|
ŞARAP SARHOŞLUK |
hımr sekere |
6 kere 6
kere |
"Zenginlik" 26 ve
"fakirlik" ise yarısı kadar, 13 kere
geçer.
|
ZENGİNLİK
FAKİRLİK |
26
kere 13 kere |
İnsan" 65 kere
geçer; insanın yaratılış safhalarının sayısının toplamı da
aynıdır:
|
İNSAN
TOPRAK
NUTFE
EMBRİYO
BİR
ÇİĞNEMLİK ET
KEMİK
ET
TOPLAM
|
turabun
nutfun
alak
meda'a
uzamun
lehmun |
65
17
12
6
3
15
12
65 |
4-İLMİN BULAMADIĞI KUR’AN’IN İŞARET ETTİĞİ
AYETLER
Güneş sisteminde on iki gezegen:
Yusuf suresi 4.ayet: bazı alimler on bir yıldızdan
kastın on bir gezegen olduğunu vurgularlar.(Hz. Yusuf (as) ile
beraber kardeşlerin sayısı - dolayısıyla gezegenlerin sayısı - on
ikiye ulaşır. (17.08.2006 :3 gezegen
daha bulundu,ama bir gezegen iptal edildi, kaldı bulunacak bir
gezegen)
Işınlama (eşya nakli ):
Neml suresi 38-39-40. Ayetler. Ayeti kerime ilim
sahibi kişilerin bir maddeyi bir yerden başka bir yere
nakledebileceklerini bizlere müjdeler. ayet bu konuda bizlere bir
referans, bir hedef gösterme yapmaktadır. Yani kıyamet kopmaz ise
ilim sahipleri ışınlamayı gerçekleştireceklerdir. Yeter ki ilim
yolunda ilerleyelim.
Hayvanlarla iletişim:
Neml suresi 16. Ayet. Günümüz araştırmacıları
Balinaların seslerinden, hayvanların hareketlerinden onların duygu
ve düşüncelerini çözmeye çalışmaktadırlar. Her konuda olduğu gibi
peygamberler bunu teknolojik gelişmelerden çok önce
başarmışlardır.
Not: Pakistanlı profesör Abdüsselam Kur’an dan hareket
ederek ondan aldığı ip uçları ile ileri sürdüğü bir tezle nobel
fizik ödülünü almıştır.
Biz Müslümanlar Kur’ana bakarsak ondan her
konuda (iman, ahlak, ibadet, ilim, fen...) istifade edebiliriz.
yeter ki “Oku” yalım.
5-KELİMELER MUCİZESİ
Kur’an’da hiçbir kelime gereksiz veya fazlalık olarak
geçmez:
-
Yedi gök kelimesi Kur’an’da tam yedi kere geçer.
-
Ay kelimesi Kur’an’da toplam 12 kere geçer.
-
Gün kelimesi Kur’an’da toplam 365 kere geçer.
-
Melek ve şeytan kelimeleri Kur’an’da toplam 88’er
kez geçer.
-
İman ve küfür kelimeleri 25’er kez geçer.
-
Dünya ve ahiret kelimeleri 115’er kez geçer.
-
Diriltmek ve Sırat 45’er kez geçer.
-
Cehennem ve azab 26’şar kez,
-
İlim ve iman 811’er kez,
-
Zekât ve bereket 32’şer kez,
-
Akıl ve nûr 49’ar kez,
-
Akıl ehli ve gönül ehli 16’şar kez
-
Şiddet ve sabır102’şer kez ...geçer.
-
İman etmek fiili Kur’an’da 811 kez geçer. Kâfir
olmak fiili 697 kez geçer. Kur’an’da iman edenleri sayısı ile
kâfir olanların sayısı arasındaki fark (811-697) 114’tür. Yani
kâfirler ile Müslümanlar arasındaki fark Kur’an’daki sûrelerin
sayısı kadardır. Kâfir olanlar (697), 114 sûreye iman edince,
kabul edince iman edenlerin sayısına (811) ulaşırlar.
-
Kur’an’da Peygamber isimleri toplam 513 kere geçer.
Peygamber (Resul) kelimesi de Kur’an’da toplam 513 kere geçer.
-
Kur’an’da insanın yaratılış safhaları toplam 65 kez
geçer. İnsan kelimesi de Kur’an’da 65 kere geçer...
Not: Kur’an’da kelimeler mucizesi ile ilgili daha
yüzlerce örnek vardır.
