İSLAM 'DA KAN BAĞININ DİNİ BİR ÖNEMİ
YOKTUR
*HZ. RESUL ; KIZI FATIMA'YA :" EY FATIMA , PEYGAMBER
KIZIYIM DİYE GÜVENME KIYAMET GÜNÜ BEN BİLE SENİ KURTARAMAM "
BUYURMUŞLARDIR.
* İSLAM'A GÖRE İNSANLAR KAN BAĞI BULUNMASA BİLE
KARDEŞTİR.(
HUCURAT :10 )
* İSLAM İMANI OLMAYAN
AKRABA,OĞUL'U ... AİLEDEN KABUL ETMEZ.( HUUD :46, TEVBE :23 ,
MÜCADELE:22 )
* İSLAM IRKI KABUL
EDER AMA SADECE " TANIŞMAK " İÇİN (HUCURAT :13)
* İSLAM'A GÖRE ÜSTÜNLÜK SADECE
TAKVA'DADIR.(
HUCURAT :13)
* HZ. RESUL BUYURURKİ :" İNSANLAR
DEDELERİ VE BABALARI İLE ÖVÜNMEKTEN VAZGEÇSİNLER " , (TİRMİZİ) , "
IRKÇILIK DAVASINA KALKAN BİZDEN DEĞİLDİR , IRKÇILIK ÜZERE
SAVAŞAN BİZDEN DEĞİLDİR , IRKÇILIK İÇİN ÖLEN BİZDEN DEĞİLDİR ."
(
MÜSLİM,İMARE:53-57)
- MİLLİYETÇİLİK :" KALBİNDE BAŞKA
IRKIN GURURUNU TAŞIMAYAN , KENDİNİ
TÜRKLÜĞE ADAYAN.."
( TÜRKEŞ :9 IŞIK ,
1975)
- " HER ŞEY TÜRK İÇİN , TÜRKE GÖRE , TÜRKÜN BEKASI
İÇİN..."
( 9 IŞIK , SAYFA :100)
- "BİR
BOZKURT GİBİ DAVRAN"
( TÜRKEŞ : KAHRAMANLIK RUHU ,S : 29 )
-"TÜRK
MİLLETİ:ÇÜNKÜ ONUN EN KÖTÜSÜ ,TÜRK OLMAYANIN EN İYİSİNDEN İYİDİR "
(BOZKURT DERGİSİ , 1973 )
I. DÜNYA
SAVAŞI SIRASINDA FİLİSTİN DEVLETİ BİZİ
DESTEKLEMİŞTİ...AMA HİÇ BİR TÜRK DEVLETİ HALA DAHA
KKTC.'İNİ TANIMIYOR.EVET , ARAPLAR BİZİ ARKADAN VURDULAR , AMA BİZDE
CEZAYİR'İ BM. OYLAMASINDA VE IRAK HALKINI ( SADDAM'I
DEĞİL...) KÖRFEZ SAVAŞINDA ARKADAN VURDUK, HEM BUNLAR O ZAMANIN
SİYASİ OLAYLARI İDİ AMA BİZ MÜSLÜMAN HALK BİLİYORUZ Kİ " MÜSLÜMANLAR
ANCAK KARDEŞTİR."
" SİZ
İNSANLAR İÇİN ÇIKARILMIŞ HAYIRLI BİR ÜMMETSİNİZ "( AL-İ İMRAN :110 )
Da'hü
ilennar
İmam-ı
Malik Hazretleri'nin Muvatta'ından öğrendiğimize göre, Kays bin
Mutata adında bir Arap, Medine'de sahabelerin oturduğu bir meclise
gelmiş, Evs ile Hazreç kabilelerine mensup Arapların başka ırktan
insanlarla tatlı tatlı sohbet ettiklerini görünce bir hayli kızmış,
kızgınlığını nihayet şu sözleriyle oradakilere aksettirmişti: "Evs
ile Hazreç, Resulullah'a hizmet eden Araplar. Ama şu Habeşli Bilal,
şu Rum memleketinden gelme Suheyb, şu da Farslı Selman!.. Bunlar
Arap değiller ki?.. Nasıl oluyor da Arap olmayan bu yabancılar
Araplarla eşit şekilde oturup sohbete kabul edilebiliyorlar?.. Bu
ayrılıkçı sözler üzerine Muaz bin Cebel hemen oturduğu yerden
kalktığı gibi adamın yakasına yapışmış:Seni Resulallah'ın huzuruna
götüreceğim, bu söylediklerinin doğruluğunu ona soracağım. Ondan
sonra seninle hesaplaşırız... diyerek adamı alıp doğruca
Efendimiz'in mescidine götürmüş ve: - Ya Resulullah, demiş, bu adam
için ne buyurursunuz? Biz Araplar oturmuş Arap olmayan
kardeşlerimizle tatlı tatlı sohbet ediyorduk, gelip aramıza ırkçılık
fitnesi soktu. Arapların Arap olmayanlardan üstün olduğunu ileri
sürdü, İranlı Selman'ı, Rum'dan gelen Suheyb'i, Habeşistan'dan gelen
Bilal'i aşağı ırktan kabul ederek Araplarla sohbete layık
olmadıklarını, aramazdan uzaklaştırmamız gerektiğini iddia etti?..
