Alkol ve sigaranın korkunç yüzü
İngiltere’de yapılan ve sonuçları The
Lancet dergisinde yayınlanan bir araştırmada, sağlığa zararlı
maddelerin tehlikesi, topluma verdikleri gerçek zarara göre
yeniden derecelendirildi. Araştırmada alkol ve tütün topluma
en çok zararlı 10 madde arasında yeraldı.Araştırmayı yapan
Bristol Üniversitesinden Profesör David Nutt ve arkadaşları,
herhangi bir uyuştucunun topluma verdiği zararı derecelendirmek için
üç ölçüt belirledi ...Sıralamada alkol en zararlı 5. madde
belirlenirken, tütün 9. oldu...Araştırmacılar, bu sonuçlar üzerine
alkol ve tütünün ilaçların kötüye kullanımı yasası dışında
tutulmasının keyfi olduğunu savundular. Nutt ve arkadaşları, bu
sonuçlar üzerine “alkol ve tütünün “İlaçların Kötüye Kullanımı
yasası dışında tutulmasının keyfi olduğunu” savundular. Nutt, “bütün
uyuşturucular tehlikelidir. Hatta insanların bildiği ve sevdiği ve
hergün kullandığı uyuşturucular bile” dedi ve insanların tehlikeler
konusunda bilinçlendirilmesi için daha fazla eğitim verilmesi
gerektiğini söyledi.
23 Mart 2007
Kanserin sebeplerinden
biri de alkol
Dünya
kamuoyunda şarabın sağlık için yararlı olduğu yönünde genel bir
düşünce olduğunu hatırlatan Dr. Boyle, "Bu yanlış, her şarap
bardağı, kanser riskini yüzde 7 oranında artırıyor. Alkollü her
içecek aynı oranda kanser riskine sebep oluyor." dedi.Dünya Sağlık
Örgütü bünyesinde faaliyet gösteren Birleşmiş Milletler Uluslararası
Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), sigara ve tütün ürünleri,
fiziksel aktivite eksikliği ve obezite ile birlikte alkolü de
kanserin en büyük sebepleri arasında gösterdi.Kanserin küresel bir
sorun haline gelmeye başladığını dile getiren Dr. Boyle, sigara ve
tütün ürünlerinin yanı sıra şarabın da alkol içerdiğini ve kansere
sebep olduğunu ifade etti. (Zaman :08
Nisan 2007)
Alkol kanseri tetikliyor!
İngiltere'de yapılan bir araştırma, her gün az da olsa şarap ya
da bira içmenin bağırsak kanserine yakalanma riskini artırdığını
ortaya koydu. Kanser Araştırma Enstitüsünden Profesör Tim Key ve
ekibinin yaptığı araştırma, günde 2 büyük kadeh şarap ya da 2 bardak
bira içmenin bağırsak kanserine yakalanma riskini yaklaşık yüzde 25
artırdığını gösterdi. Her gün bir kadeh şarap ya da bir bardak
bira içenlerinse hastalığa yakalanma riskinin yüzde 10 arttığı
ortaya çıktı.Key, Daily Telegraph gazetesinde yayımlanan
açıklamasında, "Araştırmalar çok açık şekilde ne kadar alkol
alınırsa bağırsak kanserine yakalanma riskinin o kadar arttığını
gösteriyor" dedi."Riskin artışı çok önemli değil, ancak insanların
alkol tüketimini sınırlandırarak başta bağırsak kanseri olmak üzere
bazı kanser türlerine yakalanma riskini azaltabileceklerini anlaması
gerek" diye konuştu. International Journal of Cancer dergisinde
yayımlanan ve 6 yıl süren araştırmaya, 10 Avrupa ülkesinden 1800'ü
bağırsak kanserine yakalanmış 478 bin kişi katıldı. 31 Temmuz
2007

AB,
artan alkol tüketimine savaş açtı
AB
Sağlık Komisyonu Avrupa Birliği ülkelerinde alkol tüketiminin
korkunç boyutlara ulaştığına dikkat çeken bir rapor hazırladı.
Raporda alkolle mücadele için alkol satışı yaşının 18'e çıkarılması,
sürücü ehliyeti alan gençlere alkol yasağı getirilmesi, reklamların
sınırlandırılması gibi tavsiyelerde bulunuyor.Avrupa Birliği Sağlık
Komisyonu, Avrupa'daki artan alkol tüketimine dikkat çekerek,
çocukların, gençlerin ve hamilelerin alkol tehlikesine karşı
korunması gerektiğini açıkladı. Komisyonun Sağlık Komiseri Markos
Kyprianou'nun konuyla ilgili hazırladığı "strateji belgesi"nde alkol
satışı yaşının 18'e çıkarılması, sürücü ehliyetini yeni alan
gençlere alkol yasağı getirilmesi, otobüs ve kamyon sürücülerine
"sıfır tolerans" tanınması, televizyon ve sinemalarda alkol
reklamlarının sınırlandırılması gibi öneriler yer alıyor.
26/10/2006
BOYLE YAZARLAR
VARKEN
Hürriyet Gazetesi Yayın Yönetmeni Ertuğrul
Özkök, - 17 Aralık’ta yazdığı bir yazıda, kendisine hediye olarak
gelen bir şarap kataloğundan yola çıkarak, ülkemizdeki alkol
tüketiminin aslında az olduğunu, birtakım rakamlar vererek
açıklamıştı. ‘Türkiye, içki tüketiminde Avrupa Birliği’nin en alt
sırasında yer alıyor. En alt sıra derken, arada birkaç puan var da
demiyorum. Onlarda yılda 15 litre ise bizde bir litrenin biraz
üstünde... Alkolü arkadaş yemeklerinde, keyifli aile hafta
sonlarında tüketen insanlar.’Ne ki Yeşilay’ın yaptığı
son araştırma elime geçti, durum Ertuğrul Bey’in yazdığı gibi
değildi. Ve durum üzülecek gibi filan da değildi; resmen dehşete
düşürecek türdendi. Size hemen rakamları vereyim. Ülkemizdeki kişi
başına alkol tüketimi Ertuğrul Özkök’ün buyurduğu gibi ‘1 litrenin
biraz üzerinde’ filan değildi. Bu rakam olsa olsa 1930 yılında
böyleydi. Yeşilay’ın araştırmasına göre kişi başı alkol tüketimi 1
litrenin ‘bayağı’ üzerindeydi! Sıkı durun ülkemizde kişi başı alkol
tüketimi yıllık 20 litreyi bulmuş durumda. Avrupa Birliği
ülkelerinde bu rakam kaç biliyor musunuz: 15 litre!Ülkemizde 7
milyonu bağımlı olmak üzere 25 milyon alkol tüketicisi var. Ve alkol
tüketimi yine Ertuğrul Bey’in buyurdukları gibi ‘keyifli aile hafta
sonları’nda olmuyor. Alkole başlama yaşı 11’e düşmüş durumda.
Uyuşturucuya ise 12. Raporun şu dehşet kısımlarını sizlerle
paylaşmak isterim: “Öğrencilerin yüzde 53’ünün esrarı denediği;
yüzde 22’sinin ara sıra kullandığı, yüzde 8,5’inin sürekli
kullandığı, yüzde 10’unun eroini denediği, yüzde 4’ünün ise sürekli
kullandığı belirlendi. Yine aynı araştırmada öğrencilerin yüzde
8,8’inin kokaini denediği, yüzde 4’ünün sürekli kullandığı, yüzde
35’inin yapıştırıcı ve uçucu madde denediği ve yüzde 6’sının sürekli
bu maddeleri kullandığı saptandı.”
BUYUR
BURADAN YAK :
Salihli'de yaşanan bir çok
çirkin olay nedeniyle kaymakam İsmail Develi okul ve cami bahçesinde
içki içilmesini yasakladı. Bu durumdan rahatsız olan CHP
milletvekili Nuri Çilingir, dava açarak yasağı kaldırdı.( Yeni Şafak :04.11.2006 )

Alkole de 'ölüm' yazısı!
İngiltere'de,
alkollü içeceklerin üzerine de sigara paketlerinde olduğu gibi
''sağlık uyarılarının'' yer alması zorunlu hale
getirilecek.Hükümetin planı çerçevesinde, alkollü içeceğin üzerinde
alkol miktarının yanı sıra hangi sürede ve miktarda içilirse ne tür
hastalıklara yol açabileceğine dair bilgiler de yer alacak.
14 Nisan 2006
Amerika'daki bütün parklarda ve göl kıyılarında bu
levha vardır!TÜRKİYE DE OLSA HEMEN LAİKLİK ÖNPLANA
ÇIKAR!
Kırmızı şarap ilaç değil!
Dünya Sağlık
Örgütü (DSÖ) Kalp Damar Hastalıklarını Önleme Projesi Türkiye
Koordinatörü ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi
Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bülent Görenek,
kırmızı şarabın kesinlikle bir kalp ilacı olmadığını söyledi....
Doç. Dr. Görenek, şöyle konuştu: "Son
yıllarda koroner arter hastalarına sanki bir ilaçmış gibi kırmızı
şarap tavsiye edildiğine sıklıkla tanık oluyoruz. Kırmızı şarabın
koroner arter hastalıklarında koruyucu etkisinin olabileceği yönünde
bazı çalışmalar mevcut. Bu faydanın içerdiği alkolden mi yoksa
üzümden mi kaynaklandığı, direk olarak şaraba kırmızı rengi veren
madde ya da antioksidanlar mı ilişkili olduğu tam olarak ortaya
konamamıştır. Kırmızı şarap kesinlikle bir kalp ilacı değildir.
Bu bakımdan bugünkü kanıta dayalı tıpta koroner kalp hastalarına
rutin olarak önerilmesi doğru değildir. Çünkü elimizde hastalara
tavsiye edeceğimiz kadar güçlü, kesin bilgiler yok. Hatta belli
bir seviyenin üzerinde kalp hastalarına zararlı
olabilmektedir."