6-KUR’AN’DA HARFLER MUCİZESİ
Yâsin Sûresi 33. Ayette: Küllün fî felekin (Ay, güneş,
dünya yörüngelerinde dönerler) buyrulur. Bilim şu an her üç
gezegeninde hem kendi çevrelerinde hem de belli yörüngede
döndüklerini ispatlamıştır.
Ay, güneş ve dünyanın döndüğünü söyleyen ayetin arapça
harfleri baştan sona veya sondan başa okununca da bir daire
çizmektedir ve aynı anlamı verecek şekilde
okunmaktadır.........
Ayrıca Kur’an’da esrarı çözülememiş Huruf-u Mukattaa
adı verilen harfler esrarını korumaya devam etmektedir.
7-HADİS-İ ŞERİFLER ve İLİM
Peygamber efendimiz İstanbul’un bir gün mutlaka
fethedileceğini bizlere haber verir. Yaklaşık bin sene sonra bu
müjde gerçekleşir. 1453’te İstanbul fethedilir. Olayın diğer bir
ilginç yönü İstanbul’un fethedileceğini müjdeleyen hadisin
harflerinin Ebced (Arapça’da her bir harfin karşılığı bir sayıdır.)
hesabına göre toplamının 1453 olmasıdır. Yani hadisi şerif İstanbul
fethedilecek derken hadisin harfleri de fethedileceği tarihi
vermektedir...
Peygamber Efendimiz: “Sizin sesleriniz kaybolmaz,
evrende boşlukta dolaşır” buyurmuştur. İlim bunu yeni
keşfetmiştir.
Not: Peygamber Efendimizin deve sidiği ile tedavi
etmesini diline dolayan T. Dursun, yıllar sonra “çişteki mucize”
isminde bir kitabın piyasaya çıkacağını tahmin edemezdi.
Not: Niçin bunlar Kur’an da açıkça
anlatılmadı?
İslam hem 1400 sene öncesinde çöldeki bedevilere hem
2000 yılının uzay çağı insanına hitap edebilecek ortak bir dil ile
(teşbih-benzetme, çok anlamlı kelimeler kullanarak...) insanlığa
evrensel ve çağlar üstü bir mesaj gönderir. Kur’an 570’li yılların
bilgi seviyelerine uygun, uzay çağının bilgi seviyesinin üstünde
ortak bir metindir.
İnsanlara akılları seviyesine göre konuşmayı emreden
dinimiz insanların bilgi seviyesi arttıkça tazeliğini koruyacak bir
iç dizayna sahiptir.
KUR’AN ; ÇAĞLAR ÜSTÜ, ESKİMEZ, TEK İLÂHİ
KİTAPTIR
Kur’an nazil olalı 1400 sene olmasına rağmen
tazeliğini, aktivitesini, güncelliğini asla kaybetmemiştir. Buna
genel olarak 3 sebebe bağlayabiliriz.
-
Kur’an’ın kelimeleri değişmediği halde anlamı bilim
geliştikçe yenilenir. Örneğin Enbiya Suresi âyet 32’de “gök yüzünü
korunmuş bir tavan kıldık” buyrulmaktadır. Eskiden insanlar
gökyüzünün meleklerce korunduğunu öğrenmiş olmaktadırlar.
-
Kur’an isim, zaman, yer gibi değişken şeyleri değil
de, özellik gibi değişmeyen şeyleri bizlere bildirir. Kur’an
meselâ Yezit isimli bir kavmi yok ettiğini bizlere söylemezde
(yani isimler üzerinde durmazda), haksızlık yapan, adaletsiz
davranan, fuhuş,-ahlâksızlığı-a sapmış toplumları yok ettiğini
bize bildirir. Meselâ, Yezit isimli bir kavmin yok edilmesi
günümüz insanlarını direk olarak ilgilendirmez. Fakat, haksız,
adaletsiz, ahlâksız toplumların geçmişte yok edilmesi aynı
özelliğe sahip günümüz toplumların da helâka uğrayabileceğini,
gelecekte de aynı özelliğe sahip toplumların yok edilebileceğini
bizlere habere vermiş olur. Böylece Kur’an aktüalitesini
kaybetmemiş, devamlı güncelliğini korumuş olur.
