinin Cennet ehline nida ederek bu hususta Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin şu ayetini hatırladım: ‘Suyunuzdan biraz da bize akıtın.’[3] Aklım başımdan gitti.” İşte o büyük insan kıyametin dehşetinden böyle titriyordu. Sen ey Müslümanım diyen insan. O dehşetli günü hatırlayıp hazırlanabiliyor musun? Hazırlanabiliyorsan sana ne mutlu, bak ömür sermayen bitiyor ona göre hareket et.

..........................................

 

Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri bir gün cenaze ile kabristana kadar gitti. Cenaze kabre konduktan sonra kabrin başında o kadar ağladı ki, toprak ıslandı. Şöyle dedi: “Ey Allah'ın kulları! Uyanık olunuz. Kabir ahiret menzilinin evveli, dünya menzilinin de ahiridir. Madem ki hepimiz sonunda bu yere gireceğiz, dünyada nasıl şadolup gezeriz?” buyurdu.[4]

..........................................

 

Bir geceydi, yine zari zari ağlıyor ah ediyor, gözyaşı döküyordu. Tesadüfen evinin damı altından bir adam geçiyordu. Ay yüzlü Şeyh dam üstüne seccadeyi sermiş tefekkür ediyordu. Gözünden dökülen yaşlardan birkaç damla yoldan geçen adamın üstüne de düştü. Adam başını kaldırıp seslendi. “Ey Cihanın ışığı, bana isabet eden bu su temiz midir?” Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri alevler misali çırpınarak dedi ki: “Aman ey adem! Hemen elbiseni temizle. Zira bu dökülen bir günahkârın gözünün yaşıdır.” buyurdu ve yine buyurdu ki: “Acele edin! Zira nefesleriniz bir defa kesildi mi, bir daha sizi Allah (CC) Hz.leri’ne yaklaştıracak amelleri işleyemezsiniz. Allah (CC) Hz.leri o kimseye rahmet etsin ki, günahlarını hatırlayıp saydıktan sonra kendisi için ağlamıştır. Zira yüce Allah (CC) Hz.leri buyurur ki: ‘Biz onların günlerini saydıkça sayıyoruz.’[5]

Azrail (AS) bir evi hergün üç defa yoklar, ömrünü tamamlayanın canını alır, evdekiler feryad eder, Azrail (AS) kapıya kollarını gerer: ‘Ne ağlıyorsunuz? Bu adamın rızkı tükendi, canını aldım, boşuna ağlamayın. Devamlı olarak buraya gelip hiç birinizi bırakmayacağım.’ Ev halkı Azrail'i (AS) görse, dediklerini duysa ölüyü unutur, kendilerine ağlarlardı.” buyurdu.

..........................................

 

Bir mecliste delikanlı vardı, çok gülüyordu. Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri oradan geçiyordu. Delikanlıya sordu: “Ey genç adam sıratı geçtin mi?” Çocuk çarpılmış gibi oldu. “Hayır.” dedi. Hz. Şeyh yine sordu: “Gideceğin yerin cennet cehennem olduğunu biliyor musun?” “Hayır.” Bu sefer: “O halde bu kahkaha nedir a yavrum?” diye sorunca delikanlının gözleri birden yaşlarla doldu. Bundan sonra bir daha güldüğü görülmedi.[6]

..........................................

 

Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri’ni sevenlerden bir zat anlatıyor: “Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri’nin de bulunduğu bir kafile ile hacca gidiyorduk. Çölde susamıştık, bir müddet sonra bir kuyunun yanına ulaştık. Yanımızda kova ve ip yoktu. Hazret-i İmam (RA) Hz.leri: ‘Ben namaza durunca siz suyunuzu içiniz.’ dedi ve namaz kılmaya başladı. Su kuyunun ağzına kadar yükseldi. Kana kana içip susuzluğumuzu giderdik. Arkadaşlarımızdan biri kabına su doldurunca kuyunun suyu çekildi. Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri: ‘Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne sağlam bir tevekkülle bağlanmadığınızdan su kuyunun dibine çekildi. Bu çeşit sulardan azık alınmaz.’ dedi. Sonra buyurdu ki: ‘Dünyaya düşkün olan, muradına kavuşamaz. Bir gün olsun rahat nefes alamaz. Her gün, ayrı bir düşünce keder getirir. Ömür biter de ecel bir gün onu yakalayıverir. Sonunda, azıksız ahiret yolculuğuna çıkmak zorunda kalır.”

