| |
MÜSLÜMAN İLİM ÖNCÜLERİNDEN BAZILARI |
|
|
|

İslam
Bilim ve Teknolojiye Nasıl Yön Verdi?
Dünyanın bugünkü
medeniyet seviyesinde büyük payı olan bilim ve teknolojinin tarihi
gelişimi de son derece hızlı oldu. Peki, bilim ve teknolojinin
önderliğini üstlendiği uygarlık ve kültür alanındaki bu değişimin
tarihsel başlangıcı hangi dönemlerde başlamıştır? Yukarıda
saydığımız keşiflerin tamamı, dokuzuncu yüzyıldan on dördüncü
yüzyıla kadar uzanan dünya tarihinde, dönemin en ileri uygarlığı
olan "İslam Uygarlığı"nın ürünüdür. Tüm yaşamlarını, dolayısı ile
bilime dair tüm çalışmalarının temelini Kuran ayetlerine dayandıran
Müslümanlar o dönemde bile bilime sahip çıkmışlardır. Akıla ve
bilgiye dayanan uygarlıkları, dünyanın bugün sahip olduğu pek çok
değere de kaynaklık etmiştir. Kuran'da, evrenin yaratılışı ve
kainatın düzeni ile ilgili ayetlerin bildirilmesi, bilgi sahibi
olmaya büyük önem verilmesi, doğada Allah'ın varlığının delillerinin
görülmesi, evrendeki her nesne ve varlığın birbirine olan uyum ve
bağlılığı; söz konusu dönemde bilimin ilerlemesine yol göstermiştir.
Teknik ilimler, tıp, astronomi, cebir ve kimya gibi birçok
alanda önemli neticeler elde eden Müslüman bilim adamları, medeniyet
ve kültür sahasında kısa zamanda kendilerini tüm dünyaya
kanıtlamışlardır. Buluşlarıyla uygarlığın ilk adımlarının atılmasına
vesile olan Müslümanlar, ilerlemenin yolunu açmışlardır. İslam
tarihinde, bilim dallarını tek tek incelediğimizde, hepsinin
kaynağının Kuran-ı Kerim olduğunu, bilimin maddi-manevi herşeyin
Allah'ın yarattığı sistemin bir parçası olduğunu defalarca ispat
ettiğini görmekteyiz. Müslüman bilim adamları öncelikle, Batı'da
Roma ve Doğu'da başta Çin olmak üzere, diğer devletlerde
geliştirilen bilim ve teknolojiyi rehber almışlar ve önemli
kaynakları tercüme etmişlerdir. Bu bilgi birikiminin içinden imanî
ve teknik anlamda yanlış ve tutarsız olan noktaları çıkartarak,
kendilerine fayda sağlayacak duruma getirmişlerdir. İlk adım
niteliğindeki çalışmalarının ardından, elde ettikleri bilgileri
değerlendirip yorumlayarak bilim ve teknolojiye katkıda bulunmaya
başlamışlardır. Beşinci yüzyılın ikinci yarısında doğup gelişen
İslamiyet, deneye ve gözleme dayalı bilimin gelişmesinde önemli bir
rol oynamıştır. İslam dünyasında yetişen bilim adamlarından
Cabir Bin Hayyan, 'Kimyasal maddeleri, uçucu maddeler, uçucu olmayan
maddeler, yanmayan maddeler ve madenler' olarak dört grupta toplar.