-
Kur’an değişmez doğruları bizlere bildirir. Kur’an-ı
Kerim’in emretmiş olduğu ahlâk, iyilik, doğruluk, temizlik... her
zaman doğru, yasakladığı cinayet, fuhuş, içki, kumar, rüşvet...
gibi şeyler eskidende kötüydü, şimdi de kötüdür, uzayda da kötü
olacaktır.
Kur’an Allah kelâmıdır, Allah sözüdür. Çağlar üstü
faal, canlı hayatla iç içe dünya hayatının mutluluk anahtarı,
âhirette cennete girmenin şifresi konumundadır. Kur’an’ın bir harfi
bile değişmemiş, değiştirilememiş ve asla da değişmeyecek ve
eskimeyecektir.
KUR-AN’IN YAZILMASI
Cebrail (a.s) vasıtasıyla,Allah’tan gelen ayetleri Hz.
Muhammed hemen ezberlerdi. Sonra Hz- Resul bu ayetleri hem ashabına
yazdırır.(tahta,taş,deri,papürüs,kağıt) hem de ezberlettirirdi.
Hz-Resul vefat ettiğinde bu ayetlerin hepsi yazılı ve
ezberlenmiş) olarak bir arada bulunuyordu.
Hz-Ebu Bekir döneminde bu Kur’an ayetleri Zeyd bin
Sabit liderliğindeki hafızlar komisyonunca toplanır,yine hafızlarca
denetlenir ve bir kitap haline getirilir. Sonra bu tek ilahi kitap
(Kur’an) yaklaşık 30 sene bir kadına (Ümmü Selemeye) emanet
edilir.
Hz-Osman döneminde İslam coğrafyası genişlediği,
çeşitli lehçeler ortaya çıktığı için her bölgeye gönderebilmek üzere
Zeyd bin Sabit liderliğinde bir hafızlar komisyonu toplanır ve
Kur’an hafızlar kontrolünde Kur’an kopyalanıp çoğaltılır. Günümüzde
de ezber ve çoğaltım devam etmektedir. Kısaca Hz-Resul’dan itibaren
Kur’an hem hafızlı, hem ezbere günümüze dek kesintisiz iki kaynaktan
oluşmuştur.
KUR’AN VE ZAMAN
Kur’an-ı Kerim, (uzayın) ilk gaz kütlesinden başlayıp,
kıyamet gününe ve cennet-cehennem hakkındaki bilgilere kadar insan
öncesi ve insanın son mekanı hakkındaki bilgileri bizlere verir.
“ O Kur’an çok şerefli sahifelerdedir.” (Abese:
13)
“ Kur’an’ı göklerde ve yerdeki sırları bilen Allah
indirdi.” (Furkan : 6)
Kainatın Oluşumu : Allah’ü Teala yer ve göklerden önce
suyu yaratmıştır. İlk yaratılan madde sudur. Su daha sonra gaz
haline dönüştürülmüştür. Gaz kümeleri kozmik çekimin tesiri ile
sıklaşır. Yoğunlaşır, küçülür, toplanır. Gezegenler ve yıldızlar
böylece oluşur.
Yer ve gök bir iken, gaz halinde iken Allah’u Teala bu
ikisini, yer ve gökleri birbirinden ayırır. Allah’ın ayırdığı yer ve
gökler, galaksiler, nebulalar ve gezegenler kozmik çekim etkisi ile
sürekli dönüp, soğuyup katılaşmaya, küresel şekil olmaya başlar.
“Allah her şeyi yaratandır (Zümer : 62) “
“ Biz her şeyi sudan yarattık (Enbiya : 30)
“
“ Sonra Allah duman (gaz) halindeki göğe yöneldi
(Füssılat : 11)“
“ Yer ve gökler bitişik iken onları biz ayırdık
(Enbiya :30) “
“ Üzerinizde yedi kat gök yarattık (Müminun 17
)”
“ Gökleri yedi kat üzerinde yaratan O’dur.Rahman olan
Allah’ın yarattığında düzensizlik göremezsiniz. (Mülk :
3)“
“ Göğü gücümüzle biz kurduk ve şüphesiz biz onu
genişleticiyiz (Zariyat : 47 ) “
“ Güneş ve ayın hareketleri bir hesaba göredir (Rahman
: 5) “
“Yeryüzünü yaratıkların oturmasına, yaşamasına
elverişli kılan Allah’tır ( Taha : 53) “
“ Yeryüzünü, size boyun eğdiren O’dur (Mülk :15)
“
Zaman : Kur’an da zaman, gün, yıl kelimeleri devre,
çağ, dönem anlamında kullanılır.