..........................................

 

Bir zaman Hasan-ı Basri, topluluklarda görünmez olmuş, camide oturmaktan vazgeçmişti. “Ashabını bıraktın, burada yalnız başına oturuyorsun” diyenlere şöyle cevap verdi: “Muhammed’in (SAV) in ashabından bir takım insanlara rastladım, bana dedilr ki: “Kıyamet gününde insanların iyisi, nefsini en çok muhasebe edendir. Kıyamet gününde en çok sevinecek olan da dünyada en çok üzüntülü olandır. Kıyamet gününde en çok gülen de dünyada en çok ağlayandır.”

..........................................

 

Ömer İbn Abdulaziz, kendisine hüküm ve kaza işlerinde yardım edecek kimseleri tavsiye etmesini istemiş , Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri kendisine: “Din ehli seni istemez, dünya ehlini de sen istemezsin.” demiştir.

..........................................

 

Basra’lı Şem’ûn kendi halinde bir mecusidir. Müslümanlarla içli dışlıdır ve bir sürü güzel haslet edinir. Kimseyle uğraşmaz, yalan söylemez, sözünde durur ve cömerttir. Sonra o gülyüzlü komşusunu (Hasan-ı Basri Hazretlerini) çok beğenir, uzaktan bile görse ayağa kalkar, hürmetle yol verir. Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri, Şem’ûn’un Müslüman olmasını çok ister. Hatta bazı geceler sabahlara kadar yalvarır onun ve onun gibiler için hidayet diler. Rahman ve Rahim olan Rabbimiz (CC) Hz.leri bu duaları kâbul eder ve mübareğin tebliğ için beklediği fırsatı önüne çıkarır. Nasıl mı? Anlatalım.

Şem’ûn amansız bir hastalığa yakalanır. Birkaç gün içinde mum gibi erir ki artık öleceğinin farkındadır. Hasan-ı Basri (RA) Hz.leribiraz süt, biraz hurma alır, komşusunun kapısını tıklatır. Şem’ûn onu görünce çok duygulanır. Ağlamakla gülmek arasında gidip gelen bir sesle “Ey asil komşum!” der, “Niye zahmet ettin ki?”. Hazret: “Ne zahmeti, vazifemiz değil mi?” buyurur. Şem’un: “Biliyor musun ben gidiciyim.” der. Hazret yanıt verir: “Hepimiz gidiciyiz.” Şem’un:

-“Korkarım ahirette de görüşemeyeceğiz. Zira inandıklarım doğruysa aynı yerde olmayacağız.”

Mübarek acı acı gülümser. “Peki” der, “ya benim inandıklarım doğruysa?” Sonra aralarında şu konuşma geçer:

-“Yine aynı yerde olmayacağız, zira beni taptığımla yakacaklar.”

-“Bak Şem’ûn ateş yaratıcı değil mahlûktur. Alemlerin Rabbi (CC) dilemezse kimseye bir şey yapamaz.

-“Müslümanlar buna benzer şeyleri çok söylerler ama ateşin yakmadığı nerede görülmüş?”
-“Ateşin yakmadığını görsen bana inanır mısın?”

-“İnanırım.”
Biliyor musunuz veliler hallerini bir sır gibi saklar, tanınmaktan, bilinmekten sıkılırlar. Ancak böylesi hayati kavşaklarda keramet göstermek zorunda kalırlar. Nitekim Hasan-ı Basri (RA) Hazretleri de mangaldaki ateşi avuçlar, kızgın korla kollarını sıvazlar. Şem’ûn hayretler içindedir. Büyük veli, bunlar sıradan şeylermiş gibi gülümser, “İstersen yanan fırına girelim” der, “var mısın?”

