HALIFEMİZİ BEKLİYORUZ
...
!*
SU AN ISLAM ÜMMETININ EN BUYUK SORUNU BIR LIDERLERININ
OLMAMASI...
İMAMESİ
OLMAYAN TESBİH TANELERİ GİBİYİZ...ASLINDA BIRBIRINI TAMAMLAYAN
BIR BUTUNUN PARCALARI OLAN ISLAMI CEMAATLER SU AN BIRBIRI ILE
UGRASMAKTADIRLAR... BIRBIRLERINI "PARTICILIK,
MISYONER-DIALOGCU,RADIKAL-TASAVVUF DUSMANI, MUSRIK, TAVIZCI,
...VS ILE SUCLAYAN MUSLUMAN CEMAATLER, BIR
HALIFENIN ETRAFINDA BIRLESTIKLERI AN, BIRBILERI ILE UGRASMAYI
BIRAKIP, BIR BUTUNU OLUSTURAN TEMEL PARCALAR OLDUKLARINI
FARKEDECEKLER VE O ANA KADAR IHTISASLASTIKLARI KONULARDA
IS BOLUMUNE GIDECEKLERDIR...!SU AN ONLARIN
BIRLESMESINE ENGEL OLAN EN BUYUK BELKI DE TEK NEDEN, ISLAM
HUZUR TOPLUMUNUN OLUSMASINA ENGEL OLANLARA KARSI
MUCADELE ETMEDE ,SORUNLARI COZMEDE ,HEDEFE ULASMADA KULLANDIKLARI
FARKLI METODLARDIR...
MILLI GORUSCULER;EKONOMI, FETULLAHCILAR; MILLI EGITIM ,
SULEYMANCILAR; DIYANET, TARIKATCILAR;SOSYAL YARDIM , RADIKAL DENEN
ISLAMI KESIM ISE MILLI SAVUNMAYI,... ALACAKLAR VE BOYLECE
KULLANDIKLARI FARKLI METODLARIN SU AN YAPTIKLARI
GIBI BIRBIRLERINI SUÇLAMAYA BIR SEBEP DEGIL , IDEAL HUZUR
TOPLUMUNU OLUSTURDUKLARIN DA BIRBIRLERINI TAMAMLAYAN VE BIRBINE
IHTIYAC DUYAN, BIR DIGERI OLMADAN KENDININ DE VAR OLAMAYACAGI
BIR BÜTÜNÜN OLMAZSA OLMAZ PARÇALARI OLDUKLARINI FARKEDECEKLERDIR...,
ASLINDA AYRI,FARKLI VE DUSMAN DEGIL, BIRBIRINI TAMAMLAYAN BIR
ARAYA GELINCE PARCALANAMAZ BIR GUC OLDUKLARINI
ANLAYACAKLARDIR...
BILIM VE TEKNOLOJIYI
ONPLANA ALAN ISLAMI CEMAATLER ;BEYIN, RADIKAL DENEN GRUPLAR; YUMRUK,
TARIKATCILAR ISE KALPTIR...KALPSIZ, ELSIZ VEYA BEYINSIZ VUCUT
EKSIKTIR...
BIRBIRLERI ILE ISLAMI
CEMAATLERIN UGRASMALARI SADECE COZUM YOLUNDA URETTIKLERI
METODLARIN FARKLILIGIDIR...IDEAL ISLAM TOPLUMUNDA ISE BU
FARKLILIKLAR BIRER IHTIYAC VE LUZUM , MUTLAKA OLMASI GEREKEN FARKLI
ZENGINLIKLER BUTUNU OLACAKLARDIR...!
OSMANLI SEVGİSİ , ÜMMET
BİLİNCİ
HİLAFETİN SİLİNMEYEN İZLERİ
Bosna, Singapur, Sudan,
Filistin, Makedonya, Kosova, Sudan, Pakistan, Endonozya, Cezayir,
Mısır, Habeşistan...
