|

Kainatın ve kainattaki tüm
canlıların tesadüfen, doğal seleksiyon (ayıklama) ile evrimleşerek
oluştuğunu ileri süren görüştür. Darwincilere göre evrim şöyle
gelişmiştir :
Her nasıl oluşmuşsa oluşmuş olan
aminoasitlerin meydana getirdiği proteinler bir araya gelip ilkel,
tek hücreli canlıları meydana getirirler. Sonra bu canlılar
trilopitleri, onlar birleşip balıkları, balıklar gelişip,
amfibiyenleri onlar dinazorları, dinazorlar kuşları, kuşlar
memelileri evrimleşerek meydana getirmişlerdir. Yani bütün canlılar
tek bir canlıdan evrimleşerek, tesadüfen oluşmuştur. Darwin, sadece
insanların maymundan geldiği değil, tüm canlıların tek hücreli bir
canlının evrimleşmesinden meydana geldiğini ileri sürer.
Şimdi buna sıra ile cevap verelim
:
Bir aminoasit ilkel şartlarda kendi
kendine oluşabilir mi ? Önce şu soru sorulabilir. Aminoasiti meydana
getiren elementler nasıl oluşmuştur ?...
Stanley Miller 1953 yılında bir
deney yapar. Bir aminoasitin ilkel şartlarda oluşabileceğini deneyle
ispat ettiğini savunur. Fakat zamanla deneyinde bazı hilelere
başvurduğu ortaya çıkar :
- Metan ve amonyak gazlarını deneyinde kullanan
Miller'in deneylerinin aksine 1970'lerden sonra ilkel ortamda bu
gazların olmadığı ortaya çıkmıştır. Araştırmacılar atmosferin ilk
dönemlerde azot, hidrojen, su buharı, oksijen ve karbondioksitten
oluştuğunu ispat etmişlerdir. Bu gazlarla yapılan 1975'teki
deneyde tek bir aminoasit bile elde edilememiştir.
- Miller, deneyinde "soğuk tuzak" adlı mekanizmayı
kullanmıştır. Bu mekanizma ile aminoasitin oluşumunu engelleyen
oksijeni de Miller deneyinden soyutla-mıştır.
- Miller deneyi sonucunda, canlıların yapılarını bozan
organik asitler oluşmuştur. Miller bu asitleri de deneyden izole
etmiştir. Kısaca Miller deneyi, evrimi değil evrimsizliği
ispatlar. Çünkü bir aminoasitin oluşumu için bile deneye olmayan
metan ve amonyak gazları eklenmeli, olan oksijen çıkartılmalı,
oluşacak aminoasitin korunması işin özel bir mekanizma (soğuk
tuzak) kurulmalı ve bozucu özelliğe sahip organik asitler izole
edilmelidir. Kısaca, aminoasitler tesadüfen değil özel şartlarda,
kontrolle, bir laboratuvar ortamında, bilinçli müdahalelerle ancak
elde edilebileceğini Miller İspat etmiştir.
Zaten Miller yukarıdaki
tezatları, 1985'te İsveç Stockholm şehrindeki sempozyumda, ayrıca;
Science (S.423)'te , The Origins Of Life On The Earth (S.33)'te
itiraf etmiştir.
Proteinler kendi kendilerine
okyanuslarda oluşabilir mi ? Bir örnekle açıkla-yalım: En küçük bir
protein, mesala 500 aminoasitli bir protein molekülünün doğru
dizilimi yakalama ihtimali 10950 'dir. Matematikte
1050 'den sonrası ihtimaller kanuna göre sıfır kabul
edildiği için, böyle bir protein molekülünün oluşma ihtimalide
sıfırdır. Ayrıca "Le Chatelier" yasasına göre; proteinlerin
oluşumları esnasında su çıkardıkları, su çıkaran reaksiyonların da
su içinde gerçekleşebilmeleri imkansızdır.