"KIRMIZI ŞARAP KURTARICI
DEĞİLDİR"
...Kalp hastaların bu konuda
çok hassas olmaları gerektiğini bildiren Doç. Dr. Görenek,
hastaların kırmızı şarabı bir ilaç veya kurtarıcı olarak görmemeleri
gerektiğini kaydetti. Doç. Dr. Görenek, alkolün kalori
değerinin yüksekliğinden dolayı kilo aldırıcı etkilerinin, kalp
damarlarının tıkanmasını artırabileceği, ani ölümlere sebep
olabileceğinin unutulmaması gerektiğini ifade ederek, şöyle devam
etti:"Bu bakımdan, alkol tüketmeyen, ya da alkolü bırakabilecek bir
kalp hastasının kırmızı şaraba başlamaması gereklidir. Çünkü bu
şarabın olumlu etkileri henüz genel tıp çevreleri tarafından kabul
görmemiştir. Hele hastaların bağımlı olmalarına kesinlikle müsaade
edilmemelidir..."
(12 Ağustos
2005 Milliyet )

Şarap, insanı eder harap
!
Şarap, üzüm
suyundan elde edilen alkollü bir içecektir. Üzüm suyunda bulunan
mayalar, fermentasyon adı verilen bir işlemle alkol ve karbondioksit
gazı açığa çıkarırlar ve şarap oluşur. Şarapta yüzde 10-14 arası
alkol vardır. Şarap bilindiği üzere aklı, şuuru etkilemek sûretiyle
sarhoşluk veren ve sağlığa zararları olan bir içkidir.

FRANSIZLAR FAZLA ŞARAP TÜKETİYOR
Şarabın
sağlığa yararlı olduğu görüşünü savunanların dayanak noktası Fransız
toplumundaki bir gözlemdir. Fransızlar kalp damar hastalığı
açısından risk olarak kabul edilen yağdan (doymuş yağlar) zengin bir
diyetleri olmalarına rağmen, İngilizler'e oranla daha az kalp damar
hastalığına yakalanmakta ve daha az kalp krizi geçirmektedirler.
Fransızlar'ın daha fazla şarap tükettiğini savunan bazı bilim
adamları, aradaki Fransız toplumu lehine farkın, şarap tüketimin
Fransız toplumunda daha fazla olmasından kaynaklandığını
savunmaktadırlar.
Oysa Fransızlar'ın daha az kalp hastalığına
yakalanmalarının sebebinin şarap olduğu görüşü, dünyanın önde gelen
otoriteleri arasında kabul görmemektedir. Kalp hastalıkları
konusunda tüm dünyadaki uzmanların referans olarak kabul ettikleri
Amerikan Kalp Vakfı (American Heart Association) kesinlikle şarap
içmeyi tavsiye etmemektedir.
http://www.americanheart.org/presenter.jhtml?identifier=4422
ŞARABIN KALP KRİZİ RİSKİNİ AZALTTIĞINI GÖSTEREN İLMİ BİR DELİL
YOK
Amerikan Kalp Vakfı beslenme
komitesi üyesi olan Columbia Üniversitesi'nden Prof. Ira Goldberg,
şarap içmenin kalp krizini azalttığını gösteren hiçbir kabul
edilebilir bilimsel veri olmadığını, bunun yerine kalp krizi riskini
azaltmak için bilimsel olarak ispatlanmış kolesterol ve tansiyonu
düşürmek için kilo verilmesi ve yeterli spor yapılması gibi
tedbirlerin alınmasını önermektedir. Goldberg "şarap veya herhangi
başka bir içki içmenin klasik metodların yerine geçemeyeceğini"
bildirmektedir.
Goldberg Fransızlar'da kalp damar hastalığının
daha az görülmesinin şarap içmekten değil taze meyve, sebze ve daha
az oranda süt ürünleriyle beslenmeye bağlı olabileceğini ifade
etmektedir.
Ayrıca kalp damar hastalıklarının oluşumunda genetik
özelliklerin rol oynadığı bilimsel olarak ispatlanmış bir gerçektir.
Dolayısıyla Fransızlar'da kalp damar hastalığı ve kalp krizi
riskinin İngilizler'e oranla daha düşük olmasının sebebi genetik
olabilir. Zaten dünyada şarap yalnız Fransa'da içilmemektedir.
İtalya'da şarap daha fazla içilmektedir. Kaldı ki dünyanın her
tarafında şarap tüketilmektedir. Bu mantıkla dünyanın her yerinde
aynı etkinin gözlenmesi gerekirdi. Oysa gerçek farklıdır.

Yorumsuz!
ŞARAP, KALP DAMARINI KORUMUYOR
Fransızlar'da İngiliz toplumuna oranla daha fazla şarap tüketildiği
için kalp damar hastalığına yakalandığını ortaya koyan hiçbir
bilimsel çalışma yoktur. Bu varsayım bilimsel bir gerçek değil olsa
olsa şarapçıların bir temennisidir.
Şarapla ilgili haberlerde
dikkat edilirse özellikle kırmızı şarabın içinde antioksidan
maddeler olduğu ve bu maddelerin iyi kolesterolde artmaya neden
olduğu ve özellikle kalp damarlarını koruduğu ileri sürülmektedir.
Ancak vitamin E gibi antioksidanlarla yapılan çalışmalarda kalp
damarlarını koruyucu etki
gösterilememiştir.
Kaldı ki
şarapta bulunan antioksidanlar fazlasıyla fermente olmamış olan üzüm
suyundan, üstelik şarabın getireceği hiçbir tehlike olmadan
rahatlıkla alınabilmektedir. Amerikan Kalp Vakfı'nın bu görüşleri
İngiliz Kalp Vakfı tarafından da desteklenmektedir.
Bristol
Üniversitesi Kimyasal Patoloji bölümü bilim adamları günlük alınan
üzüm suyunun (kötü kolesterol LDL kolesterol okside edici etkisinin
daha az) kalp hastalıklarına koruyucu etkisinin daha fazla
bulunduğunu göstermişlerdir.
Amerikan Kalp Vakfı (AKV) bilim
adamları iyi kolesterolü yükseltmek için bunun yerine çok daha
etkili olan düzenli spor yapma veya "Niacin" adı verilen ilacı
almayı böylece şarabın zararlarından korunmayı tavsiye etmektedir.
ŞARAP PROPAGANDASINA
DİKKAT!
Son zamanlarda basında
"şarabın insan sağlığına yararları", "günde 1-2 kadeh şarap kalp
krizi riskini azaltıyor", "kırmızı şarap kalp krizi riskini
azaltıyor" başlıklı haberlerle yoğun bir şarap propagandası
yapılmaktadır. Oysa şarap her şeyden önce alkollü bir içecektir.
Alkolün insan sağlığına olan olumsuz etkileri yalnızca modern tıbbın
verileri ışığında değil binlerce yıldır bilinen bir
gerçektir.
Ancak bu yoğun şarap
propagandası taşıyan haberlere dikkat edildiğinde, şarabın "güya"
insan sağlığına yararlı olduğu, özellikle kırmızı şarabın kalp krizi
riskini azaltıcı etkisi varmış gibi iddiaların bilimsel
araştırmalara dayandığı ve sanki ispatlanmış bilimsel bir gerçekmiş
gibi topluma lanse edildiği görülmektedir. Oysa konuyu biraz
derinlemesine araştırınca bunun bir aldatmaca olduğu açıkça
görülmektedir.
ALKOLLÜ
İÇKİLER
Alkol
kelimesi, Arapça asıllı bir kelimedir. Arapça da, kirpikleri boyamak
için kullanılan pudra şeklindeki toz manasına gelen “el-kühul
(el-küûl)” kelimesi, hemen bütün batı lisanlarına geçmiş, Türkçe ye
de batı kaynaklı lisanlardan, Türkçe okunuşu şekli olan alkol
halinde gelmiştir.Alkollü içkilerde, kimyevî yönden bir çok çeşit
alkol olmasına rağmen, en önemli olanı etil alkol dur. Bu madde
kimyasal olarak etanol, yaygın olarak ta, hububat ispirtosu (grain
alcohol) olarak adlandırılır.İçkilerde bulunan diğer alkol çeşidi
metil alkol veya metanol dur. Bu alkolde, halk arasında daha çok
odun ispirtosu olarak bilinir. Metil alkol antifrizlerde ve
yakacaklarda olduğu gibi bazı mamullerde ticari maksatla
kullanılmaktadır. Metil alkol öldürücü bir zehirdir. Çok az
miktarları dahi körlüğe ve ölüme yol açar. Kaçak olarak yapılan
içkilerde bazen metil alkol bulunur ve bu bir çok ölümlere yol
açmıştır.Bir diğer alkol çeşidi de izopropil alkoldür. Bu alkol
çeşidi de kesinlikle zehirlidir. Fakat alkol deyince kast edilen
mana daha çok etil alkoldür.
Alkollü İçki Nedir?
Dinimizce Haram Edilmiş Olan Alkollü İçki Tabirinden Ne Anlamalıyız?
Alkollü içkiler, hangi
içki tipinde olursa olsun, meyve ve tahılların fermantasyonu,
mayalandırılması neticesinde elde edilir. İçkinin tamamı alkol
değildir. İçerisinde su, şekerli maddeler ve benzeri şeyler bulunur.
Fakat hangi tipte olursa olsun, içkilerde vücuda asıl zararlı
olan, sarhoşluk yapan madde etil alkol dediğimiz kimyevî maddedir.
Etil alkol değişik içkilerde farklı nisbetlerde bulunur. Meselâ etil
alkol birada %5-7, şarapta %15-20 nisbetinde iken; cin, likör ve
rakıda %45-50, votka ile viskide ise %65-70 nisbetinde bulunur.