Bu olayı dinleyen Resulullah'ın yüzünde seyrek görülen öfkelenme
işaretleri görüldü. Hemen kalkıp konuşma yaptığı minberine geçerek
oradakilere şöyle hitap etti: - Ey insanlar! Sizin Rabb'iniz birdir.
Babanız, ananız da birdir. Araplık ne ananızda vardır ne de
babanızda. O sadece sonradan meydana gelen dil farkından ibarettir.
Arap'ın Arap olmayanlardan üstünlüğü yoktur. Üstünlük, Allah'a iman
ve itaattedir. Bunu herkes böyle bilmelidir! Gariptir ki, bu hutbeyi
dinleyenlerin hemen hepsi de Arap'tılar. Hiçbiri, Arap'ın
ötekilerden üstün olduğunu iddia etmedi. Fazla olarak Arap'ın üstün
olduğunu ileri sürmek isteyen adamın yakasına sarılarak oraya
getiren Muaz bin Cebel de Arap'tı ve halen eli Arap'ın üstülüğünü
iddia eden adamın yakasındaydı. Ya Resulallah, dedi, öyle ise ne
yapayım aramıza ırk ayrımcılığı sokmak isteyen bu fitne adama?..
Efendimiz, bu soruya, pek kullanmadığı ağır bir azarlama cümlesiyle
cevap verdi. Ne dedi biliyor musunuz? - Da'hü ilennar!.. Bırak onu,
Cehennem'e kadar yolu var! Evet, ırkçılık yapan adamın Cehennem'e
kadar yolu vardı. Gerçekten de bir ırkın ötekinden üstün olması
lazım gelseydi Arap'ın üstün sayılması lazım gelirdi. Çünkü âlemlere
rahmet olarak gönderilen ahir zaman nebisi Efendimiz (sas)
Hazretleri, Arap ırkından seçilmişti. Ama duruma bakın ki, Arap
ırkından olan Resulullah (sas) Hazretleri böyle bir üstünlük
iddiasına izin vermemiş, sahabeler de ilgi duymamış, bir ırk
ayrımına bizzat Arap olan sahabeler de karşı çıkmışlardır.Çünkü
onlar din kardeşliğini her ırkın üstünde ve önünde tutmuşlar,
böylece her ırktan, kavim ve kabileden insanlarla kucaklaşmış,
kardeşlik bağları kurmuşlar, birliklerini iman kardeşliğiyle
yaygınlaştırmışlardır. (26
Ekim 2006,AHMED ŞAHİN)
İSLAM KARDEŞİLİĞİ
Filistin’de yasanan trajedi bizim
insanlıgımızın sınandıgı bir turnusol kagıdı oldu. Mahzenlerde
çürüyenleri önünde babaları öldürülen çocuklar karsısındaki
tutumumuz; dini, siyasi veya ulusal kimligimizin ötesinde “insanlik
telakkimiz”in ve dolayısıyla “insanlıgımız”in en belirgin
göstergesidir. Bir topluluga, bir kültüre veya bir inanca sempati
duymayabilirsiniz; ama yaslı kadınların ve çocukların infaz edildigi
bir katliam ortamında tarafsız kalamazsınız.
İkinci
intifadanın baslamasından bu yana 1.800 çocuk öldürüldü. 1982’de
Sabra ve Satilla kamplarında binlerce mültecinin -çogu yaslı, kadın
ve çocuktu- infazından sorumlu Saron’un yeni, amaçlı ve sistematik
cinayetleri sürerken, katliama ugrayan Filistinli ve Arapların
geçmiste “bize karsi tutumları”ndan söz edip “yoksa bizim ahimiz mi
tuttu?” diyenler, hiç kuskusuz, Saron’la suç ortaklıgı içindedirler.