Balkanlar'dan Orta Doğu'ya kadar büyük
bir coğrafyanın 1. Cihan Savaşından sonra elimizden çıkmasına
rağmen, o topraklarda yaşayan halkın hala büyük bir hasretle
"Osmanlı, Osmanlı " diye sayıkladığını… Budapeşte'den gelen bir
yazarımıza bir Boşnak’ın'. "Madem ki İstanbul'a gidiyorsun Allah
aşkına o şehrin toprağını benim için öp Allah benim canımı
İstanbul'u görmeden almasın!" dediğini Trablusgarp’taki
ihtiyar Cezayirlilerin, boyunlarına muska diye Osmanlı parası
taktıklarını (Yakın Tarihimiz, 6 Eylül 1962, cilt 3, sayı: 28 s. 42. Vatan
Gazetecilik A.Ş İst/1962) SİNGAPUR Osmanlı
Devleti’nin önemli padişahlarından İkinci Abdülhamit, geçtiğimiz
hafta ölümünün 88. yıldönümü vesilesiyle anıldı. Singapurlu
Müslümanlar da onun ruhuna bağışlamak için mevlid-i şerif
okudu.(Aksiyon-Sayı: 585 - 20.02.2006)
Sudan'da hutbeler hâlâ
Abdülhamid adına okunuyor ( Zaman
:13/01/2007)Filistinlilerin
Osmanlı sevgisi
:Gerek
Kudüs'te ve gerekse diğer bölgelerde yaptığımız gezintilerde
Filistinlerin Osmanlı'ya karşı tahmin edilemez boyuttaki sevgisine
şahit oluyoruz. Özellikle Abdülhamid Han onlar için sembol bir isim.
Bizlerden bugün de aynı ağabeyliği yapmamızı bekliyorlar. Yaşlılarla
konuştuğunuzda halifeliğin onların en büyük özlemlerinden biri
olduğunu görüyorsunuz. Halifelik olmuş olsaydı bugünkü zilleti
çekmeyeceklerini ve dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların bu
sayede kendilerine gerçekten yardım elini uzatacaklarını
söylüyorlar. Filistin meselesi koltuklarından sonra gelen bölgedeki
krallara veya kral benzeri devlet başkanlarına bakıldığında bir
Filistinli için halifeliğin neden tek kurtuluş yolu olarak
görüldüğünü çok iyi anlıyorsunuz. Ürdün'de Bek'a kampında ziyaret
ettiğim ve kırk yıldır yurdundan uzakta yaşayan Filistin ve Osmanlı
dediğinde kendisini titreme alan yaşlı amcadan da benzer şeyleri
dinledim. Onların deyişiyle, Osmanlı Filistinlilerin zilletini 400
yıl geciktirmişti.Türklere derin
sevgi besleyen Filistinliler devlet yöneticilerimizi "üzerine düşen
görevi yapmayan abi" olarak görmekteler. ( Enbiya
Yıldırım - Milli gazete 26/02/2006)'Hiçbir
Filistinli
Abdülhamit’i unutamaz'
Filistin Başbakanı
Haniye,sözü Osmanlı padişahı 2. Abdülhamit’e getiriyor. Teklif
edilen paralara rağmen, Abdülhamit’in Yahudilerin Filistin
topraklarına göç etmelerine razı olmadığını hatırlatan Başbakan
Haniye, bunu her Filistinlinin bildiğine dikkat çekiyor.( Zaman:
09.09.2006 )
Balkan
uzmanı Eran Frankel'e göre, ''Makedonyalı Müslümanlar hiç bir zaman
Makedonyalılık adına İslam'ı geri plana atmış ya da reddetmiş
değillerdir. Aksine, çoğu kez kendi Slavlıklarını reddetmişler ve
Slav olmayan bir İslam kimliğini benimsemişlerdir. Yine Frankel'e
göre Makedonya'daki Müslüman Arnavutlar ya da Çingeneler,
kendilerine Slav kimliğini benimsemektense, ''Türk'' olarak
tanımlamayı tercih ederler.'' (Eran Frankel.