Cabir Bin Hayyan'ın bu çalışması, modern kimyanın kurucusu olarak
bilinen Lavoisier'e öncülük eder. El-Kindi, Einstein'dan 1100
yıl önce 800 yılında, izafiyet teorisi ile uğraşır. El-Kindi, 'Zaman
cismin var olma süresidir, zamanla bilinebilen ve ölçülebilen hız ve
yavaşlık da hareketin sonucudur. Zaman, mekan ve hareket birbirinden
bağımsız değildir, göğe doğru çıkan bir insan ağacı küçük görür,
inen insan ise büyük görür' der. Tıp ve eczacılıkta İbn-i Sina
ve Razi gibi alimler, anatomi ve tedavi alanına pek çok yeni bilgi
eklerken; tarih ve coğrafya bilimlerinde Idrisi, Hamevi ve Taberi ve
adını bu satırlara sığdıramayacağımız pek çok İslam âlimi, bilimsel
teorilerde önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir. Özellikle optik
alanında, on birinci yüzyılda İbn-i Heysem, bu bilim dalını tek
başına yeniden inşa etmiştir. Dokuzuncu yüzyılda yaşamış olan Sabit
bin Kurra, astronomi alanındaki ilk büyük yeniliği gerçekleştirmiş,
Batlamyusçu sisteme dokuzuncu yıldızsız küreyi eklemiştir. Onüçüncü
yüzyılda, bu sistemin karşılaştığı güçlükleri fark eden yine
Müslüman astronomlar olmuş ve Batlamyusçu olmayan gezegen
modellerini geliştirmişlerdir. Bunlar, gerçekten zamanlarının çok
ilerisinde çalışmalardır. Söz konusu çalışmaları ile bilim tarihine
adlarını yazdıran Müslüman bilim adamları, devlet tarafından
maddi-manevi destek görmüş, teşvik edilmiş, halk arasında itibar
kazanmışlardır. Aynı dönemin Avrupa'sında ise durum tamamen
farklıdır. Bilime hizmet eden Avrupalı bilim adamları, pek çok
engelleme ile karşılaşıp kısıtlanmakta, hatta çalışmaları tamamen
durdurulmak istenmekteydi. (Harun Yahya, Kuran Bilime Yol Gösterir)
Dünyanın Eğimini Hesaplayan Fergani Harezmi, Hint
rakamlarına sıfır rakamını ekleyerek bugün kullandığımız rakamları
oluşturuyor; fen bilimlerinde, deneyle sabit olmayan bilgilere
itibar edilmemesi gerektiğini söyleyen Ahmet Fergani, enlemler
arasındaki mesafeyi hesapladığı gibi, Dünya'nın eksenindeki eğimi en
doğru şekilde hesaplıyordu. Trigonometrik bağlantıları bugünkü
kullanılan şekliyle formülleştiren El-Battani, 877 yılından 929
yılına kadar sürekli astronomik gözlemler yapar; Tanjant ve
Kotanjant'ın tanımını yaparak Sinüs, Tanjant ve Kotanjant'ın
sıfırdan doksan dereceye kadar tablosunu hazırlar. Ebubekir
er-Razi, cerrahide dikiş malzemesi olarak ilk kez hayvan bağırsağını
kullanır; tıp biliminde deney ve gözlemin çok önemli olduğundan
bahseder ve başhekimi olduğu hastanede görev alacak olan doktorların
uzmanlaşmaları gerektiğini söyler. Ebü'l-Vefa trigonometriye
Sekant ve Kosekant kavramlarını kazandırır. Gözün görülebilir
cisimler doğrultusunda ışınlar yaydığını söyleyen Öklid ve
Batlamyus'a karşı; 'Görülecek cismin şekli, ışık vasıtasıyla gözden
girer ve orada mercekler vasıtası ile nakledilir' diyerek, yaptığı
sayısız denemelerle 'göze gelen uyarıların görme sinirleri ile beyne
iletildiğini' söyleyen İbnü-l-Heysem ise optik biliminin öncüsüdür.
Çeşitli maddelerin birbirinden ayırt edilme yollarından birinin,
maddelerin özgül ağırlıkları olduğunu söyleyerek, sıcak su ile soğuk
su arasındaki özgül ağırlık farkını tespit eden el-Beyruni; 973
yılında 'Bilimsel çalışmaların, deneylerle ispat edilmesi
gerektiğini ve belgelere dayanmasının zorunlu olduğunu' söyler.
İbnu'n-Nefis, 1200'lü yıllarda, küçük kan dolaşımını keşfeder.