Çünkü simdi gündem bunlar degildir; gündemde olan süren katliamın
bir an önce durdurulmasıdır. Siz eger geçmişin bohçalarını orta yere
seriyorsanız “psikolojik savas stratejisi”ne baglı olarak Saron’un
isini kolaylastırmıs olursunuz. Ama bu orta yere serdiginiz bohçanın
içinden sizi de mahcup edecek seyler çikabilir ve bunların sayısı
temiz olanlardan çok daha fazladır. Bunlara tek tek
bakalım:
“Araplar bizi arkadan vurdu.” Bunun savunulur bir
tarafı olmadıgı açıktır. Ancak Ittihat ve Terakkiciler, 600 yıllık
bir imparatorlugu ölüme götürürken, Cemal Pasa’nın “Arapçayı
yasaklamaya kalkıştığını”, Halep’te buna karsı çıkanlardan bes altı
tanesinin her sabah muntazaman sokak ortasında sallandırıldıgını da
hatırlamak lazım. 900 yıllık Ezher’in tedrisat dilini, Arapçayı
yasaklayıp Türkçe yapmaya kalkısmanın bir çılgınlık oldugunu ve bu
çılgınlıgın insanları çileden çıkardıgını unutmayın.
“Araplar Kıbrıs davamiza sahip çıkmadı.” Evet dogru.
Ama 1974 yili 18 Temmuz günü Suriye’den Mısır’a camilerde “Müslüman
Türklerin zafer kazanması ve sehitlerin ruhu için dualar
okutuldugu”nu, Muammer Kaddafi’nin yardım talebine giden uçaklara
bizzat kendisi mühimmat tasımak istedigini de unutmayın. Büyük
Libyalı Seyh Senusi’nin Mustafa Kemal’e destek olmak üzere
Anadolu’yu bir bastan bir basa dolasıp halkı Kurtulus Savası’na
hazırladıgını da unutmayın. Daha önemlisi, BM’de Israil’i tanıyan
Türkiye kaçıncı sırada oy kullandi? KKTC’yi taniyan tek bir Türk
cumhuriyeti var mi? Ya aynı Türkiye, 1,5 milyon sehit veren
Cezayir’in BM’de aleyhinde oy kullanırken hangi konularda mazlum
Cezayir halkını suçlu gördü de Fransa lehine oy kullandı? Ve sonra
niye resmen özür diledi?
“Lübnan kamplarında PKK militanlari egitildi.” Eger
bundan kastedilen hiç kimsenin siyasi otoritesi altında olmayan
Bekaa Vadisi ise, burada bu kampların kiralarının hangi devletlerin
örtülü ödeneklerinden karsılandıgını da arastırmalıyız. Güneydogu
meselesinin neredeyse tümünü Filistin’e ve Araplara fatura edenler,
PKK ile Bati Avrupa ülkeleri, özellikle Almanya, Italya ve
Yunanistan’la olan iliskilerini ayni cesaretle dillerine
alamıyorlar. Abdullah Öcalan, Ramallah’ta degil, Roma yakınlarında
bir ay misafir edildi ve herhangi bir Arap ülkesinin degil,
Yunanistan’ın Kenya büyükelçiliginden çıkarılarak teslim alındı.
Simdi Türkiye AB sürecinde bu ülkelerle ortak bir evde yer almaya
çalısıyor da, Filistin cehennem hayati yasarken beyaz elitler
“Araplar’in bize ne kadar ihanet ettikleri”nden bahsediyorlar. Hadi
diyelim ki hepsi dogru. AB’nin kurucu ülkeleri Almanya, Fransa,
Ingiltere, Italya vd. iki dünya savasını yasadılar, birbirlerinin
sehirlerini harabeye çevirdiler. Bu savaslarda yaklasık 60 milyon
insan hayatini kaybetti. Simdi AB içinde tek devlete dogru
gidiyorlar da, Türkiye ile Araplar arasındaki bu kan davası niçin
bir türlü bitmiyor? Türkiye, Anadolu’yu isgal edenlerle entegrasyona
gidiyor, yani dünün isgalcileriyle tek devlet olmaya çalısıyor. Peki
bu “beyaz elitler”, neden bütün bir Filistin kan gölüne dönerken
bize bu eski düsmanlıgı hatırlatıyorlar? Saron, nefretin besledigi
karanlık ruhun ortak simgesi. Bazılarının ruhunda Saron’dan bir
parça var.( ZAMAN GAZETESI:ALI BULAÇ :06.04.2002
)
ARAPLAR BİZİ ARKADAN MI VURDU ?