Alkollü içkilerin
muhtevasında, mineraller, vitamin, proteinler ve yağlar gibi vücuda
faydalı olan maddeler bulunmaz. Onun için, alkollü içkilerin hiçbir
besleyici değeri yoktur.
Peygamber (s.a.v.)
efendimiz, bir hadis-i şeriflerinde, “Bir şeyin çok miktarda
alınması insana sarhoşluk veriyorsa onun azıda haramdır” (Ebû Dâvûd,
Sünen, c.II, s.294; Tirmizi, Eşribe 3) diye buyurmuşlardır. Bu hükme
göre az miktarlarda da olsa, terkibinde etil alkol bulunan her madde
dinen haram demektir.
Alkol Bir İlaç Olarak
Kullanılabilir mi? Bilhassa Kalb Hastalıklarına Faydalı Ciheti Var
mıdır?
Alkolün ilaç olarak
kullanılması fikri kesinlikle kabul edilmemektedir. Buna misal
olarak Amerikan Tıp Birliği’nin (American Medical Association) bu
konudaki kesin ifadelerini verebiliriz. Yani tıp yönünden Amerika’da
yetkili bir heyet şöyle diyor: “Alkollü içkilerin tedavi edici bir
ilaç gibi ve vücuda faydalı bir gıda gibi kullanılmasının hiç bir
ilmî temeli, esası yoktur.” (The
Journal of American Medical Association, 68: 1837, 1917)
Ayrıca aynı teşkilât kalb
krizinin tedavisinde alkolün faydalılığını kabul etmemektedir.
Yapılan çalışmalar, koroner kalb hastalığında bir bardak viskinin,
dil altına konulan bir tek nitrogliserin tabletinin 1/150 (yüz
ellide bir)’i kadar dahi tesiri, faydası olmadığını göstermiştir.
Viskinin, kalb
hastalığı geçirenlere iyi geldiği kanaati kesinlikle yanlıştır. Bu
fikirler içki imal eden firmaların reklâmlarından kaynaklanmaktadır.
Söylenenin tam aksine, içki içtikten sonra enfarktüs geçiren pek çok
hasta vardır. Alkol alan şahısta cilt damarlarının genişlemesi
alkolün vücuttan atılması için meydana gelen bir reaksiyondur. Cilt
damarlarının bu genişlemesine kalbin kendisini besleyen damarlar
refakat etmediği gibi, alkol alan şahısta dokuların oksijenlenmesi
tehlikeli şekilde azalır ve bu da enfarktüs riskini
arttırır. ( 1- The Journal of The American Medical
Association, 143:355, 1950. 2- Circulation, 1:700, 1950, 3- American
Heart, 3:5, 1953, 4- The Lancet, 346:716, 1995. )
Bir hadis-i şerifte şöyle
buyurulmaktadır: “Şu muhakkak ki içki deva değildir. Bilâkis
marazdır. Yani hastalık vericidir.” (İbn-î Mâce, Tıp, 27; Müslim,
Eşribe, 12) İşte belirttiğimiz, içkinin hangi çeşidi olursa olsun
ilaç gibi kullanılamayacağı tarzındaki ifadeler, bu hadis-i şerifin
açık bir teyidinden ibarettir.
İçki Tansiyonu Düşürür
mü, Yüksek Tansiyonlularda Az Miktarda İçki Kullanılmasının Faydası
Olur mu? Yoksa Zararı mı Olur?
Alkollü içkilerin az
miktarda kullanılmasının bilhassa kalbi besleyen damarlarda
vozadilatasyon yani damar genişlemesi yaparak faydalı olabileceği
fikri mevcuttu. Bu kanaatin yanlışlığı yapılan yeni çalışmalarla çok
daha iyi bir şekilde anlaşılmıştır. Alışkanlığı olan veya daha önce
hiç içki kullanmamış şahıslarda, tansiyonları normal veya yüksek
olsun, şahısların hepsinde az miktarlarda bile alkol kullanılması
tansiyonu arttırmaktadır.(10), (11)
15-80 yaşları arasındaki
80.000 şahısta yapılan çalışma, günde normal büyüklükte bir
bardak içki kullanan şahsın tansiyonu (sistolik basınç) ortalama 1
mmHg artmaktadır. Günde iki bardak veya daha fazla miktarda içki
kullananlarda, içki içmeyenlerle mukayese edilince, tansiyon âdeta
ikiye katlanarak artmaktadır.(12), (13) Alkollü içkiler, batı
memleketlerinde erkeklerde görülen bütün yüksek tansiyonların
takriben %10’nun sebebidir. Bazı memleketlerde bu nisbet %33’e kadar
çıkar.(14)
Alkol Gıdaların
Hazmına veya Sindirilmesine Faydalı mıdır?
Bunun tersi
doğrudur. Yani değil alkollü içkilerin hazma faydalı olması,
bilakis hazmı geciktirdiği gösterilmiştir. Çünkü alkol sindirim
kanalı duvarlarında tahriş edici sebebi ile fazlaca mukus ve
hidroklorik asit salgılanmasına vesile olur. Bu ise sindirime menfî
tarzda tesir eder. Alkolün hangi çeşidi olursa olsun, ne miktarda
olursa olsun, sindirimi tembih edici bir madde olarak kabul
edilemez. Bira ve şarapta bu prensibin haricinde değildir.(15) (Bu
konu için 78. sahifeye de bak.)
Alkollü İçkiler Vücudu
Isıtır mı, Yani Vücut Sıcaklığını Arttırmak İçin Soğuklarda
Kullanılabilir mi?
Alkol, bırakalım vücut
sıcaklığını yükseltmek, bilakis vücut sıcaklığını düşürücü tesire
sahiptir. Şöyle ki, alkol kullanan şahsın cilt damarlarını
genişletir. Bu ise vücuttan hararetin kaybına vesile olmaktadır.
Hatta sarhoş şahsın hisleri azaldığı için, şiddetli soğuklarda
sokakta kaldığını bile fark etmeyebilir. Donma tehlikesi dahi
geçirebilir.(16) Rus İnterfax Ajansı’nın haberine göre 1995-1996
kışında sadece Moskova’da toplam 600 kişi soğuktan donmuştur.
Bunların tamamı alkolik kişilerdir.
Alkol Direkt Olarak Ölüme
Yol Açabilir mi? Yani Âdeta Bir Zehir Gibi Tesir Edip Ölüme Sebep
Olabilir mi?
Bilineceği gibi, alkollü
içkiyi kullanan şahısta,
kanındaki alkol seviyesi, belli
miktarların üstüne çıkacak olursa (400-700 mgr/mlt) direkt zehir
tesiri yapar. Şahsın solunum felcinden ölümüne vesile olur.
Alkolden direkt zehirlenme ile meydana gelen ölümler, alkolden
ileri gelen bütün ölümlerin 1/3’ini teşkil eder.
Alkol zehirlenmesi,
A.B.D.’de karbon monoksitten sonra, ölümle neticelenen zehirlenme
sebeplerinin ikincisidir. Alkol ve karbon monoksitin her yıl
sebep olduğu ölümler, diğer bütün zehirlenmelerin hepsinin
toplamından çok daha fazla miktardadır. (Hofmann FG: A Handbook on
Drug and Alcohol Abuse. 2nd ed, Oxford University Press, 1983,
s.115)
Bir Bardak Viski Yılan
Isırmasına Faydalı mıdır? Yoksa Zararlı mıdır?
İçkilerdeki alkol hiçbir
zaman yılan zehirini nötralize etmez, yani tesirini önlemez. Yılan
zehirlenmesine karşı yapılabilecek en kötü şey, belki de şahsa içki
içirtmektir.Bir kimseyi yılan sokunca vücudun normal bir reaksiyonu
vardır ki, vücutta bir gerginlik teşekkül eder. Bu damarların
büzülmesine yol açar. Böyle bir durum vücut için o anda faydalıdır.
Genellikle yılan ısırmasında kan dolaşımına zehirin yayılmasına mani
olmak için, elde ve ayaklarda zehirlenen kısmın üstü kalınca bir
bantla bağlanır. İşte bu esnada şahsa viski içirmek veya herhangi
bir içkiyi içirmek, ciltteki kan damarlarının genişlemesine ve yılan
zehirinin vücuda daha rahat yayılmasına imkân verir. Böyle bir durum
meseleyi daha da kötüleştirir.Yılan zehiri genellikle kan basıncının
düşmesine sebep olur. Bira, şarap veya herhangi bir içkide kan
basıncını düşürür. Yılan zehirinin kan basıncını yani tansiyonu
düşürmesi, içkinin kan basıncını düşürmesi ile birleşince hâdise
ölümle neticelenebilir.
İçki İçenlerde Kurşun
Zehirlenmesi Görülür mü?
Bir çok araştırmalar,
bilhassa bira ve şarapta olmak üzere belli miktarlarda kurşun
bulunduğunu göstermiştir.(17) İçki kullanan şahısların kanları
bu yönden incelendiği zaman, bu kimselerde içtiği içkinin artmasına
bağlı olarak nisbeti artan miktarda, kanlarında kurşun bulunduğu
tesbit edilmiştir.(18) Sigaranın kandaki kurşun miktarını
arttırdığı, şahıs hem içki, hem de sigara içiyorsa kanlarındaki
kurşun miktarı, hiç içki ve sigara içmeyenlere göre %44 nisbetinde
arttığı görülmüştür.(19)
Bunun manâsı gayet
açıktır. İçki içen şahıslar hem alkolden zehirlenmekte, hem de bir
manada kurşun zehirlenmesine uğramaktadırlar. Buna bağlı olarak ta,
başta böbrek hastalıkları ve yüksek tansiyon olmak üzere çeşitli
hastalıklara yakalanmaktadırlar.