“Sizin saydığınız bin yıllık zaman, ona bir günde
yükselir (Secde 5) “
“ Miktarı elli bin yıl olan bir günde ... ( Mearic: 4)
“
Tarih bilimi için önemli olan yer ve zaman Kur’an için
önemli değildir. Kur’an için önemli olan olayların oluşum neden ve
sonuçlarıdır.
“ Bu sevinçli ve kederli günleri insanlar arasında
döndürüp duruyoruz (Ali İmran : 140)”
“ Yeryüzünde gezin, öncekilerin sonunun nasıl olduğuna
bakın. Onların çoğu müşriklerdir .(Rum : 42 )
İnsan Öncesi Canlılar : İnsandan önce yer ve uzayda
ateş kökenli cinler, nur kökenli melekler vardı. Daha sonraları,
toprak ( çamur) kökenli insan yaratılır.
“ Can’ı (cinlerin atasını) dumansız ateşten yarattı
(Rahman : 15)
“ Cinleri ve insanları bana kulluk etsinler diye
yarattım ( Zariyat : 56)
İnsan : Her şeyi sudan yaratan Allah’ü Teala evreni
gaz kütlesi halindeki sudan, insanı önce toprakla karışık su ( çamur
) dan , sonra nutfe halindeki su karışımından yaratır.
“ O (Allah ) her şeyi güzel yarattı, insanı yaratmaya
çamur başladı (Secde : 7)”
“ Andolsun insanı kuru balçıktan, işlenebilir
topraktan yarattık (Hicr : 26) “
“ O (Allah ), sizi merhalelerden geçirerek yarattı...
(Nuh : 14 ) “
“ İnsanı nutfeden yarattı (Nahl : 4) “
“ (Sizi) nutfeden yarattı, şekil verdi ( Abese :19
)”
“ Sonra onu nutfe halinde sağlam bir yere
yerleştirdik. Sonra o nutfeyi kan pıhtısı haline getirdik. Kan
pıhtısını bir çiğdemlik et yaptık. Bir çiğdemlik etten kemikler
yarattık. Kemiklere et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratık
yaptık. (Mü’minun : 13-14) “
“ Sonra onu şekillendirdi. Ona ruh üfledi. Size
kulaklar, gözler, kalpler verdi. (Secde : 9)”
“ Sonra ona, yolunu kolaylaştırdı ( Abese : 20
)
"Ondan erkek- dişi (iki cins) yarattı (Kıyame : 39)
"
" Sonra zayıflığın ardından kuvvet (gençlik) verdi.
Sonra kuvvetin ardından zayıflık (ihtiyarlık) verdi (Rum : 54
)"
" Sonra bunun ardından şüphesiz ölürsünüz. Sonra siz
kıyamet gününde mutlaka diriltirilirsiniz (Mü’minun : 15-
16)"
Not : Big - Bang = Evren, sonsuz yoğunluğa ve sıfır
hacme sahip olan bir noktanın patlamasıyla başlamıştır. Yokluk
kavramını sıfır hacme sahip bir nokta olarak tarif eden bilim,
aslında bir şeyi itiraf etmektedir : Hacmi olmayan nokta “yok”
demektir. Yani evren “ yoktan var “ edilmiştir.
" Allah bir şeyin olmasını isterse, ona "Ol" der, oda
olur (Meryem : 35 )"
"Allah herşeyin yaratanıdır ( Zümer : 62 )"
"O Allah gökleri ve yeri yoktan var edendir (Enam :
101)"
DİN , AKIL VE BİLİM
İnsan
dışında
her canlı dünyaya kendi ihtiyaçlarını karşılayacak hazır bilgilerle ve iç güdü ile ( uçmak, yüzmek ,
avlanmak ... ) ile donanmış olarak gelir.Tüm bunlar Allah tarafından hayvanlara ve bitkilere programlanmıştır.
İnsan ise iyiliği ve kötülüğü zamanla öğrenir. İyilik yapan cennete , kötülük yapan Cehenneme gider. Allah insanları programlamamıştır ama programına uygun , tabiatla uyum içinde olmasını sağlayacak bir program
göndermiştir.Kur’an-ı
Kerim bu programa uyan , programlanmış kainatla beraber uyum içinde yaşar. İnsan
bu program sayesinde mutlu olur ve Cennete
girer.