Her
Türk genci "Araplar'ın I. Dünya Savaşı'nda bize ihanet ettiğini"
öğrenerek büyür. Oysa bu, ancak kısmen doğrudur. I. Dünya Savaşı'nda
Mekke Şerifi Hüseyin'in İngilizler ile anlaşarak Osmanlı'ya isyan
ettiği ve ordumuzu arkadan vurduğu doğrudur. Ama hep atlanan
nokta Şerif Hüseyin'in "Araplar"ın tümünü temsil etmediği, aksine
bir istisna olduğudur. Ortadoğu uzmanı tecrübeli gazeteci Cengiz
Çandar, "Arapların ihaneti" söylemi ile tarihsel gerçek arasındaki
önemli farka şöyle işaret ediyor:
"Mekke Emiri Şerif Hüseyin'in Hicaz'da bazı
Arap bedevi kabilelerini ayaklandırarak 1916'da İngilizlerle
işbirliği yaptığı doğrudur. Ancak, Birinci Dünya Savaşı konusunda
genel bir bilgisi ve fikri olan herkes, bunun 'askeri açıdan'
tayin edici bir değer taşımadığını bilir. İngilizlerin daha sonra
yerine getirmediği 'bağımsızlık vaadi' ile işbirliğine çektikleri
Şerif Hüseyin'in ve oğullarının komuta ettiği bedevi kabileleri,
Mekke-Maan hattında, yani 'asıl cephenin gerisi'nde İngiliz
kuvvetlerine yardımcı olmuştur. 'Asıl cephe', önce Şüveyş Kanalı
ve Kanal Harbi'nde Türk-Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesinden
sonra Filistin'de kurulmuştur. Filistin'de tek bir Arap
ayaklanmamıştır. Suriye'de, Irak'ta, Lübnan'da Türk kuvvetlerini
'arkadan vuran' herhangi bir olay olmamıştır. Arapların ezici
çoğunluğu, İstanbul'a yani Türkiye'ye sadık kalmıştır... Arabistan
Yarımadası'nın Hicaz bölümünden Akabe'ye kadar olan 'cephe gerisi'
dışında, Arapların Türkleri arkadan vurduğuna dair tarihte
herhangi bir kayıt yoktur."(1)
Aynı gerçek, American-Israeli Cooperative
Enterprise (Amerikan-Israil İşbirliği Girişimi) adlı düşünce
kuruluşunun başkanı, Ortadoğu analisti Mitchell G. Bard tarafından
da, sözkonusu kuruluşun
sitesinde şöyle vurgulanıyor:
"O dönemin romantik kurgusunun aksine,
Arapların çoğu I. Dünya Savaşı'nda Türklere karşı müttefiklerin
yanında savaşmadılar. İngiliz Başbakanı David Lloyd George'un
belirttiği gibi, Arapların çoğu, Türk yöneticileri için
savaştı. [Osmanlı İmparatorluğu'na isyan eden] Faysal'ın
Arabistan'daki taraftarları, bir
istisnaydı."
Araplar'ın topluca ihanet etmesi bir yana,
bazıları Osmanlı ordularını fiilen desteklemiştir de. Konu
hakkındaki uzmanlardan biri olan Dr. Zekeriya Kurşun'un ifadesiyle,
"I. Dünya Savaşı'nda Türk ordusu ile beraber çeşitli cephelerde
Türklerle omuz omuza çarpışan Arapların büyük yararlıklar
gösterdikleri bir hakikattir." (2)
Peter Mansfield'a göre:
"1904'te Osmanlı Padişahı Sina üzerinde
hak iddia ettiğinde, Mısırlı milliyetçi lider Mustafa Kamil,
İslamcılık ruhu içinde, onun yanında ve Mısır'ın çıkarlarını
savunan Lord Cromer'in karşısında yer almıştır."
(3)
“… Genç entellektüel Araplar, mücadelelerinin geleceğini
Türk idaresinden bağımsızlık olarak görmüyorlardı. Hiçbiri Arap
topraklarının bağımsızlığından söz etmedikleri gibi böyle bir amaç
için çalışmıyorlardı. Tam tersine, birçoğu, daha geniş ve daha
büyük bir Türk imparatorluğu görmek istiyorlardı…”
(Ben Gurion Looks Back-Talks with Moshe
Pearlman, s.46)
” Peki, 1922 sonlarında Türk Milli
Mücadelesi zafere doğru yürürken, ‘bazı Filistinli Arap liderlerin
Kemalistlere başvurarak, kendi kaderlerini tayin hakkı elde
edebilecekleri Türk mandası istediklerini’ biliyor muydunuz?