Bir DNA molekülü, proteinoidlerin
tesadüfen birleşmesinden oluşabilir mi? Yapısında milyonlarca
şifreyi barındıran DNA'ların en küçük bir tanesinin oluşabilme
ihtimali 10600'tür. Ayrıca proteinoid, protein veya
DNA'yı oluşturduğu görüşünü artık hiçbir evrimci iddia
etmemektedir.
Balıklar zamanla amfibiyene (hem karada
hem denizde yaşayabilen canlılara) dönüşebilirler mi? Buna kanıt var
mıdır? Eusthenopteron'ların bu ara geçiş döne-mine örnek olduklarını
ileri sürülürdü. Fakat bu balıkların, diğerlerinden bir farkı
olmadığını evrimcilerde günümüzde itiraf etmektedirler.
Amfibiyenler sürüngenlere dönüşebilir mi
? Seymouria adlı canlının sürün-genlerin atası olduğunu iddia
edilir. Fakat araştırmalar, bu canlıdan 50 milyon yıl önce yaşamış
sürüngenlerinde bulunduğunu ispatlamıştır. Ayrıca bu canlının
pulları bulunmamaktadır. Halbuki tüm sürüngenlerin derilerinin
tamamı pullarla kaplıdır.
Sürüngenler memelilere dönüşebilir mi ?
Sürüngenler zamanla kuş ve memelilere dönüşebilir mi? Sürüngenlerle
memeliler arasındaki çene yapısı ve kulaklardaki farklılıklar
dışında yumurtlayarak çoğalan, pullu, soğuk kanlı canlıların doğarak
çoğalan, tüylü sıcakkanlı memelilere tesadüfen nasıl dönüştükleri de
evrimcilerin cevaplandıramadığı sorulardandır.
İnsan evrimleşerek mi
varolmuştur ? Şimdi evrimcilerin maymundan insana sıraladıkları
evrim aşamalarını sıra ile görelim :
Australopithecus'ın iki ayağı üzerinde
dik yürümeye başlayan ilk maymun olduğu iddialarını beş uzmandan
oluşan Lord Zuckerman başkanlığındaki ekip, 15 yıllık çalışma
sonunda bu canlının bir maymun türü olduğunu ve dik yürümedikleri
sonucuna vararak cevaplamışlardır.
Homo habilis : 1984 yılında bulunan
iskelet , bu türün maymunların ki gibi küçük beyin hacmine, uzun
kollara, kısa bacaklara sahip olduğunu göstermiştir. Antropolog
Holly Smith, Fred Spoor, B.Wood, Frans Zonneveld'te araştırmaları
sonucu hep aynı sonuçlara varmışlardır. Homo habilis bir maymundur,
maymun iskeletine sahiptirler.
Homo Rudolfensis : İnsan yüzü anatomisi
profesörü Tim Bromage, C.l. Brace, paleantropolok Prof. Alan Walker
yaptıkları incelemelerde bu camlının yüz, diş, beyin hacmi... ile
bir maymun olduğu sonucuna varmışlardır.
Homo Erectus : Yapılan araştırmalar
modern insan iskeleti ile Homo erectus'un iskeleti arasında hiç bir
fark olmadığını göstermiştir. H.Erectus bir insandır, maymunla bir
benzerlikleri yoktur. H. Erectus gibi küçük kafatası hacmine sahip
pigmeler, kalın kaş çıkıntılarına sahip Avusturalya yerlileri
günümüzde hala daha yaşamaktadırlar. Homo erectus ile bizim
aramızdaki fark, zencilerle, eskimolarla arasındaki fark kadardır
ama sonuçta her ikisi de insandır.
İşin ilginç yanı, önce
Australopithecus'lar yaşamış, onlar evrimleşip homo habilis, sonra
onlarda evrimleşip homo eructusa dönüşmüş olduğu iddia edilirken,
her üç ırkın bir arada yaşadığını gösteren belgelerin bulunmasıdır.