İnsan
; melekte olabilme kabiliyetine sahip , fakat aynı zamanda hayvanlardan daha aşağı inip , şeytanlaşabilme özelliğine sahip bir canlıdır. İnsan diğer canlılardan düşünme , duygulanma ,
irade gibi özelliklerle ayrılır.İnsanlar
yaptıkları
icatlarla
beraber
hayatlarını
kolaylaştırırlar. Fakat
yapılan bu icatların insanların zararında kullanılmasınaizin vermez. Atomunc bulunması insanların yararınadır , fakat islam , atom bombasına karşıdır. Çünkü islam insanlara zararlı olan şeyleri yasaklar .islam uçağı kabul eder , ama savaş uçağını ve onun kötü yolda kullanılımını reddeder ( Can , mal ,akıl ,
namus , ve dini korumak hariç ).
Dinsiz bir biilim , insanlara zarara verebilir : atom bombası
,bio-teknik
savaşlar
...gibi.Bilimsiz
din ise insanlar tarafından ilgi görmez.İslam ise bilimle içiçedir, bilime yol gösterir , öncülük eder , hatta bilimden üstün ve ileridir.
Kur’an’ın
ilk emri “ OKU “
‘dur.Kur’an’da
düşünmeyi
, aklı
kullanmayı
emreden bir
çok ayet vardır: “ Hiç düşünmez misiniz ? ,
Aklınızı nede az kullanırsınız ! , Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu ? , ....”
Peygamberimizde
bilimi
teşvik
etmiştir : “
Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz , bilim öğrenmek , kadın- erkeğe farzdır, ...hem dünyayı , hemde ahireti isteyen ilme sarılsın ...”
Kur’an
‘da fen’ne , tıp ve matematiğe işaret ve öncülük eden bir çok ayet vardır. İslam ibadeti yapmak için akıllı olmayı ve ergenlik çağına girmeyi önşart olarak kabul etmiştir
Bilim insanların rahat ve huzur içinde yaşamaları için çeşitli icatlar bulmuştur ( Araba ,Uçak ,
sigaranın yasak olması , uyuşturucunun kötü olması ... ) Kur’an-ı Kerim’de aynı amaca yönelik olarak insanların rahat ve huzur içinde yaşamaları için emir ve yasaklar bildirmiştir. Günümüzde bilim tıpkı Kur’an gibi içkiyi , uyuşturucuyu , sigarayı kötü kabul ederken , namaz kılmayı ( İsviçre ‘de üretilen , PROSİDAN
KAPSÜL adlı ilaç ve Bernald SHOW ve M . LONTRA gibi bilim adamları namazı tavsiye eder . .. ) tavsiye eder , orucu tutmayı ( Avrupa’lı tıp doktorları sağlık için yılda ortalama 20 – 30 gün arası insanlara perhiz yapmayı tavsiye etmektedir. .. ) ,
Tanrı ‘nın bir olduğunu ( Batıda Tanrı’nın bir olduğunu kabul edenlerin sayısı hızla artmaktadır. .. ) kabul etmektedir. Batı faizsiz
bir sistem arayışı
içinde ,
İslamın
hoşgörüsüne
koşmaktadır.
Kısaca bilim , islam dininin emir ve yasaklarını hızla doğrulamakta , tasdik etmektedir.
İnsanlık İslama bilim vasıtası ile
kavuşacaktır.
O halde İslam dini insanların ilerisinde ,
Kur’an
bilimin
ulaşacağı
son
noktada insanların dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamak için
beklemektedir.
KUR'AN'DA TEZAT YOKTUR
:
" Kur'an'ı düşünmüyorlar mı?Eğer o Allah'tan
başkası tarafından indirilmiş olsaydı ,onda
birbirini tutmayan çok şeyler bulunurdu."( Nisa :82
)
Kur'an bilime kılavuzluk eden
bir din kitabıdır . Yani Kur'an'ı anlamak
ta bir bilim ve emek,gayret gerektirir.
Kur'an'ı anlama ve anlatma ilmine tefsir ilmi denir ve bu
ilmin kürsüsü ,profesörleri , usûl - metodları , detayları
vardır.bu detaylardan birisi de "Müşkilü'l-Kur'an "
adlı bölümdür. Okuyucunun alt yapısı yoksa ayetlerde
anlayamayacağı farklı anlamları daha açık ve
detaylı okuyucuya açıklayan bilim dalıdır
.