''Turning a Donkey into a Horse: Conflict and Paradox in the
Identitiy of Macedonian Muslims.'', 23rd National Covention of the
AAASS, Miami, 1991) İşte bu
nedenle de, Türkiye'nin Balkan yarımadasındaki uzantısı olan
milletler, yalnızca birkaç milyonluk Balkan Türkü değil, nüfüsları
10 milyonu bulan Balkan Müslümanlarıdır. Çoğu etnik olarak Türk
olmayan ve Türkçe konuşmayan bu insanlar, kendilerini aynı dili
konuştukları Sırplar'dan ya da Bulgarlar'dan çok Türklere yakın
hissetmektedirler.Çünkü bu insanlar her şeyden önce ''Osmanlı''
dırlar ve Türkiye de Osmanlı'nın yegane mirasçısıdır. Yukarıdaki
satırları yazan Maria Todorova, bu konuda şöyle der:''Türkiye'nin
Balkanlar'daki etkisi olduça komplekstir. Bu etki, öncellikle
Balkanlardaki Türkçe konuşan nüfüsa yöneliktir. Bu nüfüsun büyük
bölümü Bulgaristan'da yaşar, kalan kısmı ise çok daha az sayılarda
Yunanistan, Romanya ve eski Yugoslavya'dadır. Ancak Türkiye'nin etki
alanı bununla sınırlı değildir. Aynı zamanda Slav dilinde konuşan
Müslümanlar da Türkiye'nin etki alanı içindedirler.'' (Maria Todorova. ''The Ottoman Legacy in the Balkans''. The
Balkans: A Mirror of the New International Order. (ed. G. G.
Özdoğan, K. Saşbaşlı) Eren, İstanbul, 1995. s. 71)Todorova, Türk olmayan Balkan Müslümanlarının
kendilerini Türklük'le özdeşleştirme eğilimlerine örnek olarak
ilginç bir noktanın daha altını çizer: 20. yüzyıl boyunca
Balkanlar'dan Türkiye'ye göç eden Slav Müslümanlar (Arnavutlar
dahil), Türk kimliğini benimseyerek Türk toplumu içinde asimile
olmuşlardır. Bu durum Todorova'ya göre, ''Osmanlı'nın mirasının Türk
etkisine dönüşmesinin açık bir örneğidir.''Kuşkusuz bu fenomen
Türkiye açısından son derece önemli bir stratejik avantajdır. Tüm
Balkanlar'da aslında etnik olarak ''Türk'' olmamalarına karşın,
kendilerini ''Türk'' olarak gören ya da görmeye eğilimli büyük bir
Müslüman nüfüs vardır. Bu ''fahri soydaşlarımız''ı bize bu denli
bağlayan unsur ise Osmanlı mirasıdır.Osmanlı gitti,
Ortadoğu bitti.” 1991’deki Körfez Savaşı sırasında Mısır
Dışişleri Bakanı’nın ağzından dökülen bu cümle boş
değil... Arap İhtilâl
Teşkilatı ‘El Ahd’in liderlerlerinden Aziz Ali Mısrî, Osmanlı
Devleti’nin tasfiyesinin Ortadoğu’da meydana getirdiği
boşluğu geç de olsa anlayarak itiraf ediyordu: “Bugün Ortadoğu,
Osmanlı Devleti’nin cömert ve âdil bir hükümran olarak karşılıksız
verdiklerinin pek azını arıyor; ama bulamıyor!”
(AKİT-16 TEMMUZ 2001) Küçük Osmanlı: Kosova
:Osmanlı’nın Kosova’daki varlık ve hakimiyeti 1389’daki I. Kosova
Savaşı ile başlamış ve 1913 Londra Konferansı’na kadar sürmüştür.
Osmanlı, insanlık, adalet ve hoşgörü temeline dayanan idaresi, engin
kültür ve medeniyetiyle herkes gibi Kosovalıları da çepeçevre
kuşatmış ve gönüllerine taht kurmuştu. Zamanla Kosova, zengin
kültürü, şehir hayatı ve klasikleşen eserleriyle Osmanlı’nın bir
numunesi haline gelmiş ve “Küçük Osmanlı” pâyesini almıştır.