Alkollü İçkiler Bir Gıda
mıdır?
Tek bir cümle ile ifade
etmek gerekirse, alkol ne maksatla alınırsa alınsın bir gıda
değildir.(20) Bunu birkaç maddede özetlemeye çalışalım;
1-Bir maddenin gıda
özelliği taşıması için vücudun gelişmesine, büyümesine faydalı
olması lâzımdır. Yıpranan ölen hücrelerin yenilenmesi için
kullanılmalıdırlar. Proteinler, yağlar, karbonhidratlar ve ayrıca
mineraller, vitaminler ve su vücudun ihtiyacı olan maddelerdir.
Alkolün ise vücudun tamirinde, büyümede, gelişmede hiçbir faydalı
tesiri yoktur. Bir gıda olarak kabul edilmez.
2- Gıdalar vücutta
parçalandığı zaman enerji verirler. Alkol de vücutta yandığı zaman
belli miktarda enerji verir. Ancak gıdalar vücuda enerji ve sıcaklık
verdiklerinde vücuda hiçbir zararları söz konusu değildir. Halbuki
alkol vücuda girdiği andan itibaren, vücuda toksik (zehirli) ve
zararlı tesirleri söz konusudur. Vücuda giren her damla alkol,
vücutta zarara sebep olur. Vücuda alınan alkol miktarı arttıkça,
zararı da o nisbette artacaktır.
3-Gıda maddeleri icabında
kan olan, adaleye değişen, kemik olan kimyevî birleşikler demektir.
Vücudun büyümesi, gelişmesi için lüzumludur. Adalelerin kasılması,
sinir hücrelerinin faaliyeti için ihtiyaç olan enerjinin kaynağıdır.
Hastalıklara karşı vücudu korumada yardımcı olur. Yüksek beyin
merkezlerini tahrip etmez, uyuşturmaz.
İçkilerdeki alkol
gıdaların aksine adale kuvvetini azaltır, sinir merkezlerini
uyuşturur. Hastalıklara karşı vücudun mukavemetini düşürür. Doku
yenilenmesine faydalı olmak bir yana, canlı dokuları bile öldürür.
4- Gıdalar vücutta
değişik şekillerde depolanıp ihtiyaç anında kullanılırlar. Alkol
gıdaların aksine vücutta depolanmaz. Vücuda girer girmez, vücut bir
an evvel âdeta alkolden kurtulmaya çalışır.
5- Hematoloji yani kan
ile alakalı hastalıkların emektar hocası olan sayın Prof.Dr.Şınasî
Özsoylu, çok iddia edilen, şarabın kan yapıp yapmadığına dair
şunları söylemektedir; “Ben yıllardır kan ile alakalı bahisleri
okurum. Şarabın kan yaptığına dair bir neşriyat okumadım. Şahısta
demir eksikliği fazla değilse, karaciğer, dalak yemesi tavsiye
edilir. Dana eti, ızgara şeklinde az pişirilerek yemesi tavsiye
edilir. Kanın kırımızı kürelerinin yani alyuvarların eksikliğinde,
bazı demirli preparatlar, folik asit, B12 vitamini ve eritropoietin
verilebilir. Kan yapımı için şarap tavsiye edilmez. Fransızların
bordo şarabını, İngilizlerin İskoç viskisini ve Rusların da Rus
votkasını tavsiye etmeleri manidar değil midir?”
Netice olarak şunu
tekrarlayabiliriz ki, değişik çalışmalar göstermektedir ki alkol bir
gıda değildir.
Alkollü İçkilerin Azı
Faydalı mıdır?
1-Alkolün çok cüzî
miktarları dahi (bir veya iki kadeh) vücudun reaksiyon zamanını,
yani ışık ve ses ikazlarına olan cevabını %5-10 nisbetinde
düşürmektedir.Daktiloda yazı yazmaktan tutun da, herhangi bir
cihazı kullanmaya kadar şahıs ne miktar alkollü içki almış olursa
olsun, içkiyi içtikten sonra öncekine göre çok daha fazla sayıda
hatalar yapmaya başlar. Böyle bir neticenin, otomobil kullanan,
saatte 1000 km. süratle giden uçağı kullanan için ne kadar önemli
olduğunu düşünelim.
2- Az da olsa içki
kullananlarda karaciğer sirozundan ölüm artmaktadır. Yüksek
tansiyona yol açmakta, sarhoş araba kullanmanın yol açtığı
kazalara, yaralanma hadiselerine, ani ölümlere sebep olmaktadır.
Göğüs ve kalın bağırsak kanserleri, az da olsa içki
kullananlarda, içmeyenlere göre daha sık olarak görülmektedir.(21)
3- 15-20 yaşları
arasındaki gençlerde yapılan bir araştırmaya göre, bu yaşlardaki
gençlerde, intiharlar, trafik kazalarından ölüm gibi, şiddete bağlı
ölümler, çok az miktar diye tarif edilen günde birkaç bardak alkollü
içki kullananlarda dahi normale göre %75 daha fazla olarak
bulunmuştur.Adölesan dediğimiz, reşit olmanın yani gençliğin
başlangıç yılları, içkiye alışma yönünden belki de en tehlikeli
yaşlardır. Bu yaşlarda alınan birkaç kadeh içki bile bağımlılığın
teşekkülüne sebep olabilmekte, bu da belirtilen menfi halleri netice
verebilmektedir.(22)
4- Amerikan Kanser
Cemiyeti’nin 276.000 erkek üzerinde yapmış olduğu çalışmanın
neticelerine göre, günde sadece tek kadeh içki kullanan
şahıslarda ölüm nisbeti, içki kullanmayanlara göre açık bir
şekilde artmıştır.(23)
5- Avrupa’da geniş
çaplı yapılan bir istatiskî çalışmanın neticelerine göre, belli
nisbette içki kullanan şahısların, haftada evet haftada sadece bir
kadeh fazladan içki kullanmaları, bütün nüfusta alkoliklerin
sayısını %10 arttırmıştır.(24) Netice olarak koroner kalb
hastalığını önleyeceğiz diye içki kullanmayı tavsiye etmek ancak
içki tüccarlarının işine yarar.
6- Her kadeh içki
beyinde 2000 kadar sinir hücresinin ölümüne yol açmaktadır.
7- Ve unutulmaması
gereken önemli noktalardan biriside şudur ki, alkolün azı daha
fazlasına alıştırmaktadır. Buna tıpta tolerans adı verilir. Yani
vücudun sarhoşluk için daha fazlasına meyletme özelliğidir. Alkolik
olan şahısların da bir zamanlar bir iki bardakla içkiye başlamış
olduklarını unutmayalım.
Alkollü İçkiler ve
Kalb ve Damar Hastalıkları İle Olan Alakası
Şarap içmek hatta bir
kısmının iddia ettiği gibi, bilhassa kırmızı Fransız şarabını içmek
acaba koroner kalb hastalıkları riskini azaltıyor mu? Bunu son
neşriyatların ışığında anlamaya çalışalım.
1. En başta, şarap
dahil hangi içki çeşidi olursa olsun, tek kadeh bile kullanıldığın
da, şahısta muhakemeyi, otomobil sürme maharetini bozduğu, otomobil
kazalarına, yaralanmalara yol açabildiğini hatırlayalım. Tek kadeh
içkinin dahi, hamilelikte kullanılırsa, doğmamış bebeğe zarar
verdiğini, tek kadeh içki dahi, kullanan her kişide, içkinin
2000-3000 kadar beyin hücrelerini tahrip edip, hücrelerin ölümlerine
yol açtığını unutmayalım. Gene kullanılan içkinin, yüksek tansiyona,
inmelere (felç), kalbin anormal çalışmasına yol açtığını bilelim.
Ayrıca, ne miktar kullanılırsa kullanılsın, içki kullanan
şahıslarda, belli kanser çeşitlerinin daha çok ortaya çıkmış
olduğunu da hatırlayalım.
Adölesan dediğimiz ve
henüz erginlik çağına basan gençlerde bir tek kadeh içkinin dahi
bağımlılık (iptila) yapabildiğini göz önünde tutalım.(25)
İsterse tek kadeh içki kullansın, devamlı içki kullanan her bir
insanda, zamanla alışkanlık riski söz konusu olduğunu düşünelim.
Ondan sonra şarabın kalbe olan faidesinden söz edelim.
2. Her şeye rağmen,
şarabın koroner kalb hastalıklarında faideliliği söz konusu olsa
bile, bir maddenin bin zararı var, sadece bir faidesi varsa, biz o
maddeyi faideli kabul etmeyiz, zararlıdır diye hüküm veririz.
3. Şarabın, bilhassa
Fransızların ileri sürdükleri gibi, kırmızı Fransız şarabının
koroner kalb hastalığına faideliliği münakaşalıdır.(26) Şarapta
mevcut ve antioksidan olarak ifade edilen ve damar sertliğine mani
olduğu kabul edilen malvidin-3-glukozid adlı madde, kırmızı üzüm
suyunda çok daha bol miktarda bulunmaktadır. Bu konuda yapılmış
olan mukayesede, şarap yerine aynı miktar, kırmızı üzüm suyu içen
şahısların kanında, antioksidan madde olan malvidin-3-glukozid’in
daha yüksek seviyelerde bulunduğu anlaşılmıştır.(27) Onun için,
damarlara faidesi olacak diye, birçok zararı olan şarabı insanlara
tavsiye etmenin bir manâsı yoktur.
4. Günde 1-2 kadeh şarap
içmenin, şahısta koroner kalb hastalıklarına mani olucu te’siri
varmıdır? Bunu bugün açık olarak söyleyebilmek mümkün değildir.