Hatta Homo rudolfensis'in, atası olduğu iddia edilen homo habilisten
bir milyon yıl daha yaşlıdır Homo rudolfensis...
Neandertallar : Ölülerini gömen, müzik
aletleri yapıp çalan, zeka seviyeleri, konuşmaları ile günümüz
insanlarından tek farkları biraz daha güçlü bir iskelete sahip
olmalarıdır. Dolayısıyla onlarda insandırlar...
Şimdi bizzat evrimi savunan
araştırmacılar ve evrimci dergilerden evrimle ilgili itirafları,
evrimleşme sırasına göre inceleyelim :
- Jeffrey Bada : "En büyük problem : Hayat yeryüzünde
nasıl başladı ?".
- Rus evrimci A.l.Oparini " Hücrenin meydana gelişi,
evrim teorisinin en karanlık noktasıdır" .
- Evrimci Earth dergisi : "Bugün Miller'in senaryosu
şüpheyle karşılanmaktadır."
- Evrimci W.Ager : " Hep aynı şeyle karşılaşıyoruz.
Kademeli evrimle gelişen değil, aniden yeryüzünde oluşan gruplar
görürüz."
- Evrimci Barbara J. Stahl: " Bilinen balık türlerinin
hiç biri, karada yaşayan dört ayaklıların atası olarak
belirlenememektedir."
- Evrimci Lewis L. Carroll: " Ne yazık ki
sürüngenlerin ortaya çıkışı öncesinde var olan tek sürüngen atası
örneği yoktur."
- Evrimci Roger Lewin : " İlk memeliye nasıl bir
evrimsel geçiş olduğu, hala büyük bir sırdır."
- Yüzyılın en büyük evrimci teorisyenlerinden George
Gaylond Simpson: "Dünya üzerindeki yaşamın en kafa karıştırıcı
olayı, sürüngenler devrinin memeliler devrine aniden
değişmesidir..."
- Evrimci Mark Ridley : "Hiç bir gerçek evrimci, fosil
kayıtlarını yaratılış fikrine karşı destekleyen bir delil olarak
kullanamaz."
- Ünlü evrimci, kuş bilimci, Alan Feduccia: "Kuşlar,
ortak ataları dinazor-lardan on binlerce yıl önce yaşamışlardır ve
dolayısıyla dinozorlarla alakaları bulunmamaktadır..."
- Stanley Miller : " Metan, azot ve yok denecek kadar
az miktardaki amonyak ile su buharı karışımı, ilkel dünya için
daha gerçekçi bir atmosferdir."
- Diğer bir evrimci sahtekar Haeckel'den itiraf : Bu
yaptığım sahtekarlık itirafından sonra kendimi ayıplamış ve
kınamış olarak görmem gerekir. Fakat benim avuntum şudur ki, suçlu
durumda bulunduğumuz yüzlerce arkadaş, bir çok güvenilir gözlemci
ve ünlü biyolog vardır ki onların çıkardığı en iyi biyoloji
kitaplarında, tezlerinde, ve dergilerinde benim derecemde yapılmış
sahtekar-lıklar, az çok tarif edilmiş, yeniden düzenlenmiş,
şematize edilmiş şekiller bulunmaktadır."
Evrimcilerin en büyük sorunu,
canlılar birbirinden evrimleşerek değiştiğine dair en küçük bir
örnek bulamamalarıdır. Mesela insan maymundan türemişse maymunlar
değişime başladıktan sonra, fakat insan olma aşamasına gelmeden
önce, bu ara dönem (ki milyonlarca yıl sürüyor) içinde insan-maymun
karışımı, yarı insan, yarı maymun, kalıntı, fosil iskeletleri
bulunmalıdır. Bulunduğu iddia edilen kemikler ya evrimcilerin
sahtekarlık ürünü yada domuz dişi veya nesli tükenmiş Orangudan
kalıntısı oldukları ortaya çıkmıştır. Peki bu kalıntılar, bu
kemikler niçin bulunamamaktadır ? Çünkü böyle bir geçiş, bir tek
canlıdan evrimleşip, çeşitlenme, çoğalma yoktur. Her canlı tek tek,
ayrı ayrı yaratılmıştır.