Filistin, İngiliz mandası altına konulmuşken, Filistinli Araplar,
‘Türk mandası’ istiyorlar. Kaynak, yine bir Yahudi-İsrailli
tarihçi; Y.Porath’ın ‘The Emergence of Palestinian-Arab National
Movement 1918-1929′ (Filistin Arap Ulusal
Hareketinin Doğuşu 1918-1929) adlı kitabının 160-165.
sayfaları)
1) Cengiz Çandar, "Sharon'cu
Vicdansızlar-Filistin Yalanları", Yeni Şafak, 5 Nisan 2002
2)
Zekeriya Kurşun, Yol Ayrımında Türk-Arap İlişkileri, İrfan Yayınevi,
İstanbul. 1992, s. 153
3) Peter Mansfield, Osmanlı Sonrası
Türkiye ve Arap Dünyası, s. 29; Peter Mansfield, The British in
Egypt, Londra, 1971, s. 164-165
ISYAN EDENLER
İttihat ve Terakki'nin
nasyonalist politikası bazı Arap toplumlarında tepki
toplar.Özellikle Arap ülkelerinde sokakta Arapça konuşmanın
yasaklanması ve Türkçenin zorunlu kılınması çalışmaları, idareci,
savcı...vs olarak gönderilenlerin bir yabancı imiş gibi hiç Arapça
bilmemeleri, İttihatçılar içinde var olan ve epey yetkili konumdaki
siyonist-ermeni,ayrılıkçı yönetici kadro-ki Osmanlı'yı onlar
bitirmişti- Arap toplumunda, dış ülkelerin de körüklemesi ile
isyanlara yol açar.Buna bir de krallık hayalindeki Şerif-siz-
Hüseyin'in eklenmesi bazı grupları isyana yöneltir.Yönetici
konumdaki İttihatçıların yanlış politikaları ve bunu kendi
menfaatlerine kanalize eden İngilizlerin kışkırtması ile bazı
Araplar isyan eder.
KISACA BAZI ARAPLARIN
İSYAN ETMELERİ KADAR İSYAN ETMELERİNE NEDEN OLAN ORTAM-ŞARTLARDA
DEĞERLENDİRİLMELİDİR.O ZAMAN OLAYIN TEMELİNDE "IRK,MİLLİYET-ÇİLİK-"
DEĞİL, YANLIŞ POLİTİKA VE ISLAM'DAN UZAKLAŞMANIN OLDUĞU
ANLAŞILIR!
BİZ İSLAM'A AYKIRI OSMANLI'YA İSYAN
EDEN ARAPLARI MAZUR MU GÖSTERMEYE ÇALIŞIYORUZ .ASLA !ZATEN ALLAH'U
TEALA 'DA ŞERİF HÜSEYİN'E YAŞARKEN HATASINI FARKETME CEZASI
VERDI...ANEKTODLARA GİRMİYORUZ...CEZANIN GERİSİ AHİRETTE...AMA ŞUNUN
ALTINI ÖZELLİKLE ÇİZMEK İSTİYORUZ; II. DÜNYA SAVAŞINDA ALMANYA
FRANSA'YI İŞGALE ETTİKTEN SADECE 10 SENE SONRA ALMANYA-FRANSA
İTTİFAK KURAR VE AB'NİN TEMELLERİNİ ATARLAR.PEKİ BİZE NE OLUYOR...!?
iSTİSNAİ VE YİNE KENDİ İÇİMİZDEKİ YANLIŞ POLİTİKALARIN SONUCU ORTAYA
ÇIKAN BU KISMI BİR AZINLIĞI VE ASLA TÜM ARAP KARDEŞLERİMİZİ
KAPSAMAYAN BU OLAYIN ÜZERİNDEN GEÇEN YAKLAŞIK 100 YILIN ARDINDAN
HALA İSLAM KARDEŞLİĞİ ÇERÇEVESİNDE BİRLEŞMİYORUZ...FRANSA'YI İŞGAL
EDEN ALMANYA- VEYA TERSİ - KADAR DA MI OLAMADIK..HER İKİ
TARAFTA BUNUN CEZASINI VE ZARARINI DEFALARCA GÖRMEDİ Mİ, HALA
GÖRMÜYOR MU...! ARTIK ÜMMET OLMA ZAMANI.HATTA ÇOK GEÇ BİLE
KALDIK!