Şayet şarabın böyle bir faidesi varsa, içerisinde çok daha bol
miktarda anti oksidan madde ihtiva eden üzüm suyunun, daha faideli
biyolojik te’siri vardır.(28), (29) Şarabın faideli olduğunu
söyleyebilmek için, yaş, ırk, cins, sigara içip içmeme, genellikle
kullanılan gıda çeşidi vs. gibi daha birçok faktörün nazara alınıp,
çok daha geniş çapta istatistikî çalışmaların yapılması lazımdır.
Çok geniş çalışmalar yapılmadan, klinik tecrübelere konulmadan,
şarabın kalb ve damar hastalıklarına mani olucu tesiri olduğunu
söylemek zordur.
5. İspanya’da
20.000 kadar yetişkin insanda yapılan araştırma da, devamlı
olarak günde 1-2 kadeh veya 3-4 kadeh şarap veya bira içen
insanların sıhhatlerini, hastalıklara yakalanma nisbetlerini
incelemişlerdir.(30) Bu insanların, içki içmeyen aynı yaşlardaki
insanlara göre, daha sık olarak hastalıklara yakalandıkları
anlaşılmıştır. Bilhassa şarabı tercih edenlerin sağlıkları,
içmeyenlere göre çok daha bozuk olarak bulunmuştur.(31)
Bira Nedir? Ne
Değildir?
1-Bira çimlendirilmiş
arpanın özel muameleden geçirilmesi, mayalanması sonucu elde edilir.
Muhtevasında %5-7 nisbetinde etil alkol bulunur. Kesinlikle alkollü
içki sınıfına dahil edilir. Bir şişe bira bile kazalara sebep
olabilecek derecede sarhoşluk yapabilmektedir. Kendi zamanının en
tanınmış kimyacısı olan Dr. Harvey Wiley (Encyclopedia
Britannıca’dan) “%3 nisbetinde dahi etil alkol ihtiva eden bira,
sıklıkla onu kullanan bir şahsı sarhoş edecek kadar alkol miktarına
sahiptir.” (Hearing Ways and Means Committee, 72 Congress, s. 21)
2- Alkolsüz bira diye
piyasaya sürülen bira, içerisinde %5-7 nisbetinde etil alkol bulunan
biranın, etil alkol oranının vakumla azaltılmasıdır. İçerisinde
kesinlikle %1-1,5 nisbetinde etil alkol bulunur. (Gıda Bilimi ve
Teknolojisi. AÜ Ziraat Fak Teksir No: 113, s.173, Ankara, 1983)
3- Merhum Ord. Prof. Dr.
Fahrettin Kerim Gökay: “Almanya’daki alkoliklerin hemen hepsi bira
içerek tımarhanelere, ya da hapishanelere girmişlerdir. Bu
memleketin bira bayramlarında bira içerek, sarhoş olanlar açıkça
görülebilir.” (Bira ve Alkolizm Raporu. Türkiye Yeşilay Cemiyeti,
İstanbul, 1983, s. 11)
4- Bira bir gıda
değildir. Bira ve şarap A, Bı, D, C vitaminlerini ihtiva etmez.
Bunlar ise beslenme için lüzumludur. Mukayese edilirse süt tam bir
gıdadır. Birada bulunan çok düşük gıda değeri olan karbonhidrat
(dekstrin), ufak miktarda protein ve çok düşük miktarda iki tip B
vitamini bulunur. Ancak, çoğu bildiğimiz alelâde yiyeceklerde dahi
bu maddeler ve vitaminler çok daha fazla miktarlarda bulunur. Bu
bakımdan gerek bira olsun, gerekse bütün diğer alkollü içkiler olsun
besleyici değerleri yoktur. (Lennan RM: Propaganda Facts. Sane
Press, Oklahama City, 1982, s. 46)
5- Bira Taş Düşürür
mü? Nedense bu yanlış kanaat içimize girmiştir. Biranın diüretik
yani idrarı arttırıcı bir tesiri olduğu herkesin malumudur. Ancak
aynı netice menba suyu, ıhlamur içenlerde de olur. Bu konuda
kendileri ile görüştüğümüz üç ayrı üroloji yani bevliye profesörü,
biranın taş düşürmek bir yana, içerisinde etil alkol bulunduğu için
ödem yani idrar yolunun civarında sıvı birikmesine yol açtığı için,
taş düşürme değil bilakis taşın düşmesini zorlaştırıcı, geciktirici
tesiri olduğunu belirtmişlerdir.
Taş kırma gibi modern
tekniğin geliştiği asrımızda, artık bu gibi yanlış bilgilere itibar
etmemek gerekiyor.
6- Bira alkollü içki
olduğundan, diğer bütün alkollü içkilerin sebep olduğu hastalıklara
sebep olabilecektir. Misaller verelim;
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
İç Hastalıkları Bilim Dalı Karaciğer Seksiyonu Öğretim Üyelerinden
Prof.Dr.Muzaffer Gürakar: “Biranın zararsız olduğunu düşünmek
yanlıştır. İçinde alkol olan her türlü içki, belli miktarlarda siroz
yapmaktadır.” demektedir. (Bira ve Alkolizm Raporu, s. 12)
7- Norveç Frederikstad
hastanesi psikiyatri doktoru, Dr. Otto Haug kendi geliştirdiği
metodu ile, alkolün beyin dokusunda yaptığı tahribatı açıkça
göstermiştir. Hayret verici netice şu idi ki, bira içenlerde beyin
hasarının alkol yüzdesi en fazla içki olan viski içenlerdeki kadar,
hatta bazı vakalarda daha yüksek olması idi. (Everett G: Brain
Damage Starts With the First Drink, Listen, Vol: 22, No: 12)
8- Alkolün kalb kası
(miyokard) üzerinde doğrudan doğruya zehirli (toksik) tesir yaptığı
kesindir.Uzun müddet içki kullananlarda alkolün kalb ve iskelet
kaslarında bozukluklara yol açtığı bilinmektedir. Sadece bira
içmekle meydana gelen kalb kası hasarları çok gösterilmiştir. Bu
alışkanlığın sürdürülmesi kalb kasında meydana gelen hasarın
artmasına sebep olur. (Alkolizm ve Diğer Uyuşturucular. Prof. Dr.
Faruk Öner, Haziran, 1983).
9- Bira içmenin
bayanlarda göğüs kanseri riskini %60, erkeklerde ise böbrek, mesane
ve rektum (kalın bağırsağın son kısmı) kanseri riskini daha yüksek
nisbetlerde arttırdığı gösterilmiştir. (Breslow NE: A High
Correlation Beer Drinking and Cancer. J Of the National Cancer
İnstitute, 53: 631, 1974)
10- Bira aynen diğer
içkiler gibi iptilâya yani alkolizme sebep olabilmektedir. İstanbul
Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü’ne alkolizm sebebi ile müracaat eden
veya klinikte yatırılan 70 alkolik hastada bira yönünden şu
incelemeler yapılmıştır;
A- Bira genellikle
alkolizme başlangıç teşkil etmektedir. 70 hastanın ekseriyeti içkiye
bira ile başladıklarını belirtmişlerdir.
B- Bu alkoliklerin %20’si
bira müptelâsıdır. %80’i ise, yine bira ile içkiye başlamış, daha
sonra bira kifayet etmediğinden, daha yüksek konsantrasyonlu
içkilere meyletmişlerdir.
C- Bira müptelâlarının,
diğer içki müptelâlarından ruhî özellikler ve yan tesirler
bakımından açık bir farkları yoktur. (Bira ve Alkolizm Raporu, s.19)
11- Bütün bu hakikatleri
gören Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nden, Ankara Üniversitesi ve
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 106 öğretim üyesi bira ile
alâkalı şu raporu neşretmişlerdir: “Alkolizm bütün dünyada en önemli
sağlık problemlerinden birisidir. 1982 Mayıs ayında Cenevre’de
toplanan Dünya Sağlık Asamblesi’nde teknik tartışma konusu olarak
seçilen alkolizm problemine karşı, yalnız gelişmiş memleketlerde
değil, gelişmekte olan memleketlerde de müessir tedbirler alınması
zarurîdir. Alkolizm şahsı bedenî ve ruhî yönden çökerten bir
hastalık olduğu gibi, aileleri yıkan, mutsuzluklara ve büyük iş gücü
kaybına yol açan, trafik kazalarının en başta gelen sebepleri
arasında bulunan bir toplum ve sağlık meselesidir.
Gençleri alkolizme
götüren yolun önemli bir başlangıç noktası serbest bira satışı ve
reklâmlarıdır. Henüz lise seviyesinde birçok genç, birayı
alkollü içki görmeyen bir kanunî uygulama ortamında, okul
çevrelerine yakın birahaneleri doldurmaktadırlar. Alkoliklerin
tedavisinde de, alkoliği aldatan ve tedaviyi aksatan içki, biradır.
Gençlere alkol kapısını ilk açan ve bir çoklarını alkole alıştıran,
toplumsal yönde memleketimizde alkolizmin artmasında önemli katkısı
olan ve ilmî yönden alkollü bir içki olduğunda şüphe bulunmayan
biranın; kanunî olarak ta alkollü içki sayılması, pazarlama ve satış
şartlarının diğer alkollü içkilerle bir tutulması, içkili
lokantalarda 18 yaşından küçüklere verilmemesi, devlet radyo ve
televizyonunda reklâmının yasaklanması, gerekli görülecek başka
idari tedbirlerin acilen ele alınarak, müessir bir şekilde tatbikata geçilmesi dileğimizi saygılarımızla sunarız.” (Bira ve Alkolizm
Raporu, s.14)
Haziran 1982 yılında
neşredilen bu rapordaki temenniler bilahare kanun haline gelmiştir.
9.7.1984 tarih ve 18453 sayılı Resmi Gazete’de neşredilen 8/8100
no’lu kanun ile bira alkollü içkilere dahil edilmiştir.