Evrimciler bağnaz olurlar mı
? Aşağıdaki cümleler bir Türk evrimcisine aittir :
- Hiç bir fosil bulunmasa bile bu evrim kuramını
çökertmez.
- Varsayalım ki henüz hiç bir fosil bulamadı. Bu tüm
ara canlıların, doğaya karıştığını gösterir.
- Diyelim ki tüm fosiller fos çıktı ! Bu bile evrim
kuramını çökertmez.
- ...(Belki evrim) bugünkü bilgilerle mümkün değildir,
ama 100 yıla kadar bu konuda dev adımlar atılacağına kesin gözüyle
bakılmaktadır...(!)
Not: Darwin , bir arkadaşına
yazdığı mektupta Türkler için “Aşağılık ırk , barbar , yok edilecek
toplum “ diye bahsetmektedir
(The Life and letters Of Charles Darwin , New
York ,1.Cilt, Sayfa :266 )
Kısaca özetlersek, evrim,
ispatlanmamış ve bir teori olarak bilimselliğin sınırları dışına
atılmış, fakat bağnaz fanatikleri tarafından "bilim dışı bir inanç"
haline getirilmiş, batıl bir dindir. Tüm batıl dinler gibi evrimde
miadını doldurmuştur.
"Hak geldi, batıl yok oldu.
Hiç şüphesiz ki batıl yok olmaya mahkumdur. (İsra : 81)
"
NOT :
SON GELİŞME :İLK MİKROORGANİZMALARIN DÜNYADA OLUŞTUĞUNU İDDİA
EDEMEYEN DARWİNİSTLER ŞİMDİ DE İLK CANLILARIN "UZAYDA"
OLUŞUP SONRA DÜNYAYA GELDİĞİNİ İDDİA ETMEYE BAŞLADILAR!MAYMUN
İDDİASI YERİNE DE "TARLA FARESİ " YENİ ATALARI OLARAK İLAN
EDİLDİ . . . ! ! !
RADİKAL'E CEVAP
İsmet BERKAN : 26 Haziran 2005 Bilimsel teori ile doğma
arasındaki temel fark” . Berkan bu yazıda önce bilim ile imanı
karşılaştırmış ve sözü yine Evrim teorisine getirerek, “…Charles
Darwin, Evrim Teorisi’ni ortaya attığında başına gelebilecekleri de
tahmin ediyordu. Teori, çok kısa zaman içinde ‘dine küfür’ olarak
algılandı İngiltere’de ve Batı Avrupa’da. Darwin’in teorisi dinamik
bir modeldi. Türlerin gelişimi hakkında yeni bir bakış açısını
ortaya atıyordu. Bugün hâlâ elimizdeki en iyi bakış açısı bu.
Türlerin ortaya çıkışını, gelişimini veya ortadan kalkışını bugün
hâlâ Darwin’in ortaya attığı teori ile açıklıyoruz. Hoş, aradan
geçen zamanda teori çok sayıda değişikliğe uğradı ama yine de işin
özü değişmedi; daha doğrusu işin özünü değiştirecek bir bilimsel
kanıt ortaya konmadı (...!?). Bilimsel teori ile dogma
arasındaki temel fark da budur işte. Bilimsel teori, dinamik bir
modeldir. Her gün yeniden test edilir, eğer yanlışsa hemen
değiştirilir” diyor ve bir takım örneklerle iddialarını savunmaya
çalışıyor yani Darwin Teorisi’nin bilimsel ve dinamik bir teori
olduğunu söylüyor ve bu zamana kadar onu yanlışlayacak yeni bir
teori üretilmediğini ileri sürerek, yaratılışa inananlarla da,
“yaratılış masalları” ifadesini kullanarak saygısızca dalga
geçiyor.
