|
|||
|
Allah-ü Teala (CC) “Allah (CC), size nasıl hidayet ettiyse O’nu (CC) öyle anınız.”[1]
Zikir makamlarının her birine has ayrı mertebesi vardır. O zikirler ya cehren yapılır, ya da hafi… Yani, ya açık sesle; yahut da kalbten.
Zikir ilk defa dilden olur. Sonra; isterse geçer. Sonra kalbe gelir. Sonra ruha geçer. Sonra kalbten de ötede olan, sır aleminde olur. Sonra hafi; sonra, hafinin daha hafisi…
Kalbin zikri kendi özünde, celal ve cemal sıfatının tecellisini duymaktır.
Şu iyi bilinmelidir ki; bu gizlinin gizlisi, Hafiyyul Ahfa, tabir edilen hale Allah-ü Teala’dan (CC) başkası muttali olamaz. Bunu şu Ayet-i Kerime ifade eder: “Sırrı ve en gizliyi muhakkak o bilir.”[2]
Yukarıda anlatılan zikirlerden sonra bir başka ruh hasıl olur. Bu, anlatılan,
bütün ruhlardan daha latiftir. Buna, Tıfl-ı Maani adını da verirler.
Sonra bu, yukarıda anlatılan tavırlara varmak için latif bir davetçidir. Oradan
da Allah-ü Teala’nın (CC) zatına…
Bu ruhî hal herkeste bulunmaz. Ancak has kullarda bulunur. Bunu şu Ayet-i Kerime bize anlatır:
“O (CC), ruhu, emri olarak kullarından
dilediği kimsenin kalbine yerleştirir.”
“Dünya, ahiret ehline haramdır. Ahiret, dünya ehline haramdır. Dünya ve ahiret, Allah-ü Teala’nın (CC) zatını arzu edenlere haramdır.” Bu ruh, Tıfl-ı Maani’dir. Allah-ü Teala'ya (CC) vusul oradan olur.
Şeriat hükümlerinin muhafazası için, cismi doğru yoldan yürütmek gerek. Gece gündüz, gizli aşikar, Allah-ü Teala’nın (CC) zikrine devam icab eder. Hak yolu arayanlara daima Allah’ı (CC) anmak farzdır. Bunun gerekli olduğunu şu Ayet-i Kerime bize anlatmaktadır:
“Allah’ı (CC) ayakta, oturarak ve yan gelip istirahat ettiğiniz zaman anınız.”[3]
Yine buyuruyor: “Onlar, Allah’ı (CC) ayakta,
oturarak, yan gelip istirahat ettikleri zaman anarlar. Ve yerin göğün
aratılışındaki hikmeti düşünürler.”[4]
|