1913’teki Londra Konferansı’nda, Avrupalı Devletler bile, Küçük
Arnavutluğu (Kosova’yı), “Türkiye’nin Balkanlarda kalan ucu” olarak
vasıflandırmışlardır.Çanakkale’de şehit düşenlerin arasında çok
sayıda Kosovalı vardı ve sadece Çanakkale’de değil, 5 asır boyunca
Viyana’dan Yemen’e kadar gazâ meydanlarında Arnavutlar, Osmanlı ile
birlikte “i’lâ-yı kelimetullâh davası” uğrunda canlarını feda
etmesini bilmişlerdi.Kosova’da Osmanlı’nın eksikliği ve Arnavutların
benliklerinin derinliklerinde yatan eşsiz sevgi, kendisini esas,
Osmanlı’nın bölgeden çıkarılıp yerini Sırpların alması ve Evlâd-ı
Fâtihan’ın ardı arkası kesilmez “Sırp terörü”ne maruz kalmasıyla
göstermiştir. Bundan sonraki süreçte, iyice gemiyi azıya alan Sırp
terör ve soykırımının gayesi, “Osmanlı’nın bölgedeki vârisi ve
yetimlerinden” birisi olarak gördükleri Kosovalı Arnavutlara,
Devlet-i Âli ile I. Kosova Savaşı’ndan kalan “tarihi hesabı“ ödetmek
olmuştur.Kosova başbakanlarından Prof. Buyar Bukoşi’nin;
“Unutmamalısınız ki, biz Osmanlı’nın Kosova’daki temsilcisi
olduğumuz için Sırplar bize bu muameleyi revâ görüyorlar.” sözleri
bu fikrin ispatından ibarettir. Kosova İslâm Birliği Başkanı Recep
Boya’nın, Sırpların kendilerini Osmanlı’nın devamı olarak gördükleri
için etnik temizliğe tâbi tuttuklarına dikkati çeken şu sözleri de,
aynı acı gerçeğe parmak basmaktadır: “Sırplar Boşnaklara
saldırırken, ‘Siz Osmanlı’nın devamısınız, Türk’sünüz’ diye
öldürüyorlardı. Bizi de Müslüman ve Türk olarak görüyorlar.” Bu
cümleden olarak, Arnavut aydınlar nazarında Kosova, o günden bugüne
uzanan çizgide “Balkanların Filistin’i” pozisyonuna düşmüş
vaziyettedir.Bosnalılar gerçekten de, Sırpların sert tepkilerine
sebep olacak kadar, “Osmanlı kimliği ve bilincine”, zamanımıza
uzanan süreçte sımsıkı (kimi zaman bizi dahi utandıracak ölçüde)
sarılmışlardır. Boşnaklardaki, son derece köklü bir derinliğe sahip
“Osmanlı bilinci”nin müşahhas belirtilerini ve sürgit etkilerini,
hem tarih içinde hem de günümüzde bariz bir şekilde görmek
mümkündür. Mustafa Armağan’ın izlenim ve değerlendirmeleri, konu
hakkındaki en çarpıcı ve tatmin edici ip uçlarındandır:
“Unutamıyorlar Osmanlı’yı. Kendilerini yüzüstü bırakıp giden
babalarının arkasından konuşur gibi kırık bir sesle, ‘Bizi
Avrupa’nın ortasında bir başımıza bırakıp gitti Osmanlı!’ diye
tekrarlıyorlar... ‘Biz Bosna’da Osmanlı’yı muhafaza ediyoruz ve
günün birinde, şu veya bu yerde insanlığın şeref ve haysiyetini
koruyup gözetecek bir “Osmanlı” muhakkak gelecektir.’ Adları gibi
inanıyorlar buna. Nitekim Şarkiyat Enstitüsü’nü ziyaretimizde
araştırmacı Adnan Kadriç, fakirin “Osmanlı: İnsanlığın Son Adası”