Bütün İslam ülkelerinde matematik, tıp, uzay bilimleri ve daha
birçok ilimin okutulduğu eğitim kurumları, rasathaneler; dönemin en
gelişmiş teçhizatları ile donatılmış hastaneler, herkese açık
kütüphaneler bulunmaktaydı. Bağdat, Harran ve Endülüs başta olmak
üzere Mısır, Kuzey Afrika ve Doğu Fırat çevresindeki birçok İslam
şehrinde, eğitim sistemi ve ilim, söz konusu döneme örnek teşkil
edecek düzeyde geliştirilmişti. Müslümanlar, yaşadıkları şehirleri
uygarlık merkezleri haline getirmişlerdi. Bunlardan biri olan
Kurtuba, hastaneleri, kütüphaneleri ve Orta Avrupa'dan öğrencilerin
eğitim görmek üzere geldiği okulları ile Avrupa'nın en modern şehri
olarak bilinmekteydi.
Bilimin
Müslüman Öncüleri Ebul İz El Cezeri XIII. yüzyılın başında,
Diyarbakır Artuklu Sarayı'nda 32 yıl başmühendislik görevi yaptı. El
Cezeri, su saatleri, otomatik kontrol düzenleri, fıskiyeler, kan
toplama kapları, şifreli anahtarlar ve robotlar gibi, pratik ve
estetik birçok düzeni tasarlayan ve bunların nasıl
gerçekleştirileceğini anlatan "Kitab-el Hiyal" adlı kitabın
yazarıdır. Cezeri, tarihte sibernetiğin kurucusudur. Sibernetik;
haberleşme, denge kurma ve ayarlama bilimidir. İnsanlarda ve
makinelerde bilgi alışverişi, kontrolü ve denge durumunu inceler. Bu
bilim, zamanla gelişerek bilgisayarların ortaya çıkmasına imkan
tanımıştır. Sibernetik ve otomatik sistemlerin başlangıcı
konusunda; Fransızlar Descartes ve Pascal'ı; Almanlar Leibniz'i,
İngilizler de R. Bacon'ı öne sürseler de, aslında Cezerî bunu ortaya
koyan ve i-lim dünyasına sunan ilk bilgindir.
Hazini
Hazinî, ölçü ve tartı teorilerine yaptığı katkı ile tanınır.
Bilime yaptığı diğer bir önemli katkı da yerçekimi hakkındaki
görüşleridir. Hazinî, Newton'dan 500 yıl önce, "her cismi yer
kürenin merkezine doğru çeken bir güç" olduğunu söylemiştir. Roger
Bacon'dan yüzyıl önce de, dünyanın merkezine doğru yaklaştıkça,
suyun yoğunlaştığı fikrini ortaya atmıştır. Hazinî, kimyasal
maddelerin yoğunluk ve özgül ağırlıklarını ölçmek amacıyla icat
ettiği hassas terazilerle, kimya bilimine de önemli katkılarda
bulundu. Öyle ki, icat ettiği ve "Mizanü'l-Hikme" (Hikmet Terazisi)
adını verdiği bu hassas terazi ile yaptığı yoğunluk ve ağırlık
ölçümleri, günümüz teknolojisi kullanılarak yapılan ölçümlerden pek
farklı değildir. Elementler ** **** Altın 19.05 19.26
Civa 13.56 13.59 Bakır 8.66 8.85 Pirinç 8.57 8.40
Demir 7.74 7.79 Kalay 7.32 7.29 Kurşun 11.32 11.35
** Hazini'ye göre ** Modern kimyaya göre Hazinî, Zîc-i
Sanacarî (Yıldız Kataloğu) adlı eserinde, yıldızlar ve gezegenlerle
ilgili bilgilere ve Selçuklu Devleti'nin enlem ve boylamlarına da
yer vermiştir. ‘Risale fi'l-Âlât' (Aletler Bilgisi) adlı
kitapçığında ise gözlem aletlerini konu almıştır.