Radikal’in bu
tavrına en güzel yanıt Zaman Gazetesi’nin Yorum sayfasında
yayınlanan Mustafa Akyol imzalı bilimsel yazıda geldi. Mustafa Akyol
bu yazısında, Darwinizm’e yönelik çağdaş itirazların “din temelli”
değil, “bilim temelli” olduğunu ve bugün çok sayıda bilim adamının
Darwin’in tezlerine inanmadığına dikkat çekti. Akyol bilimsel
kaynaklarla desteklediği yazısında şu ifadelere yer verdi: “
Türkiye’de konuyu ele alan pek çok insanın zihninde “bilimsel bir
teoriye bağnazca tepki gösteren dinciler” tablosu var. Oysa durum o
kadar basit değil. Öncelikle, Darwin karşıtlarının çoğundaki
“dindarlığı” görürken, Darwin taraftarlarının çoğundaki “din
karşıtlığını” da görmek gerekiyor. Darwin,
din konusunda bir yorum yapmamış, örneğin “Tanrı yoktur” dememişti;
ama bunu demeyi mümkün kılan teorisi ilk günden itibaren ateistlerin
baş tacı oldu. Çünkü, günümüzün önde gelen evrimcilerinden Oxford
zooloğu Richard Dawkins’e göre, Darwin ateistlere “entelektüel
yönden tam tutarlı ateistler olma şansı sağladı”. Dolayısıyla
“tarafgirlik”, her iki tarafta da vardır. ... Asıl önemli olan,
Darwinizm’e yönelik çağdaş itirazların “din temelli” değil, “bilim
temelli” oluşu. Elbette bazı insanlar, “Darwinizm’e karşıyım; çünkü
inancıma aykırı” diyor; ama bugün bilim dünyasında tartışılan, bu
değil. Tartışılan, Darwinizm’in bilimsel açmazları. İlk hücre
nasıl var oldu? Canlı bedenlerindeki karmaşık biyokimyasal makineler
nasıl ortaya çıktı? Genetik bilginin kökeni nedir? Neden bilinen tüm
temel hayvan grupları (filumlar) aynı jeolojik dönemde (Kambriyen
devirde) aniden, kendilerine benzer ataları olmadan ortaya çıktılar?
Bu gibi sorulara Darwinistlerin verebildikleri doyurucu yanıtlar
yok. Ve işin ilginç yanı, bilim ilerledikçe Darwinizm’in yanıtları
değil, soruları, daha doğrusu sorunları artıyor. Darwinistler “bilim
elbette bunlara yanıt bulmamızı sağlayacak” diyorlar; ama bu durumda
teori eldeki kanıtlara değil geleceğe yönelik bir umuda (yani
inanca) dayalı hale geliyor... Peki
Darwinizm yaşamın kökenini açıklayamıyorsa, onu nasıl açıklamak
gerek? Son yıllarda ABD’de gelişen “Akıllı Dizayn” (Intelligent
Design) teorisi, işte bu soruya cevap getiriyor. Darwinizm,
canlılığı doğa kanunlarının ve rastlantıların eseri olarak
yorumlarken, bu teori üçüncü bir etken daha öne sürüyor: Dizayn!