Bugün dahi bira
Türkiye’de toplam alkollü içki sarfiyatının maalesef 3/4 (dörtte
üçü)’nden de fazlasını teşkil etmektedir. Bu mevzudaki hafif bir
ihmâl telâfisi imkânsız problemlere yol açabilir. Hem Cenab-ı
Hak’kın helâl dairesi çok geniştir. İnsanın keyfine kâfi gelir.
Bunca helâl nimetler varken, bunca zararları olan içkiyi kullanıp
harama girmeye hiç lüzum yoktur.
Alkol Tüketimini Nasıl
Azaltabiliriz?
Bütün dünyada bir çok
memlekette yapılan araştırmaların neticesine göre, bir memlekette
alkol tüketimi arttıkça, alkole bağlı trafik kazaları, iş ve uçak
kazaları, tren kazaları artmakta, suç işleme sayısı, boşanmalar,
cinayetler gibi sosyal problemler yükselmektedir. İçki tüketimi
arttıkça, başta siroz olmak üzere, pankreas iltihabı, beyin
kanamaları, tansiyon yükselmesi gibi daha birçok hastalığın
cemiyetlerde görülme yüzdesi de çoğalmaktadır. Öyle ise, içki
imalatını ve kullanılmasını yasaklamak, en azından asgariye indirmek
için gayret göstermek icap eder. Bugün tam yasak olmasa bile,
dünyanın bütün memleketlerinde, alkollü içkilerle alakalı yasaklar
vardır. Bu konuda bilinenleri şöylece toparlayabiliriz:
1. İçkinin imâlâtının ve
kullanılmasının tamamen yasaklanması. Bu yasak 1919-1932 yılları
arasında Amerika Birleşik Devletleri(A.B.D.)’nde tatbik edilmiş ve
sonra vazgeçilmiştir. A.B.D.’de yasağın olduğu yıllarda, sirozdan
ölüm nisbetinin yarı yarıya azaldığı, alkolle alakalı problemlerde
azalma olduğu bir gerçektir.(32) Şu anda, Suudî Arabistan’ da tam
alkol yasağı vardır.
2. Dünya’da İtalya,
Küba, Sovyetler Birliği ve Türkiye gibi mahdut sayıdaki
memleketlerde, devlet alkollü içkileri imâl etmektedir.
Dünya devletlerinin büyük
ekseriyetinde olduğu gibi, bizzat devletin içki imâlâtını yapmaması,
özel sektörün imâl ettiği içkilere de çok yüksek miktarlarda vergi
tatbik edilmesi lazım gelir. Çünkü içki fiyatlarının yüksek
tutulması, daima tüketimi aşağı çekmektedir.(33)
3. Kanuni olan içki içme
müsamaha yaşının yüksek tutulması lazım gelir.Türkiye’ de bu yaş
sınırı 18 yaş ve üstüdür. A.B.D.’de çoğu eyaletlerde bu yaş
sınırı 21 yaş ve üstüdür. Bu yaş sınırının yüksek tutulması,
birçok araştırmanın neticesi göre, daima trafik kazalarını
azaltmakta, şiddet eylemlerini düşürmektedir.(34)
4.
İsveç ve Norveç’te
tatbik edilen, hafta sonları içki satış yasağının getirilmesidir.
Ayrıca belli saatlerden sonra, meselâ saat 23.00 ten sonra içki
satışının yapılmaması, bir şahsa bir seferde belli miktarın üstünde
içki satılmaması, belli yaşın altındakilere meselâ 21 yaşın
altındakilere kesinlikle içki satışının yapılmaması, akla
gelebilecek diğer belli başlı tedbirlerdir.
5. Rast gelen her yere
içki satış müsaadesinin verilmemesi, içkinin ancak belli yerlerde
satılması, kesinlikle büyük marketlerde satılmaması bu yasaklara
dahil edilebilir. Okul ve cami civarlarında, en azından 100 metre
mesafe içerisindeki büfe, dükkan, lokanta vs. gibi yerlerde,
kesinlikle içki satışına müsaade edilmemelidir.(35)
6. Trafikte kan alkol
seviyesinin sıfır değerde olması lazım gelir. Çünkü, şahıs ne miktar
alkol alırsa alsın, otomobil sürme mahareti, iş yapma tecrübesi,
aldığı alkol miktarına bağlı olarak bozulacaktır.Şüphesiz kör kütük
sarhoş olanla, bir bardak içki kullanan, aynı seviyede sarhoş olmaz.
Ancak, bilhassa trafikte, uçak kullanmada en ideal olanı şahsın hiç
içki kullanmamış olmasıdır. İçkili olarak otomobil kullananlara ağır
cezalar verilmesi, hatta ehliyetinin elinden alınmasına kadar
gidilmesi lazımdır.
7. Alkollü içki
şişelerinin üzerine, şu anda A.B.D.’de tatbik edildiği gibi, içkinin
yol açabileceği, kaza, hastalık vs. gibi ikaz yazılarının yazılması
lazım gelir.
8. İçki ile alakalı
reklâm yasağı devamlı ve kesin olmalıdır.
9. İlk, orta, lise ve
üniversite seviyesindeki talebelere, ders müfredatı içerisinde,
içkinin zararları öğretilmelidir. Radyo, TV ve diğer yayın
vasıtalarında içkinin sebep olduğu kazalar, hastalıklar, sosyal
problemler anlatılmalıdır. Camilerde, gerek vaazlarda, gerekse
hutbelerde, içkinin haramiyeti ve haram edilmesinin hikmetleri,
zararları izah edilmelidir.
10. Şüphesiz en önemli
tedbir, insanlarımızın, bilhassa gençlerimizin zararlı maddelere
heves etmeyecek ruh olgunluğunda olacak şekilde yetiştirilmesi lazım
gelir. Kuvvetli bir imanla yetiştirilen genç, Allah’ın (C.C.) kesin
haram ettiği zararlı alışkanlıklara heves etmeyeceği gibi, öyle
şeyleri tecrübe etmeyi bile düşünmeyecektir.
11. Türkiye Yeşilay
Cemiyeti’nin gayesi, Yeşilay adlı aylık mecmuanın ilk sahifesinde
şöylece özetlenmiştir; “Gayemiz: Yurdumuzda, ahlâki ve kültürel
kalkınma atmosferi içinde, içki ve uyuşturucu madde istihlâkını
(tüketimini) yok etmektir.”
Memleketimizde biranın
1984 yılında, alkollü içki hükmüne alınması ile birlikte, bira
tüketiminde açık bir şekilde azalma olduğu bilinen bir gerçektir.
Benzer şekilde, Yeşilay’ın gayesinde de belirtildiği gibi, imâlât ve
kullanma yasağının olması, herhalde en müessir çare olacaktır. Bu
kesin tedbir, içki içme heveslilerini bile koruyacak olan en kesin
hal çaresidir.
ALKOLÜN VÜCUTTAKİ
AKIBETİ
Bir yudum bira veya şarap
içen bir şahsı en çok etkileyen unsur, içkinin yapısında mevcut
bulunan ve suda süratle eriyen alkol, daha önce de söylediğimiz gibi
etil alkoldür. Etil alkol o kadar süratle erir ki, sarhoşta her
yudum alkolün bir kısmı daha yutmadan önce, dil ve diş etleri
arasından doğruca kana karışır. Alkolün geri kalan kısmı da ne
parçalanır, ne de normal yiyecekler gibi hazmolur. O da mideden ve
ince bağırsaklardan süratle kana karışır. İçki içen şahsın
aldığı alkolün kalın bağırsaklara geçişi pek enderdir. Bu emilim o
kadar çabuk olur ki, içki ile doldurulan bir midedeki alkolün %90’ı
bir saatte kanın içerisindedir. Kanda erimiş olan alkol kısa bir
zamanda, dolaşım sistemi vasıtasıyla vücuttaki bütün organlara,
bilhassa beyin gibi yüksek su ve kan muhtevâsı olan organlara gider.
100 trilyonla ifade edilen bütün vücut hücrelerini alkol
istisnasız, teker teker çevirir. Yani bir kadeh içki içen şahısta
vücudun bütün hücreleri zarar görür.
Alkol vücuda alınan
bir zehir gibi olduğundan, vücut kendisine verilmiş olan kapasite
ile bu zehiri telâfi etmeye çalışacaktır.(36) Bu bakımdan kana geçen
alkolün bir kısmı direkt olarak akciğerlerden, böbreklerden ve
deriden atılacaktır. Bu yolla sarhoş şahsın içtiği alkolün ancak
%5’i vücuttan atılır. Bu bakımdan içkili şahısların nefesleri son
derece kötü kokar ve çok miktarda idrara çıkma ihtiyacını
hissederler. (Şekil 2)
Geri kalan %95’i
teşkil eden alkol, karaciğerde okside olur, yani bir cihette yanar.
Karaciğer hücrelerinde, alkol önce asetaldehide, bilahare asetik
aside değiştirilir.
Etil alkolün (etanol)
metabolizmasında ilk safha, alkol dehidrogenaz enzimi vasıtası ile
etanolun aset aldehide değiştirilmesidir. Aset aldehid sonra aldehid
dehidrogenaz enziminin tesiri ile asetik asiti verir. Asetik asitin
teşekkülü hem sitoplâzmada, hemde mitokondriyonlarda olur. Etil
alkolün bizzat kendi toksik tesiri ile mitokondriyonların içindeki
asetik asit teşekkülü düşer. Sitoplâzmadaki aset aldehid artar.