Musaoğulları Benu Musa kardeşler, Abbasi Halifesi
Memun (M.S. 813-833) ve onu izleyen halifeler zamanında,
matematiksel bilimlerin gelişmesi yönünde etkin rol oynamış
kişilerdi. Topkapı Sarayı III. Ahmed Kütüphanesi'nde bulunan
eserlerinde (A3474), sihirli kaplar, fıskiyeler, kandiller, bir
dansimetre, bir körük ve bir kaldırma düzeninden bahsedilmektedir.
Hârizmi
9. Yüzyıl'da Hârizm'de dünyaya geldiği
için Hârizmî adıyla tanınan ve büyük bir olasılıkla Türk olan
Muhammed ibn Musa, Memun'un Bağdat'ta kurduğu Bilgelik Evi'nde
bulunmuş ve bu kurumun kütüphanesinde matematik ve astronomi
alanlarında araştırmalar yapmıştır. Aritmetik ve cebirle ilgili iki
yapıtı, matematik tarihinin gelişimini büyük ölçüde etkilemiştir.
Hârizmî'nin cebirle ilgili bu yapıtı, 12. Yüzyıl'da Chesterlı
Robert ve Cremonalı Gerard tarafından Latinceye tercüme edilmiştir.
Yapıtların en ilginç yönlerinden biri, açıların, trigonometrik
fonksiyonlarla ifade edildiğini gösteren bir takım tablolar ihtiva
etmesidir. Bunların dışında, Hârizmî'nin yön bulmada kullanılan
usturlabın biri yapımını ve diğeri de kullanımını anlatan iki eseri
daha mevcuttur. Hârizmî, Batlamyus'un Coğrafya adlı yapıtını,
‘Kitâbu Sureti'l-Ard' (Yer'in Biçimi Hakkında) adıyla Arapça'ya
tercüme etmiş ve böylece, Yunanlıların matematiksel coğrafyaya
ilişkin bilgilerinin İslâm dünyasına girişinde önemli bir rol
oynamıştır..
Ali Kuşçu Semerkant Rasathanesi'nin
Müdürlüğü'nü yaptığı sırada, Akkoyunlular adına Osmanlılarla barış
görüşmelerinde bulunmak için İstanbul'a geldi. Fatih Sultan
Mehmet'in büyük desteğini gördü ve Ayasofya Medresesi'nde
görevlendirildi. Burada, Mirim Çelebi, Sarı Lütfü, Sinan Paşa gibi
değerli bilim adamlarını yetiştirdi. Bilhassa, astronomi ve
matematik konularında çağının sınırlarını aşacak kadar önemli eğitim
ve öğretim çalışmalarında bulunan Ali Kuşçu; Ayasofya Medresesi'nin
çalışma programlarını da yeniden düzenlemiştir. Semerkant
Rasathanesi'nde iken ‘Zic-i Uluğ Bey' (Uluğ Bey'in Yıldız Kataloğu)
adlı eserin hazırlanması için gerekli gözlem ve hesaplamaları yaptı.
Söz konusu eser, çağının en ileri kurumsal matematik bilgilerini
içerir. ‘Risaletü'l-Fethiye' adlı eseri ise 19. yüzyılda,
İstanbul Mühendishanesi'nde (İstanbul Teknik Üniversitesi) ders
kitabı olarak okutulmuştur. Bu eserde, gök cisimlerinin yere olan
uzaklığına yer vermiş; ayrıca dünya haritasını da kitabının sonuna
eklemiştir. Burada yer kürenin eksenindeki eğikliği 23o30'17" olarak
tespit etmiştir. Bu, günümüz modern astronomi verilerine oldukça
yakın bir tespittir.
Şerafeddin Sabuncuoğlu Fatih
Sultan Mehmet döneminin ünlü doktoru ve tıp bilginidir.
‘Mücerrebname' adlı eserinde, kendi deney ve gözlemlerine yer
vermiştir. Asıl çalışma alanı cerrahlık ve deneysel fizyolojidir.
‘Cerrahiyatü'l-Haniye' isimli eserinde, cerrahlıkla ilgili
çalışmalarına yer vermiş ve yaptığı cerrahi müdahaleleri resimlerle
tasvir etmiştir.