kitabına göndermede bulunarak Bosna gezimizi mühürleyen sözü
söylüyordu: “Osmanlı insanlığın son adası ise, Bosna da Osmanlı’nın
son adasıdır.”Bir Bosnalı annenin, kocasını “vatanı” kurtarmak
gayesiyle Çanakkale’ye göndermesi münasebetiyle yaktığı ve
çocuklarına ninni formatında söylediği şu ağıt, onlardaki “Osmanlı
sevgisi ve kimliğinin” en güzel misallerindendir:Çanakkale’de kalır
düşman olur mu?Söyle anne, babamız da ne oldu?Yoktur, Çanakkale’de
şehid mi oldu?Ninni... Ninni...Makedonya Cumhuriyeti Çalışma
ve Sosyal İşler Bakanlarından İlyas Sabri’ye bırakalım: “Balkanlar,
Osmanlı’dan sonra huzurunu yitirmiştir... Osmanlı’nın torunları
Balkanları daha fazla öksüz bırakamaz, bırakmamalıdır!” (Kaynakça: M. Necati Özfatura, Hedefteki Ülke Kosova,
İst.1998, s.77-175; Aleksandre Popovic, Balkanlar’da İslâm,
İst.1995, s.220-221; Yavuz Bülent Bakiler, Üsküp’ten Kosova’ya,
Ank.1991, s.38; Selim Yıldız, Osmanlı, İst.2004, s.193; İsmail
Çolak, Doğu-Batı Kavşağında Osmanlı, İst.2004, 339-357; Ahmet Uçar,
“Kosova’nın Zencileri(!), Tarih ve Medeniyet Dergisi, Mayıs 1998,
Sayı: 50, s.30; Mustafa Armağan, “Nizam-ı Cedid Bosna’da Nasıl
‘Nizam-ı Yezid’ Oldu?”, Zaman Gazetesi Turkuaz Eki, 8 Ağustos 2004;
“Bosna’ya Paşa Geldi?”, Zaman Gazetesi Turkuaz Eki, 15 Ağustos 2004;
“Bosna: Osmanlı’nın Son Adası”, Zaman Gazetesi, 15 Ağustos 2004;
İsmail Yediler, “Osmanlı’nın Yani İslam’ın”, Zaman Gazetesi, 22
Eylül 1994; Aksiyon Dergisi, 14-20 Mart 1998, Sayı: 171; Zaman
Gazetesi, 1 Haziran 1998; Milli Gazete, 24 Şubat
1993.yenidunyadergisi- İsmail ÇOLAK Eylul 30,
2005)
Suriye Kızhıl Köyü...Köyde
çocuklara sıklıkla verilen “Osman” isminin arkasında Osmanlı sevgisi
var ( Aksiyon
-12.12.2005 )
Cezayir’de Osmanlı döneminden kalan
çok sayıda Türk aile var. Soy isimleri hep Türkçe. Demirci, Bakırcı,
Kalaycı, Kahveci, İzmirli, İstanbullu, Menemenli, Bursalı, Çavuş,
kulağımıza çalınan soy isimlerinden. Ayrıca yemek isimleri de
buranın asıl sahibinin kimler olduğunu fısıldıyor. Börek, çörek,
baklava, dolma, döner gibi yemekler bu isimlerle söylenip yeniliyor.
Cezayir’de bazı sokak ve semt isimlerinin Türkçe olduğu da
dikkatlerimizden kaçmıyor. “Bir Murad Reis”, “Deli İbrahim”,
“Hüseyin Bey”, “Baş Cerrah” gibi sokak, cadde ve semt isimleri
görüyoruz. Hüseyin Bey de Hüseyin Dayı demek. Baş Cerrah, Cerrah
Paşa’dan geliyor.Çarşıda yürürken Cami-i Kebir’in yani Ulu Cami’nin
imamı Şeyh Ahmet Bey’le karşılaşıyoruz. Türkiye’den geldiğimizi
görünce çok seviniyor ve bizi çok sıcak karşılıyor. Cezayir’de
Osmanlı’ya “Hıyarünnas” diyorlar. Yani insanların en hayırlıları, en
iyileri demek. Bugün bile hâlâ bir Türk gördüklerinde “Hıyarünnas”
diye sesleniyorlar ( Zaman TURKUAZ ).