Dizayn teorisi, “yaratılışçılık” değil. Çünkü Dizayn bilimsel
kanıtlara, Yaratılışçılık ise dinî kaynaklara dayanıyor. Dizayn’ın
dayanağı, Kitab-ı Mukaddes veya Kur’an değil; canlılardaki kompleks
sistemler. Nemrut Dağı’nın tepesindeki heykelleri görünce, bunların
“doğal etkilerle” oluşmadığını, dizayn edildiğini nasıl anlıyorsak,
canlılığın dizayn edildiğini de öyle anlıyoruz. (Tabii bu akıl
yürütmenin belirli bir metodolojisi de var, Baylor Üniversitesi
matematikçisi Prof. William Dembski tarafından kurulan.[1])
“Canlıları kim dizayn etti?” sorusuna ise bilimin verebileceği bir
cevap yok. Buna insanlar inançları ve felsefeleri doğrultusunda
kişisel cevaplar verebilirler; ama bunlar bilimin alanı dışında. Bu
nedenle Dizayn teorisi, dinlere uygun; ama dinî olmayan bir
düşünce.Ve bu teori ABD’de giderek güçleniyor. Teorinin bilimsel
merkezi durumundaki Discovery Insitute tarafından yayımlanan
“Darwinizm’e Kuşkulu Bakış” deklarasyonunu imzalayan bilim adamı
sayısı 400’ü aştı. Georgia, New Mexico, Ohio gibi eyaletlerde,
Dizayn teorisinin bazı argümanları, Darwinizm’e alternatif olarak
ders kitaplarına girdi. Kansas’taki durum ise önümüzdeki haftalarda
belli olacak. Türkiye’deki Darwinistler ise tüm bu bilimsel
muhalefete “dincilik” diye dudak büküp, sonra da Darwinizm’in
aslında her şeyi gümbür gümbür açıkladığını ileri sürüyorlar.
Örneğin Prof. Ertan, “insan genom projesi”nin evrime ilişkin çok
güçlü bilgiler ortaya koyduğunu ileri sürmüş. Oysa söz konusu proje
hiç de öyle bir sonuç vermedi. Aksine, denebilir ki, canlılığın
kompleksliğini biraz daha açığa vurarak, Dizayn tezine destek
sağladı. Projeyi yürüten Celera Genomics şirketinin bilim
adamlarından Gene Myers’ın şu sözleri, medyada hayli yankı bulmuştu:
“Beni şaşırtan, yaşamın mimarisi. Sistem olağanüstü derecede
kompleks. Tasarlanmış gibi.” [2]
Bu kadarcık bir yazı, bu konudaki bilimsel kanıtları tartışmak için
yeterli değil elbette. Ama hemen belirteyim ki, Darwinizm’i savunan
herkesle, her yerde ve her şartta tartışmaya hazırım; çok da iyi
olur. Burada asıl olarak meselenin özüne dair bir şey söylemek
lazım. Onu da aslında Sayın Berkan zaten söylemiş. Şu ifadesine
katılmamak elde değil: “Bilimin temeli kuşkuculuktur; dinin ise
iman. Bilimde imanın yeri yoktur.” Çok
doğru. Ancak elbette buradaki iman kavramından, Teistik dinlere iman
kadar, ateizme ve materyalizme imanı da anlamak lazım. Darwinizm’i
ısrarla savunanların bazıları, söz konusu “izm”lere imanları
nedeniyle öyle yapıyor gibi duruyorlar; çünkü kanıtları tartışmak
yerine itirazları diskalifiye etmeye çalışıyorlar. Dizayn teorisini
savunan bilim adamlarının çağrısı ise çok daha objektif: “Gelin
kanıtları izleyelim; bizi hangi sonuca götürüyorlarsa
götürsünler...”
DARWINİZM ÇIKTIĞI YERE DOĞRU ÇEKİLMEYE BAŞLADI...VE ARTIK DÜNYAYI
ALDATAMIYOR!
1. Darwinizm artık proteinlerin evrimle
oluşabileceğini iddia edemiyor. Çünkü tek bir proteinin bile tesadüfen doğru
dizilimle oluşma ihtimali teorik olarak 10950’de 1’dir.
Bu ise, gerçekleşmesi matematiksel olarak imkansız bir ihtimaldir.