-“Yoo, hayır. Bu kadarı yeter.”

-“Görüyorsun işte. Senin, benim, dağların, göklerin, denizlerin yaratıcısı onu zararsız kıldı.”
-“Sanırım, Allah’ın (CC) büyüklüğünü kabullenmek zorundayım.”

-“Al, istersen dokunabilirsin. Eğer ateş bir şeye kaadirse yaksın da görelim.”

-“Diyecek bir şey bulamıyorum.

-“Ama benim diyecek çok şeyim var. Yapma Şem’ûn, kendine kıyma. Gel iman et ve kurtul. Altından nehirler akan köşkler, nefis şerbetler, bahçeler, huriler seni bekliyor. Bir kere kelimeyi şahadet söyle, ebedi saadete kavuş.”

-“Bu kadar kolay mı yani?”

-“Evet bu kadar kolay.”

-“Ama benim ömrüm günah içinde geçti.”

-“Benim ki de öyle ama Allah-ü teâlâ affedicidir.”

-“Ne desem bilmem ki, bunca yıldır mecusi olarak yaşadıktan sonra...”

-“Sakın “millet ne der?” diye düşünme, sadece kalbinin sesini dinle.”

-“Kalbim seninle beraber, yalnız endişelerim var.”

-“Nasıl yani?”

-“Sahi, Rabbim beni kâbul eder mi?”

-“Eder.”
-“Bana kulum der mi?”

-“Der.”
-“Emin misin?”

-“Adım gibi.”

-“Peki kefil olur musun?”

-“Olurum.”
-“Ahitname de yazar mısın?”

-“Yazarım.”
-“Mührünü de basar mısın?”

-“Basarım.”
-“İyi öyleyse, sen şimdi bana yapmam gerekenleri söyle.”

Şem’ûn oğullarını, yakınlarını çağırır. Kalabalığın huzurunda iman eder. Olacak bu ya hemen o gün ecel şerbetini içer. Onu söz konusu kâğıtla birlikte toprağa verirler.
Hasan-ı Basri (RA) Hazretleri hem şaşkın, hem sevinçlidir. Omuzlarından irice bir yük gitmiştir. Definden sonra evine gelir. Bir başına kalınca hadisenin muhasebesini yapar ve birden dehşete düşer. Büyük bir pişmanlıkla “Yaptığını beğendin mi” der, “Sen kim oluyorsun da ahidname veriyorsun? Kendini kurtaracağın şüpheli, kalkıp başkalarına kefil oluyorsun. Eyvah ki ne eyvah! Aman Allah’ım (CC)! Ben ne yaptım!”

O gece binlerce, onbinlerce kez tövbe eder, “Ya Rabbi (CC)! Ben acizin, zavallının biriyim” der, “n’olur bu cüretimi affeyle!” Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri o kadar ağlar ve o kadar yalvarır ki bitap düşer. Birara içi geçer, rüyasında Şem’ûn belirir, çok neşelidir. Öylesine nurludur ki dolunayı imrendirir. Başında cennet cevahirleriyle süslenmiş bir taç vardır. Hasan-ı Basri (RA) Hazretlerine döner “Meğer Allah-ü Teâlâ (CC) ne büyükmüş” der, “merhametinin zerresi benim gibi nice asiye yetti.”

-“Peki ya ahitname?”

-“Ona bakmadı bile, istersen geri verebilirim.”

-“Yalvarırım ver, n’olur ver.”

-“Al!”
Hasan-ı Basri (RA) Hazretleri heyecanla uyanır. Ne görse beğenirsiniz. Kâğıt elindedir.

..........................................

 

O yıllarda hayat herkes için zordur. Ama sıfırdan başlayanlar için (Firûz ve Hayre için) daha zordur. Üç beş dirhem yevmiye için karı koca bahçelere koşar, akşamlara kadar hurma toplarlar. Hasad zamanları oğullarını Ümmü Seleme’ye (RA) bırakırlar. Ümmü Seleme Validemiz, Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri’ne bağrına basar. Her istediğini verir, her dediğini yapar. Bu sevimli yavrunun ağlamasına dayanamaz. Hatta “N’olurdu” der, “onu bir emzirebilseydim” Öyle hulusi kalp ile dua eder ki, yaşlı olmasına rağmen göğüsleri süt dolar. Güzel çocuğu doyurur, ayağında sallayıp uyutur. Kalbinin yumuşadığı anlarda elini açar ve “Ya Rabbi (CC)” der, “Sen bu çocuğu âleme imam kıl. Ona uyanlar selâmet bulsun, azabdan kurtulsun.”