Bursalı Ali Münşi
Tıp bilimine
yaptığı en önemli katkılardan biri ‘Kınakına' hakkındaki
çalışmasıdır. Burada bu ağacın kabuklarının humma, sıtma gibi
hastalıklara iyi gelmesi ile ilgili gözlemlerine yer vermiştir.
Önce
Onlar Bulmuştu
Dünyanın üzerine bir
güneş gibi doğan İslâmiyet, ilim öğrenmeyi teşvik ederek Müslümanların her
bakımdan örnek alınabilecek bir medeniyet kurmalarını sağlamıştır. Kur’ân-ı
Kerîm’in ve Peygamber Efendimiz’in (sas) teşvikleriyle, M.S. 800–1500 yılları
arasında İslâm dünyasında, her konuda olduğu gibi, ilmî çalışmalarda da önemli
ilerlemeler olmuş; birçok Batılı araştırmacı, İslâm dünyasının önemli ilim
merkezlerine gelerek Müslüman âlimlerden ilim öğrenmiştir. Müslüman ilim
adamlarının eserlerinden yaptıkları çevirilerle, kendi ülkelerinde mucit olarak
meşhur olmuş çok sayıda Batılı araştırmacı vardır. Batı’nın meseleye taraflı
yaklaşması, ülkemizde de bazı kesimlerin bu gerçeği kasıtlı olarak örtmeye
çalışması neticesi maalesef Müslüman ilim adamları tarafından yapılan keşif ve
ortaya konan icatlar Batılılara mal edilmiştir. Bütün bunlardan sonra da, “İslâm
terakkiye mânidir.” gibi yaftalarla Müslümanlar tesir altına alınmak
istenmiştir. Aşağıdaki misâllerden de anlaşılacağı gibi birçok icat ve keşfin
temelinde Müslüman ilim adamları vardır.
Uçak
İnsanoğlunun kuşlar gibi uçma hayalinin, ilk olarak 1903 yılında Wright
Kardeşler tarafından gerçekleştirildiği bilinir. Hâlbuki ilk uçuş denemeleri 880
yılında, Endülüslü Müslüman âlim İbn-i Firnas tarafından geçekleştirilmiştir.
Plânörlere benzeyen bir âletin üzerine kuş tüyleri ve kumaş geçiren İbn-i Firnas,
bununla bir müddet havada kalmayı başarmıştır. İbn-i Firnas’ın bu faaliyeti,
Batılı tarihçilerden Prof. Dr. Philip Hitti ve Dr. Sigrid Hunke tarafından ilk
uçuş denemesi, kullandığı âlet de ilk uçak modeli olarak kabul edilir.1,2
Buharlı otomatik sistemler
Çeşitli kaynaklarda, buharlı otomatik sistemlerin ilk örneklerinin 1780 yılında
İskoçyalı mühendis James Watt (1736–1819) tarafından icat edildiği belirtilir.