2. Darwinizm artık fosilleri evrime delil
olarak gösteremiyor. Çünkü, 19. yüzyılın ortalarından bu yana
dünyanın dört bir yanında yapılan arkeolojik çalışmalarda,
evrimcilerin milyonlarca olduğunu iddia ettikleri “ara geçiş formu”
fosillerinden tek bir tane bile bulunamadı. “Kayıp halkaların” bilim
dışı bir efsane olduğu anlaşıldı.
3. Evrimciler bugüne kadar bulunmuş olan
sayısız fosil karşısında çaresiz kalmışlardır. Çünkü bulunan tüm
fosiller yaratılışı destekler, ispat eder
mahiyettedir.
4. Evrimciler artık Archæopteryx’in
kuşların atası olduğunu iddia edemiyor. Çünkü, Archæopteryx
fosilleri üzerinde yapılan son incelemeler bu canlının “yarım kuş”
olduğu iddiasını çürütmüştür. Archæ-opteryx'in uçuş için gerekli
anatomi ve beyin yapısını kusursuz olarak barındırdığı yani bir kuş
olduğu anlaşılmış, böylece “kuşların evrimi masalı” evrimciler için
savunulamaz olmuştur.
5. Darwinizm artık “At Serisi” diye ortaya
konulan sahte dizilimi kullanamıyor. Çünkü bu sahte serinin geçmişte farklı
devirlerde ve farklı coğrafyalarda yaşamış bağımsız canlı
türlerinden ibaret olduğu anlaşıldı.
6. Darwinizm artık sudan karaya çıkış
hikayesi için Coelecanth isimli fosili kullanamıyor. Çünkü soyu tükenmiş bir
ara-form olduğu iddia edilen bu canlının halen yaşamakta olan bir
dip balığı olduğu ortaya çıkmıştır ve bu canlı bugüne kadar 200’den
fazla sayıda -canlı olarak- yakalanmıştır.
7. Darwinizm, Ramapithecus,
Australopithecus Serisi (A. Bosei, A. Robustus, A. Aferensis,
Africanus vb.), gibi canlıların insanların ataları oldukları
iddiasını artık savunamıyor. Çünkü bu fosiller üzerinde yapılan
araştırmalar, bunların insan ile hiçbir ilgisi olmadığını ve
tamamının geçmişte yaşamış maymun türlerinden ibaret olduğunu ortaya
koymuştur.
8. Darwinizm Rekonstrüksiyon (canlandırma)
çizimlerle artık insanları kandıramayacak. Çünkü eskiden yaşamış
hayvanların kalıntılarına dayanılarak yapılan bu canlandırmaların
(rekonstrüksiyon) hiçbir bilimsel değere sahip olmadığı ve tamamen
güvenilmez oldukları bilim adamlarınca açıkça ortaya
konmuştur.
9. Darwinizm artık “Piltdown Adamı”nı
evrime delil olarak gösteremiyor. Çünkü, yapılan araştırmalar “Piltdown Adamı”
diye bir fosilin hiçbir zaman var olmadığını, insana ait bir
kafatasına orangutan çenesi eklenerek insanların 40 yıl boyunca
kandırıldığını ortaya çıkardı.
10. Darwinizm “Nebraska Adamı”nın ve sözde
ailesinin evrimi ispatladığını artık savunamıyor. Çünkü “Nebraska Adamı”
hikayesinin dayandırıldığı azı diş kalıntısının aslında soyu
tükenmiş yabani bir domuza ait olduğu tespit
edildi.
11. Darwinizm artık “Doğal Seleksiyon’un
evrime sebep olduğu iddiasını savunamıyor. Çünkü, söz konusu
mekanizmanın canlıları evrimleştiremeyeceği, onlara yeni özellikler
kazandıramayacağı bilimsel olarak ispatlanmıştır.
DARWİNCİLERİN İTİRAFLARI
DARWİNİSTLER NEYİ DÜŞÜNEMEZ

|