O yıl da ramazan bereketi ile gelir. Zeyd bin Sabit (RA), Firûz’u, Ümmü Seleme’de Hayre’yi azad eder. Bu şefkat iklimi garip kölelerin kalbini yumuşatır ve kendi istekleriyle Müslüman olurlar. Ümmü Seleme’nin (RA) terbiyesinden geçen Hasan-ı Basri (RA) farklı bir çocuk olur. Edipleri imrendirecek fasihlikte bir arapça konuşur ve akranlarının çelik çomak oynadıkları günlerde Kur’an-ı kerimi ezberler. En hoşlandığı şey cuma günleri Mescid-i Nebi’ye gidip Hazret-i Osman’ı (RA) dinlemektir. Zira bu gülyüzlü Halifeyi çok sever, hep onunla birlikte olmak ister.

..........................................

 

Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri babasının memleketine yerleşir. Burada Abdullah bin Abbas (RA), Enes bin Malik (RA), Abdurrahman bin Semûre (RA) gibi sahabilerin eteğine yapışır ve onlardan hisse kapar. Bir ara Sicistan seferine katılır, bir ara Horasan’a uzanır. Ondan sonra Basra’ya dönüp inci ticaretine başlar. Küçük kârlara razı olmasına rağmen büyük paralar kazanır ve hatırı sayılır bir servet sahibi olur. Ticaret bahanesiyle çok yer gezer. Bir seferinde yolu Kayseri’ye düşer. Burada acayip bir merasime şahit olur. Meydana altın direkli bir çadır kurar, kıymetli halılar, atlas yastıklar ve gümüş şamdanlar arasına bir tabut oturturlar. Askerler, çiftçiler, tüccarlar, hekimler, müneccimler çadırın etrafında dolanır, saçlarını başlarını yolarlar. Birara vezir, Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri’nin kulağına eğilir ve olup biteni izah eder. “Kayser’imizin genç bir oğlu vardı” der, “hem boylu poslu, hem de çok yakışıklıydı. Bir sürü lisan bilirdi ve bir çok fenlerde mahirdi. Hepimizden iyi ata binerdi. Attığını vurur, vurduğunu devirirdi. Ancak bir gün hastalanıverdi. Nice bilge hekimlerin yaptığı ilaçlar fayda vermedi. Görüyorsun işte, ölüme çare mi var?”

Bu hadise Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri’ne çok tesir eder. Ani bir kararla Basra’ya döner ve elindekini avucundakini fukaraya dağıtır. Zahiri ilimlerde zaten hatırı sayılır bir alimdir. Ancak dahasını yapmalı, yaratıkları bırakıp yaratana koşmalı, bir gönül ehlinin önünde diz çöküp sırlara kapı aralamalıdır. Artık gerçek incileri devşirmenin zamanı gelmiştir...

..........................................

 

Adamın biri Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri’ne gelir. “Biliyor musunuz?” der, “filanca sizin hakkınızda olmayacak şeyler söylüyor?”

-“Nerden biliyorsun?” 

-“Kulaklarımla duydum.”

-“Nerede?”

-“Fitnecinin evinde”

-“Orada ne arıyordun?”

-“Ziyafete gitmiştim.”

-“Peki neler ikram etti?”

-“Çorba, börek, pilav, tatlı, dolmalar, köfteler, meyveler, şerbetler... Bir sürü şeyler işte.”

Mübarek verdiği cevapla kendisine gelen kişiyi sükut ettirir: “Bütün bunları içinde tutuyorsun da o üç beş kelimeyi niye tutamıyorsun?”

..........................................