1969’da
Habeşistan(Etyopya) Büyükelçiliği yapan emekli diplomat Nihat
Dinç, anılarında Habeşistan’da Osmanlı devletinin ve Türkiye
Cumhuriyeti devletinin büyük bir itibara sahip olduğunu, ancak Türk
yönetici elitlerinin bu olguyu doğru dürüst değerlendirmediklerinden
yakınıyor.(Nihat Dinç, Gönüllü Diplomat. İthaki Yayınları, s.66-67)
Afrika'da kurban dağıtan Türkler 'Osmanlı
torunları' diye karşılandı.İnsani Yardım Vakfı -İHH - Genel Başkanı
Bülent Yıldırım, "Gittiğimiz fakir ülkeler de halkın ortak görüşü
'Osmanlı'nın torunları 80 yıl sonra geri döndü' şeklinde oldu." diye
konuştu.(Zaman :05/01/2007) Endonozya -Ace'de hala OSmanlı patişahı
Abdülhamid Adına cuma hutbeleri okunur..Pakistan kurtuluş savaşı
sırasında hilafet merkezinin kurtuluşu için ülke çapında para
toplar...Hala "kardeş ülke " özelliğini korur!
Afganistan:Burada Müslüman olmanın ötesinde
Türk olmak anlatamayacağım bir güce sahip.Tüm kapıları açan bir
anahtar bizim kimliğimiz.Bu derin muhabbetin lezzetli ve büyülü
şerbetini Şam’da, Halep’te, Tahran’da, İsfahan’da da
tatmıştım.Amsterdam, Paris, New York, Berlin, Roma, Barcelona’da
asla tadamayacağınız tek şey belki de bu muhabbet.( Akşam:Serdar
Akinan:29 Subat 2008 )
ARAPLAR BİZİ ARKADAN MI VURDU ?
Her Türk genci "Araplar'ın
I. Dünya Savaşı'nda bize ihanet ettiğini" öğrenerek büyür. Oysa bu,
ancak kısmen doğrudur. I. Dünya Savaşı'nda Mekke Şerifi Hüseyin'in
İngilizler ile anlaşarak Osmanlı'ya isyan ettiği ve ordumuzu arkadan
vurduğu doğrudur. Ama hep atlanan nokta Şerif Hüseyin'in
"Araplar"ın tümünü temsil etmediği, aksine bir istisna
olduğudur. Ortadoğu uzmanı tecrübeli gazeteci Cengiz Çandar,
"Arapların ihaneti" söylemi ile tarihsel gerçek arasındaki önemli
farka şöyle işaret ediyor:"Mekke Emiri Şerif Hüseyin'in Hicaz'da
bazı Arap bedevi kabilelerini ayaklandırarak 1916'da İngilizlerle
işbirliği yaptığı doğrudur. Ancak, Birinci Dünya Savaşı konusunda
genel bir bilgisi ve fikri olan herkes, bunun 'askeri açıdan' tayin
edici bir değer taşımadığını bilir. İngilizlerin daha sonra yerine
getirmediği 'bağımsızlık vaadi' ile işbirliğine çektikleri Şerif
Hüseyin'in ve oğullarının komuta ettiği bedevi kabileleri,
Mekke-Maan hattında, yani 'asıl cephenin gerisi'nde İngiliz
kuvvetlerine yardımcı olmuştur. 'Asıl cephe', önce Şüveyş Kanalı ve
Kanal Harbi'nde Türk-Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesinden sonra
Filistin'de kurulmuştur. Filistin'de tek bir Arap
ayaklanmamıştır. Suriye'de, Irak'ta, Lübnan'da Türk kuvvetlerini
'arkadan vuran' herhangi bir olay olmamıştır. Arapların ezici
çoğunluğu, İstanbul'a yani Türkiye'ye sadık kalmıştır... Arabistan
Yarımadası'nın Hicaz bölümünden Akabe'ye kadar olan 'cephe gerisi'
dışında, Arapların Türkleri arkadan vurduğuna dair tarihte herhangi
bir kayıt yoktur."(1) Aynı gerçek, American-Israeli Cooperative
Enterprise (Amerikan-Israil İşbirliği Girişimi) adlı düşünce
kuruluşunun başkanı, Ortadoğu analisti Mitchell G. Bard tarafından
da, sözkonusu kuruluşun
sitesinde şöyle vurgulanıyor:"O dönemin romantik
kurgusunun aksine, Arapların çoğu I. Dünya Savaşı'nda Türklere karşı
müttefiklerin yanında savaşmadılar. İngiliz Başbakanı David Lloyd
George'un belirttiği gibi, Arapların çoğu, Türk yöneticileri için
savaştı. [Osmanlı İmparatorluğu'na isyan eden] Faysal'ın
Arabistan'daki taraftarları, bir istisnaydı."Araplar'ın topluca
ihanet etmesi bir yana, bazıları Osmanlı ordularını fiilen
desteklemiştir de. Konu hakkındaki uzmanlardan biri olan Dr.