Hâlbuki James Watt’tan 600 yıl öne yaşamış olan El-Cezeri’nin bir eserinde,
buharlı otomatik sisteme benzer bir regülâtörden bahsedilmekte ve bu regülâtörün
detaylı resmi yer almaktadır. El-Cezeri bu sistemde, buhar veya petrolle çalışan
motorlu taşıtların vazgeçilmez elemanı olan supap tekniğini de ilk olarak
kullanmıştır.3,6
İlk denizaltı
Su altında ilerleyebilen bir vasıta yapma fikri, ilk olarak Leonardo da Vinci
(1412–1519) tarafından ortaya atılmıştır. 1620’de Hollandalı fizikçi Drebbel’in
ve 1653’te Fransız fizikçi François de Son’un bu konuda yaptıkları çalışmalardan
bir netice alınamamıştır. Günümüzde ilk denizaltının 1776 yılında Amerikalı
bilim adamı David Bushnell tarafından yapıldığı bilinmektedir. Hâlbuki İbrahim
Efendi, 1719 yılında şehzadelerin sünnet düğününde eğlence maksatlı kullanılmak
üzere, insan taşıyabilen ve bir saatten fazla su altında kalabilen, çelikten bir
denizaltı yapmıştır.4
Dünyanın yuvarlaklığı ve kendi etrafında dönmesi
Kâinat kitabını, Kur’ân-ı Kerim’in ışığında okuyan El-Biruni (973–1048),
Dünya’nın yuvarlak oluşuna ve kendi etrafında döndüğüne dâir ilmî
hesaplamalarını Kopernik’ten 500 yıl önce bilim dünyasına sunmuştur. Ne yazık
ki, gençliğimize Kopernik anlatılmasına rağmen, El-Biruni’den hiç
bahsedilmemektedir.3,4,7
Kan dolaşımı
16. yüzyılda yaşamış olan Micheal Servitus’ün kan dolaşımını ilk keşfeden kişi
olduğu kanaati günümüzde yaygındır. Hâlbuki ondan 300 yıl önce yaşamış Müslüman
tıp âlimi İbnü’n-Nefis (1208–1288), eserinde damar sistemini ve kalbin
bölümlerini detaylı olarak çizmekte; büyük ve küçük kan dolaşımını ayrı ayrı
anlatmaktadır. 8-9
İlk anestezi
İlk olarak 1850 yılında Junken tarafından yapıldığı zannedilen anestezi,
Müslüman ilim adamı Sâbit bin Kurra (835–902) tarafından keşfedilmiş ve
kullanılmıştır. Harran’da doğan Sâbit Bin Kurra, Bağdat’ta, tıpla birlikte
matematik, astronomi ve mekanik sahalarında da önemli çalışmalar yapmıştır. 9,10
Atom
Günümüz dünyasında, atomla alâkalı ilk çalışmaların İngiliz fizikçi John Dalton
(1766–1844) tarafından yapıldığı, uranyumun çekirdeğinin parçalanabileceği
fikrinin de Alman fizikçi Otto Hahn (1779–1868) tarafından ortaya atıldığı fikri
yaygındır. Hâlbuki onlardan 1000 yıl önce yaşamış ve dönemin en büyük ilim
merkezlerinden Harran Üniversitesi’nde rektörlük yapmış olan Müslüman kimyacı
Câbir Bin Hayyan’ın (721–815) aşağıdaki sözleri asrımızın ilim adamlarını dahi
hayrete düşürecek mahiyettedir: “Maddenin en küçük parçası olan ‘cüz-ü la
yetecezza’da (atom) yoğun bir enerji vardır. Yunan bilginlerinin iddia ettiği
gibi onun parçalanamayacağı söylenemez. Aksine parçalanabilir ve parçalanınca da
öylesine bir güç ortaya çıkar ki, bu güç Bağdat’ın altını üstüne getirebilir.
Bu, Allah’ın bir kudret nişanıdır.” 11
Verem ve tedavisi
50 yıl öncesine kadar tedavisi bilinmeyen verem, nice insanın ölümüne yol
açmıştır. Veremin tedavi usullerini ve bu hastalığa yol açan mikrobu Alman bilim
adamı Dr. Robert Koch’un (1834–1910) bulduğu belirtilmektedir. Üstelik verem
konusunda yaptığı çalışmalar dolayısıyla Dr. Koch’a 1905 yılında tıp sahasında
Nobel Mükâfatı verilmiştir. Hâlbuki Dr. Koch’dan 150 yıl önce yaşamış Osmanlı
ilim adamı Abbas Vesim bin Abdurrahman’ın (?-1761) vereme yol açan mikrop,
veremin bulaşma yolları ve tedavisi konusunda yaptığı çalışmalar Avrupa’da büyük
alâka görmüş ve yabancı ilim adamları kendisini sık sık ziyaret
etmişlerdir.11,12
Katarakt ameliyatı
İlk olarak 1846 yılında Blanchet tarafından gerçekleştirildiği bilinen katarakt
ameliyatına, Kur’ân-ı Kerîm’de, Hz. Yakup’un (as) perde inmiş gözüne, Hz.