Artan aset aldehid karaciğer hücresini tahrib etmeye başlar,
neticede siroz başta olmak üzere bildiğimiz kötü neticeler meydana
gelir.(37)
Karaciğer hücrelerinde
etil alkolün aset aldehide değiştirilmesinin bir diğer yolu daha
tarif edilmiştir. MEOS (Mikrozomal Etanolu Okside Eden Sistem) diye
bilinen bu kimyevi yol bilhassa yüksek dozda alkol alanlarda devreye
girmekte ve netice olarak aynı zararlara sebep olmaktadır.(38)
Hücrelerin içerisinde mitokondriyon diye adlandırdığımız organcığa,
sitrik asit sıklusu dediğimiz kimyevî değirmene, Asetil-CoA (Asetil
Koenzim-A) diye adlandırdığımız birleşik halinde girer. Bu kimyevî
değirmende karbondioksit ve suya kadar parçalanır. (Şekil 3) Alkolün
bu şekilde oksidasyonu, yani yanmasının sürati, 70 kiloluk normal
bir şahısta, bir saatte 10 cm3 (santimetreküp) kadardır (Ancak bir
çorba kaşığını dolduracak miktar). Bu yanma hızı, vücuda alınan
alkol, yahut ta şahsın içtiği içki ne kadar çok olursa olsun
artmamaktadır. Şöyle ki, bir su bardağı içerisinde bulunan şarapta
mevcut olan 15 cm3 alkolün yanması için 1,5-2 saatlik bir müddetin
geçmesi gerekir. Bu miktardan fazla içkiyi alan şahısta fazla alkol
kanda deveran etmeye devam eder. İcabında şahsın zehirlenmesine
kadar gidebilir.
İçki Kullananlarda
Alkolün Vücuttaki Zararı Birkaç Saat Sonra Tamamen Geçer mi? Yoksa
Günlerce Devam mı eder?
Alkolün vücuttaki
zararı değil bir kaç saatte, birkaç günde bile kaybolmamaktadır.
Alkolün yanma sürati olarak 70 kiloluk bir şahısta bir saatte 10 cm3
diye tarif edilmektedir. Ancak yapılan yeni çalışmalar alkolün
vücuttaki zararının, şahsın içkiyi kullanmasından sonra 21. güne
kadar devam ettiğini göstermiştir.(39) İçki kullananlarda alkolün
hücrelerde yanmasının neticesinde meydana gelen bir ara ürün olan
asetaldehit, kanda normalde bulunan bir protein olan albumin ile
birleşir. Bu yeni birleşik olan asetaldehid-albumin birleşiği kanda
dolanmakta, albuminin yarılanma ömrüne bağlı olarak 21 gün şahsın
vücudunda kalabilmektedir. Asetaldehid-albumin birleşiğinin
sitotoksik yani hücrelere zararlı bir madde olduğu, bu şekilde
dokuların tahribine yol açtığı, geniş ve ciddî çalışmalarla
gösterilmiştir.(40)
İçki Kullananlar Niçin
Sık Sık Hasta Olurlar?
Sözü geçen ve içki
kullananlarda meydana gelen asetaldehid-albumin birleşiğinin,
insanda lenfosit (muafiyet, yani bağışıklıkla alâkalı hücre)
farklanmasını bozduğu, bunun neticesinde de alkoliklerde mikroplara,
vücuda yabancı maddelere karşı bağışıklığın yani muafiyetin büyük
zarar gördüğü isbatlanmıştır. Bunun neticesi olarak içki
kullananlar, alkolikler sık sık hasta olurlar.(41), (42)
Amonyak (NH3) gibi
vücutta meydana gelen zararlı birleşikler karaciğer hücrelerinde
zehirsizleştirilir. Amonyak böbreklerden daha kolay atılabilen üreye
değiştirilir. Siroz gibi kronik karaciğer hastalıklarında amonyağın
üreye değiştirilmesi düşer. Kanda amonyak artar. Neticede amonyak
zehirlenmesi, karaciğer koması olur. (Şekil 4).
Alkolün parçalanması
neticesinde meydana gelen fazla hidrojen karaciğer hücrelerinin
metabolik faaliyetlerini bozar. Bu meyanda yağların yanmasıda
bozulur, karaciğer hücrelerinde yağ damlacıkları birikir,
karaciğerde yağlanma olur. (Şekil 4)
SARHOŞLUK NEDEN İLERİ
GELİR?
Sarhoş şahsın içtiği içki
miktarı arttıkça, kandaki alkol miktarının artacağı şüphesizdir.
Bilineceği gibi, vücudun alkolü yakma sürati bir saatte ancak 5-10
santimetreküptür. Bu miktardan fazla alkol vücuda girerse kandaki
alkol nisbetide artacaktır. İşte şahısta görülen sarhoşluk
belirtileri kandaki alkolün beyine olan tesirlerinden ileri
gelmektedir. Kana karışan alkol miktarı ile, beyinde tesir altında
kalan saha arasında bir alâka mevcuttur. Meselâ 70 kiloluk bir adam,
şayet aç karnına iki şişe bira içecek olursa, kanında mevcut olan
alkolün miktarı %0,05 (on binde beş) olur. Kandaki bu miktar alkol
ile beynin dış cidarlarının, bilhassa endişe ve merakla alâkalı
merkezlerin normal faaliyeti zarar görür. İçki içen kimseye yalancı
bir iyilik hali verir. Her şeyi sanki toz pembe görmeye başlar.
Utanma hissi kaybolur. Tıpta buna öfori denir. Bu durumda şahsın
kendi kendisini kontrol mekanizması kaybolmuştur. Sarhoş gelişigüzel
ve abuk sabuk sözler söylemeye başlar. Yaptığı her işin en iyisini
yaptığına emindir. Meselâ bir sarhoşa daktiloda yazı yazdırsanız,
sarhoş olmadan önce iyi yazı yazsa da, hatalarla dolu bir yazıyı
önünüze getirecektir. Buna rağmen kendisi en hatasız bir yazı
yazdığını ileri sürer. Sarhoşu bir atış taliminde atış yaptırsanız,
hep karavana atış yapan sarhoş, hep on ikiden vurduğunu zanneder.
Ayrıca böyle bir halde vasıta kullanan veya bir işte çalışan
kimsenin araba kazası veya iş kazası yapma ihtimâlide artmıştır. Bu
ihtimâl sarhoşluk arttıkça daha da artacaktır. (Şekil 5)
Şayet bir sarhoş,
kanındaki alkol nisbeti %0,1’e (binde bir) yükselecek kadar içki
kullanmışsa, beynin arkasında bulunan motor merkezlerdeki
faaliyetler bastırılacaktır. Bu ise şahsın adalelerine hâkim
olabilme kabiliyetinin yavaş yavaş kaybolmasına yol açacaktır. Şayet
kanındaki alkol nisbeti %0,2(binde iki) ye yükselirse, orta beynin
daha derin kısımları tesir altında kalacak ve sarhoşu bir rehâvet
basacaktır. Alkol nisbeti %0,5 (binde beş)’i geçerse, beyin sapı
diye adlandırılan kısımdaki solunum merkezi felce uğrayacak ve
sarhoş baygınlığı müteâkip sessizce hayatını kaybedecektir. Bu
şekilde çok sarhoşlar içki masasında hayatlarını kaybetmişlerdir.
(Şekil 5 ve 6)
Alkolün %97’si
karaciğerde okside olur, yani yanar. Burada su ve karbon diokside
kadar parçalanır. Geri kalan %3’ü böbreklerden idrarla, deriden ter
vasıtasıyla ve akciğerlerden solunum vasıtası ile atılır. Onun için
içki içen şahsın ağzı alkol kokar. Ayrıca çok sık idrara çıkmak
ihtiyacını hisseder.
Karaciğerde saatte ancak
10 cm3 kadar alkol yanabilir. Bunun haricinde hiçbir şey, yani ne
açık hava ve egzersiz, ne sıcak kahve, ne de soğuk banyo, vücuttan
alkolün atılmasına faydası yoktur. Sadece zamanın geçmesi ile
alkolün vücuttan tasfiyesi mümkün olur. Şahsın içtiği içki artsa da
alkolün vücuttaki yanma sürati artmaz. Bu neticeye göre bir şişe
biranın tesirinin geçmesi ortalama 2,5-3 saatte mümkün olabilir.
Şekil 6’da görüleceği
gibi, içkiden dolayı kanındaki alkol yüzdesi %0,50 (binde beşe)
çıkan şahıslar etil alkolün zehirleyici tesiri ile ölürler. Böyle
çok insanlar, bir seferde fazla miktarda alkollü içki aldıklarından
dolayı zehirlenip ölmüşlerdir.
Promil (%) Olarak 100
mlt’de Miligram Olarak
Olarak
(5) 0.50 (Binde beş) 500
mgr/100 mlt (Öldürücü doz)
(4) 0,40 (Binde dört) 400
mgr/100 mlt
(3) 0,30 (Binde üç) 300
mgr/100 mlt
(2) 0,20 (Binde iki) 200
mgr/100 mlt
(1.5) 0,15 (Binde bir
buçuk) 150 mgr/100 mlt
(Bu miktar alkol yüzdesi
altı
kadeh rakı veya altı şişe
bira
içende görülür.)
(1) 0,10 (Binde bir) 100
mgr/100 mlt
(0.50) 0,05 (On binde
beş) 50 mgr/100 mlt
(Bu miktar alkol yüzdesi
iki
kadeh rakı veya iki şişe
bira
içenlerde görülür.)
Şekil: 6. Şahsın İçtiği
İçkiye Bağlı Olarak Kanındaki Alkol
Nisbetinin Artması
Ancak bazı neşriyatlar,
insanların maddî kapasitelerinin farklı olarak yaratılması sebebi
ile, kandaki alkol nisbeti %0,35 (on binde otuz beş) olanlarda dahi
ölüm görüldüğünü belirtmektedirler. Sarhoşluk arazları ise, ne
miktar alınırsa alınsın ortaya çıkar. Ancak az miktarda alkol
kullanan şahısta az sarhoşluk görülür. Fazla miktarda içki
kullananda ise fazla sarhoşluk görülür.