Zekeriya Kurşun'un ifadesiyle, "I. Dünya Savaşı'nda Türk ordusu
ile beraber çeşitli cephelerde Türklerle omuz omuza çarpışan
Arapların büyük yararlıklar gösterdikleri bir hakikattir."
(2)Peter Mansfield'a göre:"1904'te Osmanlı Padişahı Sina üzerinde
hak iddia ettiğinde, Mısırlı milliyetçi lider Mustafa Kamil,
İslamcılık ruhu içinde, onun yanında ve Mısır'ın çıkarlarını savunan
Lord Cromer'in karşısında yer almıştır." (3)
1)
Cengiz Çandar, "Sharon'cu Vicdansızlar-Filistin Yalanları", Yeni
Şafak, 5 Nisan 2002 2) Zekeriya Kurşun, Yol Ayrımında
Türk-Arap İlişkileri, İrfan Yayınevi, İstanbul. 1992, s.
153 3) Peter Mansfield, Osmanlı Sonrası Türkiye ve Arap
Dünyası, s. 29; Peter Mansfield, The British in Egypt, Londra, 1971,
s. 164-165 .“… Genç entellektüel Araplar,
mücadelelerinin geleceğini Türk idaresinden bağımsızlık olarak
görmüyorlardı. Hiçbiri Arap topraklarının bağımsızlığından söz
etmedikleri gibi böyle bir amaç için çalışmıyorlardı. Tam tersine,
birçoğu, daha geniş ve daha büyük bir Türk imparatorluğu görmek
istiyorlardı…” (Ben Gurion
Looks Back-Talks with Moshe Pearlman, s.46)” Peki, 1922 sonlarında Türk Milli
Mücadelesi zafere doğru yürürken, ‘bazı Filistinli Arap liderlerin
Kemalistlere başvurarak, kendi kaderlerini tayin hakkı elde
edebilecekleri Türk mandası istediklerini’ biliyor muydunuz?
Filistin, İngiliz mandası altına konulmuşken, Filistinli Araplar,
‘Türk mandası’ istiyorlar. Kaynak, yine bir Yahudi-İsrailli tarihçi;
Y.Porath’ın ‘The Emergence of Palestinian-Arab National Movement
1918-1929′ (Filistin Arap
Ulusal Hareketinin Doğuşu 1918-1929) adlı kitabının 160-165.
sayfaları)
ISYAN
EDENLER
İttihat ve Terakki'nin
nasyonalist politikası bazı Arap toplumlarında tepki
toplar.Özellikle Arap ülkelerinde sokakta Arapça konuşmanın
yasaklanması ve Türkçenin zorunlu kılınması çalışmaları, idareci,
savcı...vs olarak gönderilenlerin bir yabancı imiş gibi hiç Arapça
bilmemeleri, İttihatçılar içinde var olan ve epey yetkili konumdaki
siyonist-ermeni,ayrılıkçı yönetici kadro-ki Osmanlı'yı onlar
bitirmişti- Arap toplumunda, dış ülkelerin de körüklemesi ile
isyanlara yol açar.Buna bir de krallık hayalindeki Şerif-siz-
Hüseyin'in eklenmesi bazı grupları isyana yöneltir.Yönetici
konumdaki İttihatçıların yanlış politikaları ve bunu kendi
menfaatlerine kanalize eden İngilizlerin kışkırtması ile bazı
Araplar isyan eder.