Yusuf’un (as) gömleğini sürünce görmeye başlaması hâdisesiyle işaret
edilmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’den aldığı ilhamla katarakt tedavisinin mümkün
olabileceğine inanan ve bu sahada çalışmalar yapan Ebu’l-Kasım Ammar bin Ali
Mevsili (950–1010) Irak ve Mısır’da yaşamıştır. Ali Mevsili’nin göz
hastalıklarının tedavisi konusunda yazdığı “Kitabu’l-Müntehap” isimli eseri,
Batı’da 18. yüzyılda dahi bu konudaki en iyi tıp kitabı olarak kabul edilmiştir.
Ali Mavsili, göz hastalıklarına karşı uyguladığı çeşitli tedavi usullerinin
yanında, içi oyuk bir tüp ile katarakt ameliyatı da yapmıştır.9,11
Yukarıdaki misâllerden de anlaşılacağı gibi insanlığın ortak mirası olan bilime
8 ile 16. yüzyıllar arasında Müslümanlar çok önemli katkılarda bulunmuşlardır.
Batı’da yetişmiş Gergo Saton gibi objektif birkaç bilim tarihçisinin eserlerinde
Müslüman ilim adamlarından detaylı bahsedilmektedir. Bu eserlerde Sâbit Bin
Kurra için Müslümanların Euklides’i; Harezmî için cebirde Euclides’ten bin yıl
ileride; Câbir bin Hayyan için modern kimyanın, İbn-i Heysem için optik ilminin
ve modern tecrübî fiziğin kurucusu; İbn-i Sina için hekimlerin üstadı; El-Cezeri
için modern mühendisliğin ve otomatik kontrol ilminin kurucusu; Uluğ Bey için
15. yüzyılın astronomu; Mimar Sinan için mimarların üstadı; Piri Reis için
dünyanın en büyük denizcisi; Râzi için Avrupa’daki ders veren kimyager denmekte,
diğer âlimler için de çeşitli güzel tâbirler kullanılmaktadır.13 Ayrıca
Milletlerarası Astronomi Birliği 1950’de aldığı bir karara istinaden Ay
yüzeyinde bulunan kraterlere (Ay çukuru) bilime önemli katkıları olmuş ilim
adamlarının isimlerini vermiştir. Bunlar arasında Müslüman ilim adamlarından
Sâbit bin Kurra, Ebu’l-Vefa, Uluğ Bey, Ali Kuşçu, Câbir Bin Hayyan, İbn-i
Heysem, Biruni, İbn-i Sina, Nasiruddin Tusi, El-Battâni, El-Fargani, Bitruci,
El-Zerkavi ve Es-Sûfi’nin isimleri de yer almaktadır.13,14
Yukarıda sadece bazılarını sayabildiğimiz icat ve keşifler, ülkemizdeki ders
kitaplarında yeterince yer almadığı gibi, Müslüman ilim adamları tarafından
yüzyıllar önce yapılan keşif ve icatlar da, okullarımızda “Batılı ilim adamları
tarafından yapılmıştır.” şeklinde öğretilmeye devam edilmektedir. Bu durum
maalesef, tarih ve kültürümüzden bîhaber, kendine güveni olmayan bir gençliğin
yetişmesine yol açmaktadır. Günümüzde, kendi öz değerlerimizle yetişen
gençlerden bazılarının, dünya bilim olimpiyatlarında kazandıkları başarılar,
imkân verildiğinde, bilime geçmiştekine benzer katkıların tekrar
yapılabileceğinin bir habercisidir.(
Kenan GÖÇOĞLU :Sızıntı,
Ağustos 2007)
Dipnotlar : 1. Mitti, F., Siyasî ve Kültürel
İslâm Tarihi, Çeviren Salih Tug. Boğaziçi yay., İstanbul, 1981.2. O. Turan,
Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti 3. “Modern Bilimin Müslüman
Öncüleri”, www.mercek.org4. Şaban Döven, “Müslüman İlim Öncüleri”, Yani Asya
neşriyat, İstanbul, 2004.5. Fuat Sezgin, “Compendium on the Thoery and Practice
of the Mechanical Arts Al-Jami bain al-ilm wa-l-amal an-nafi fi şina at al-hiyal;
El-Cezeri; İstanbul, 2002, İngilizce, Ciltli.6. El-Cezeri, “Kitab fi Ma’rifet’il
Hiyali’l Hendesiye”, edited by Ahmed El Hasan, sf 394–395, Halep, 1979.7. İslâm
Dünyasının Mucitleri” Focus, Sayı:2005/01-112414 Ocak 2005.8. Ibnü’n-Nefis,
Serhül Kanun Sam, s. 108, 1934.9. Prof. Dr. Mehmet Bayraktar, “İslam’da Bilim ve
Teknoloji Tarihi”, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınlar, Ankara, 2000.10. Wood, C.A..