ALKOLÜN TESİR
BASAMAKLARI
1- Zihnî Faaliyetler
Kandaki alkol nisbeti
%0,05 (on binde beş) ise, (ki bu miktar alkol, aç karnına içilen iki
şişe biradan da ileri gelebilir) önce sadece insana has olan,
davranışların en yüksek seviyesi sayılan zihnî faaliyetlere zararı
olur. Matematik hesapları yanlış yapar. Kararları ve hükümleri
hatalıdır. Dikkati azalmıştır. Hafızası bozuktur. Duyduğu sesler
hakkındaki hükümleri yanlıştır. Edep hissi azalmıştır. Kalabalıkta
utanmadan idrarını açıkta yapabilir.
2- Fizikî Faaliyetler
Kandaki alkol yüzdesi
%0,1 (binde bir) olunca, beynin alt kısmına ve arkadaki motor
merkezlere tesir eder. Beyinciğe tesiri olur. Kasların intizamlı
çalışması bozulmuştur. Şahıs bunun için düzenli yürüyemez, yalpalar.
Dil kaslarının intizamlı çalışması olmadığından, boğuk ve
anlaşılmayacak tarzda konuşur. Şahısta görme bulanıktır. Yürüme
yanında, koşma ve diğer atletik kabiliyetler de bozulmuştur.
3- Hayatî Faaliyetler
Kandaki alkol yüzdesi
%0,5 (binde beş) veya daha fazla olursa, alkol beyin sapına tesir
eder. Solunum felç olur, kalb durur. Şahıs alkol zehirlenmesinden
ölür gider.
Beyin Hücrelerindeki
Tahribat İlk Kadeh İçki İle Başlar.(43)
Herkes çok içki içmenin
vücuda zararlı olduğunu kesinlikle kabul eder. Ancak bazı içkiye
alışık olanlar; “Evet, şüphesiz içki içmek zararlıdır. Ancak bu çok
fazla içilirse meydana gelir. Az içilirse zararı olmaz” derler. Bu
sözlerle o şahıslar ancak kendilerini aldatırlar. Bugün kesin
deliller göstermiştir ki, içki az miktarda alınsa da kesinlikle
vücutta kalıcı zararlar bırakmaktadır. Hatta beyin hücrelerindeki
tahribat ilk kadeh içki ile başlamaktadır.
Kılcal Damarların
Tıkanması
Alkolün beyin üzerindeki
zincirleme tesirlere nasıl sebep olduğu meselesi fizyoloji
âlimlerini uzun zamandan beri uğraştırıyordu. 1940 yılından bu yana
sayıları çoğalan âlimler, alkolün bu tesirlerinin direkt değil de,
dolayısı ile olduğunu anladılar. Şöyle ki, beyin hücreleri normal
faaliyetlerinin devamı için, bütün vücud hücrelerinde olduğu gibi,
oksijene muhtaçtırlar. İşte alkol, beyin hücrelerini oksijenden
mahrum ederek, beynin farklı kısımlarına tesir eder. Bu teori
kuvvetli desteğini şu misâlde bulur: Çeşitli çalışmalar göstermiştir
ki, bir pilot 2700 metrenin üzerine çıkanca âdeta sarhoş bir şahsın
haline benzer uyuşukluk halini hissedebilir. Aynı pilot, oksijen
maskesi takmadan 5400 metrenin üzerine çıkacak olursa,
oksijensizlikten solunum merkezinin faaliyeti duracak ve pilot
hayatını kaybedecektir.
Güney Corolina (Karolin)
Tıp Fakültesinden Prof.Dr. Melvin Knisely ve çalışma arkadaşları,
yaptıkları çeşitli tecrübelerle alkolün beyin hücrelerini nasıl
oksijenden mahrum ettiklerini göstermişlerdir. Normal ve sıhhatli
bir insanda, kalb, kanı atardamarlardan geçirerek, vücudun bütün
organlarına yayılan fevkalâde ince kılcal damarlara kadar
pompalayacak biçimde yaratılmıştır. Kılcal damarlarda seyreden
alyuvarların taşıdığı oksijen dokulara verilir ve dokularda birikmiş
artıklar ve karbon dioksit kana geçer. Bu oksijen ve karbondioksit
alışverişinin davamı ile dokuların hayatiyeti devam eder. Sıtma,
tifo gibi elliden fazla hastalık tipinde ise bazı sebeplerden dolayı
alyuvarların kümeler halinde pıhtılaşmasından, ince olan kılcal
damarlar tıkanır. Neticede dokular oksijensiz kalır ve dokulardaki
hücreler ölürler.
İçki ve Göz Küresi
Alkol, yukarıda bahsi
geçen hastalıklardakine benzer mekanizma ile kapillerler de yani
kılcal damarlarda tıkanmaya, dolayısı ile oksijensiz kalan o
bölgelerdeki hücrelerin ölümüne yol açmaktadır. Dr. Knisely,
çalışmasında, göz küresi saydam tabakasının hemen altında yayılmış
bulunan kılcal damarları ışıklandırmıştı. Böylece, bu araştırmacı,
insanda görülen elliden fazla değişik hastalıklarda, kanda
pıhtılaşma ve kılcal damarlarda tıkanma olduğunu müşahede etti.
Araştırıcının en enteresan müşahedesi ise, alkolle alâkalı idi. Dr.
Knisely, alkol verdiği hayvanlarda da bu pıhtılaşmayı gördü. Öyle ki
hayvana verilen alkol yüzdesi arttıkça, gözdeki kılcal damarlardaki
alyuvarlarda da, pıhtılaşma oranı artmakta idi.
Dr. Knisely ve
arkadaşları, özel bir hastanede yatan alkol ile zehirlenmiş olan
hastaları 17 ay gibi uzun bir zaman müddetince incelemeye tâbi
tuttular. Hasta yatırıldığı zaman müşahedelerinde objektif olabilmek
ve sonra kandaki alkol yüzdesini ölçmek için, hastadan kan aldılar.
Gruptan iki kişi, hastanın göz kılcal damarlarını dikkatle
incelediler. Netice olarak ta kandaki alkol miktarı arttıkça,
gözdeki kılcal damarlarda kan akış hızının yavaşladığını buldular.
Kandaki alkol yüzdesi arttıkça, tıkanmış kılcal damarlar sayısı da
artmaktadır. Alkol yüzdesi en yüksek olanlarda, önemli sayıda kılcal
damarlar tahrip olmakta ve gözde kanlanmalar teşekkül etmektedir.
Beyin Ne Durumda?
Normal olarak bir insan
beyninde, milyarlarca sinir hücresi (nöron) bulunur. Bu hücrelerin
bir özelliği doğumdan sonra, ölüme kadar sayılarının sabit
kalmasıdır. Yani sinir hücreleri doğumdan sonra sayıca çoğalmazlar.
İşte, yukarıda bahsedildiği gibi, alkol göz yuvarlağındaki kılcal
damarları tıkayıp hücrelerde ölüme sebep olduğu gibi, beyinde de
aynı neticeye sebep olmaktadır. İlk kadeh içkiyi içen şahısta dahi
alkol beyinde bazı kılcal damarlarda tıkanmaya, dolayısı ile de
birkaç bin sinir hücresinin oksijensizlikten ölümüne yol açmaktadır.
Bu içki alışkanlığı devam ederse, beyinde telâfisi kesinlikle mümkün
olmayan milyonlarca sinir hücrelerinin ölümüne yol açacaktır.
Alkoliklerdeki belirtilen
beyin hasarından dolayı, beyinle alakalı bütün fonksiyonlarda
gerileme ve hasar vardır. Daha önce normal olan şahıslarda, içkiden
ileri gelen beyin hasarından sonra, öğrenme, anlama, kavrama,
hafıza, problem çözme, tecrit yani ayırt etme, dikkat ileriye dönük
plan yapma vs. gibi, insanın insan olma özellikleri diyebileceğimiz
beyinle alakalı bütün faaliyetlerde, aksama, gerileme ve kayıp söz
konusudur.(44) Her içki içen şahıs, içtiği içkinin miktarına göre,
az çok, belli nisbetlerde bu kayıplardan hissedardır.(45)
Ancak son yıllarda
yapılan araştırmalardan anlaşıldığına göre, içkilerde bulunan alkol,
nörotoksik bir maddedir. Yani sinir hücrelerine zehir gibi tesir
eder. Bizzat sinir hücrelerine zarar verip ölümlerine yol açar.(46)
Beyinde nöron diye
adlandırılan sinir hücrelerinden başka, nöronların desteklenmesinde,
beslenmesinde vasıta olan ve gliya hücreleri diye adlandırılan
ikinci bir hücre grubu daha vardır. Alkol kullanan şahısta, sinir
hücrelerinden başka, bu destekleyici gliya hücreleri de ölür,
dejenere olurlar.
Dr. C.B. Courville isimli
meşhur bir nöropatolog, alkolün sinir sistemi üzerindeki
tesirlerini, “Effects of Alcohol on the Nervous System of Man”
isimli kitabında neşretmiştir.
Bu araştırıcı, kendi
otopsi müşahedelerine dayanarak, uzun seneler alkol almış şahısların
beyinlerinin, âdeta içine su çekilmiş sünger gibi ödemli (sıvı
birikmiş) olduğunu söylemiştir. Ayrıca aynı şahısların beyinlerinde
çok sayıda küçük kanama odakları olduğunu, damarlarda fazlaca bir
kan birikimi bulunduğunu da belirtmiştir. Dr. Courville, alkolik
şahısların beyinlerinin kanamaya daha müsait olduğunu, normal
şahısları öldürmeyecek kadarki darbelerde bile alkoliklerin öldüğünü
kaydediyor.