 

Bir gün biri Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri’ne: “Falanca sizin dedikodunuzu yapıyor.” der. Bu söz üzerine Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri de bir tabağın içine para doldurarak hakkında gıybet eden zâta gönderir, gönderdiği adama da şöyle söylemesini tembih eder: “Duydum ki işlediğiniz iyilikleri bana bağışlıyormuşsunuz. Buna karşılık ben de size bu naçiz hediyemi takdim ediyorum. Kabul etmenizi rica ederim.”[7]


[1] Hasan Basri kitabı S.257

[2] Hasan Basri kitabı S.223

[3] El-Araf S. A.50

[4] Tercüme-i Tezkiratül Evliya S.37

[5] Meryem S. A.84

[6] El İhya 4/339

[7] Zübde Adlı Kitap; Dürretül Vaizin S.954

Hasan-i Basri (RA) Hz.leri'nin Bazı Hikmetli Sözleri

“İnsan dünyadan üç şeye hasretle gider. Topladığına doymaz, umduğuna kavuşamaz, önündeki ahiret yolculuğu için iyi azık temin etmez.”

..........................................

 

“Dünyanın senden sonra nasıl olduğunu görmek istersen, senden evvel ölenlerden sonra ne olduğuna bak.”

..........................................

 

“Başkalarından sana söz getiren, senden de ona götürür. Onunla sohbet edilmez, arkadaşlık yapılmaz.”

..........................................

 

“Rabbini bilen onu sever, dünyayı bilen ondan yüz çevirir.”

..........................................

 

“Mü'min gafil olmaz, boş işlerle uğraşmaz. Düşündüğü vakit üzülür.”

..........................................

 

“Kişi isyan sebebiyle, gece ibadetinden mahrum olur. Mü'min devamlı olarak nefsine hakim olur ve onu Allah için hesaba çeker. Dünyada kendilerini hesaba çekenlerin ahirette hesabı iyi geçer. Ahirette hesabı ağır olanlar, dünyada kendi muhasebelerini yapmayanlardır.”

..........................................

 

Hasan Basri (RA) Hz.leri’ne: “Gece namaz kılanların yüzleri niçin güzel olur?” diye sorduklarında, Hasan Basri (RA) Hz.leri şöyle yanıt verdi: “Çünkü onlar Rahman (CC) ile başbaşa kalmışlar ve Rahman (CC) da onlara kendi nurundan nur vermiştir.” buyurdu.

..........................................

 

“Her sağlam olana bir dert, her gence bir ihtiyarlık ve her ihtiyara (her insana) bir ölüm gelecektir.”

..........................................

 

Hasan Basri (RA) Hz.leri: “Yarın ruh cesetten ayrılmayacak mı? İnsan evladından ve malından ayrılmayacak mı? Kefene sarılıp mezara konmayacak mı? Ey insanoğlu, beldeler harab olacak, mal mülk dağılacak çocuklar yetim kalacak. Ey insan, insanların çokluğuna bakıp da aldanma, çünkü sen yalnızsın, yalnız öleceksin. Kabre yalnız gireceksin, kabirden yalnız kalkacaksın ve kendi hesabını kendin vereceksin” buyurdu.[1]

..........................................

 

Şeyh Hz.leri buyurdu ki: “Allah (CC) Hz.leri o kula rahmet etsin ki, günahlarına ağlamış kötülüklerden uzaklaşmış, Allah (CC) Hz.leri’nin rahmetine yönelmiş ve ölünceye kadar bu halini devam ettirmiştir.”

..........................................

 

“Tefekkür, sana iyi ve kötü fiillerini gösteren bir aynadir.”

..........................................

 

“Mü'min, daima nefsinin hâkimidir. Onu Allah (CC) için inceler. Dünyada nefsini murâkabe edenlerin hesabi, âhirette kolay olacaktir. Kendilerini murâkabe ve muhâsebe etmeyenlerin hesabi da zor olacaktir” dedigi bilinmektedir.



[1] İslam Ansiklopedisi 2.Cilt. 8:200,205 (Tafsilat Hasan Basri Hz. adlı kitapta mevcuttur.)