Memorandum, “Book ot a tenth Century oculist for the use of modern
offtalmatologist of medicine”, s. 264-265, 1973.11. Şaban Döven, “Müslüman İlim
Adamları”, Yani Asya neşriyat, İstanbul, 2004.12. İbrahim Paşa, İslâmların ve
Bilhassa Türk Milleti Necibesinin Tababete Ettikleri Hizmetler, İkdam Gazetesi,
sayı 4040.13. Lütfi Göker, “Bilim ve Teknolojinin Gelişimi ile Türk İslâm Bilim
Adamlarının Yeri” Düşünce Eserleri Dizisi, M.E.B., İstanbul, 1996.15. M.
Bayraktar, Kindi ve Einstein’e Göre Rölativite ve Benzerlikleri. Bilim ve
Teknik, C.XIII. sayı 153.1980.16. Ebu Rida, M., Kindi ve Falsafatü’l-Ula, Kahire
1950, c.l, s.119
Önemli müslüman
oller değişti. Medeniyeti Avrupa'ya götüren de
bizlerdik. Bu coğrafyaydı.
Kahve:
Halid isimli bir Arap, Etyopya'nın Kaffa bölgesinde keçilerin yere dökülmüş koyu
renkli tohumları yediğini fark etti. Kahve 1645'te Venedik'e geldi.
Akşam
yemeği: Irak'tan İspanya'ya gelen Ali ibn Nafi, 9'uncu yüzyılda
çorbadan sonra et ya da balık yemeğiyle devam eden ve meyve ya da tatlıyla son
bulan akşam yemeğini restoranında uygulamaya başladı.
Paraşüt:Endülüslü Abbas Kasım İbn Firnas'ın asıl
amacı uçan bir cihaz icat etmekti. İcadı sadece yere çakılmasını
engelledi.
Halı: İnsan figürünün kullanılmaması Müslüman
dünyasında halıcılığın da gelişmesini sağladı.
Ameliyat:
Ebu'l- Kasım El Zehravi'nin, 10'uncu yüzyılda bulduğu ameliyat
yöntemleri ve 200 alet hâlâ kullanılıyor.
Roket:
Çinlilerin gösteri amaçlı roketlerinin içine potasyum nitrat katarak askeri
amaçlı kullananlar Araplar oldu.
Sabun:
Mısır ve Romalılar bazı materyalleri temizlik için kullansa da bitkisel yağları
sodyum hidroksit ile birleştirip ilk sabunu yapan Araplardı.
Çek: 9'uncu yüzyılda Araplar iş yaptıkları
kişilere verecekleri tutarı kağıt üzerine yazıyor bu kağıtlar gerçek para gibi
değerlendiriliyordu.
Çelik
yelek: ilk kez ok geçirmeyen giysiler yapanlar Müslümanlar.
Hıristiyanlar bunu Haçlı Seferleri sırasında öğrendi.
Bahçe:
Bahçeyi çiçek ve sanat eserleriyle süsleyip meditasyon merkezi haline getirenler
Araplardı. ürriyet8
Eylül 2007)


|
| |