KISACA BAZI ARAPLARIN
İSYAN ETMELERİ KADAR İSYAN ETMELERİNE NEDEN OLAN ORTAM-ŞARTLARDA
DEĞERLENDİRİLMELİDİR.O ZAMAN OLAYIN TEMELİNDE "IRK,MİLLİYET-ÇİLİK-"
DEĞİL, YANLIŞ POLİTİKA VE ISLAM'DAN UZAKLAŞMANIN OLDUĞU
ANLAŞILIR!
BİZ İSLAM'A AYKIRI OSMANLI'YA İSYAN
EDEN ARAPLARI MAZUR MU GÖSTERMEYE ÇALIŞIYORUZ .ASLA !ZATEN ALLAH'U
TEALA 'DA ŞERİF HÜSEYİN'E YAŞARKEN HATASINI FARKETME CEZASI
VERDI...ANEKTODLARA GİRMİYORUZ...CEZANIN GERİSİ AHİRETTE...AMA ŞUNUN
ALTINI ÖZELLİKLE ÇİZMEK İSTİYORUZ; II. DÜNYA SAVAŞINDA ALMANYA
FRANSA'YI İŞGALE ETTİKTEN SADECE 10 SENE SONRA ALMANYA-FRANSA
İTTİFAK KURAR VE AB'NİN TEMELLERİNİ ATARLAR.PEKİ BİZE NE OLUYOR...!?
iSTİSNAİ VE YİNE KENDİ İÇİMİZDEKİ YANLIŞ POLİTİKALARIN SONUCU ORTAYA
ÇIKAN BU KISMI BİR AZINLIĞI VE ASLA TÜM ARAP KARDEŞLERİMİZİ
KAPSAMAYAN BU OLAYIN ÜZERİNDEN GEÇEN YAKLAŞIK 100 YILIN ARDINDAN
HALA İSLAM KARDEŞLİĞİ ÇERÇEVESİNDE BİRLEŞMİYORUZ...FRANSA'YI İŞGAL
EDEN ALMANYA- VEYA TERSİ - KADAR DA MI OLAMADIK..HER İKİ
TARAFTA BUNUN CEZASINI VE ZARARINI DEFALARCA GÖRMEDİ Mİ, HALA
GÖRMÜYOR MU...! ARTIK ÜMMET OLMA ZAMANI.HATTA ÇOK GEÇ BİLE KALDIK!
* BU BEKLENTİNİN " HİLAFETİN İSLAM ÜMMETİ
ÜZERİNDEKİ ÖNEMİNİ " BİR ÇOK LAİK GEÇİNEN MÜSLÜMANDAN DAHA ÖNCE FARK
EDEN ABD'NIN KENDİ PATENDİ İLE ORTAYA CIKARMAYA ÇALIŞTIĞI HALİFE
ADAYI İLE HİÇ BİR İLGİSİ YOKTUR !
NOT:
BİZİ ARAP
AŞIĞI,GERİCİ FİKİRLİ, ÇAĞDIŞI,ATATÜRK DÜŞMANI...VS OLARAK
NİTELEME NİYETİNDE OLAN KEMALİST KARDEŞLERE Bİ
HATIRLATMA:
SOLCU-KEMALİST AYTUNC ALTINDAL'IN " ATATÜRK'ÜN SIR
VASİYETİ "İLE İLGİLİ YAZILARINI OKUMALARINI TAVSİYE EDERİZ!HİLAFETİN
BİLDİĞİMİZ MANADA TAMAMEN KALDIRILMADIĞI, "TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET
MECLİSİNİN MANEVİ ŞAHSİYYETİNE MUNDEMİC" OLDUĞUNU DA BU VASİYET
İDDİASINA EKLERSEK SONUÇTA " AKLIN YOLU BİRDİR " DER AYNI SONUCA
ULAŞTIĞIMIZI RAHATLIKLA İLERİ SÜREBİLİRİZ ...! " OKUYAN"
BİLİR!