Okuyuculara tezatmış gibi gelen ve temelde
tefsir ilminin bilinmemesinden kaynaklanan bazı
meselelerin dört ana sebebi vardır :
- BİLDİRİLEN MESELENİN SAFHALARININ
BULUNMASI
:Mesela
insanın yaratılış safhaları : Toprak( Âli imran :59
),balçık ( Hicr :26 ),nutfe ( nahl :4 )...gibi yaratılışın
çeşitli safhalarından bahsedilmesi ( DETAY ;
KUR'AN VE ZAMAN BAŞLIKLI YAZIDA )
- KONU FARKLILIĞININ BULUNMASI :Mesela
" Kadınlar arasında adaleti gerçekleştiremeyeceğinizden endişe
ederseniz ,bir kadınla evlenin ." ( Nisa :3 ) ayeti
ile " Ne kadar isteseniz de kadınlarınız
arasında adalet yapamazsınız ." ( Nisa : 129 ) arasında bir fark
yoktur :birinci ayet hukuki bir meseleyi
anlatırken ikinci ayet kalbte duyulan bir temayüle işaret
etmektedir ve aslında her iki ayette sonuçta tek
eşliliği tavsiye eder.(
DETAY; İSLAM VE KADIN )
- İŞİN İKİ AYRI YÖNÜNÜN OLMASI
:" Attığın zaman sen atmadın ,lakin Allah attı."(
ENFAL:17) :Yani ey Muhammed kumu sen attın ama
isabet ettiren Allah'tı !hedefi tam onikiden vuran
ve vurdurtan ,o olayı - mucizeyi asıl
sana yaptırttan ,hatırlatan Allah'tır , O'nu
unutma ve O'nu an ! ( OLAYIN DETAYI ;TÜM
TEFSİRLER)
- KELİMENİN HAKİKİ VE MECAZİ ANLAMDA KULLANILMASI
:Mesela :" Kıyamet günü insanları
sarhoş görürsün, halbuki onlar sarhoş değillerdir." ( Hac :2
): " Sarhoş " kelimesi birinci de mecazi( sarhoş gibi
;korkudan yalpalar,titrer,akıl dışı fiiller yapar...), ikincide
gerçek manada ( yani onlar sarhoş değil ,ürkek ,korkak ;o
nedenle öyle görünüyorlar...) kullanılmıştır!
TEMELİ OLMADAN KUR'AN'A YAKLAŞMAK YA KÜFÜR YA
SAPIKLIĞA GÖTÜRÜR
!
KUR'AN'IN
KAYNAĞINA DAİR İFTİRALAR
Hz
peygamber vahiy beklentisi içerisinde değildi
Toplumun
genelinde böyle bir beklenti yoktu. Bunun en açık kanıtı Hz
Muhammed'in peygamberliğini ilan ettiğinde karşılaştığı
tepkidir.İlk vahiy geldiği zamanki davranışları gösteriyor ki
kendi dışından ve kendine rağmen bir kuvvet tarafından adeta
yakalanıp kendisinin rağmına bir elçiliğe memur
edilmiştir.Resulallah Hira mağarasında iken ansızın melek kendisine
gelerek “oku” dedi. O “Ben okumak bilmem” diye cevap verdi. Melek
kendisini canını acıtacak derecede sıktı ve tekrar “oku” dedi.
Tekrar aynı cevabı alınca üçüncü defa sıktı ve bırakıp Alak
suresinin ilk ayetlerini getirdi. Resulallah kalbi ürperti
içerisinde eve döndü. Hz. Hatice'ye “beni örtün beni örtün” dedi.
Örttüler, derken korkusu zail oldu. Kendisinden endişe ettiğini
bildirince Hz Hatice, iyi sıfatlarını anlatarak Allah'ın kendisini
mahcup etmeyeceğini söyleyip teselli etti. Bundan sonra Hatice O'nu
hristiyanlığı seçmiş bir bilgin olan amcaoğlu Varaka bin Nevfel'in
yanına götürdü. Hz. Peygamber olanı biteni anlattı. Bunun üzerine
Varaka,“Bu gördüğün Allah'ın Musa'ya indirdiği en büyük kanundur.
Keşke senin davet günlerinde genç olsaydım da kavminin seni
çıkaracakları zamanı görseydim.” dedi ve o günlere yetişebildiği
takdirde yardım edeceğini söyledi.Yaşanan olaydan anlaşılacağı gibi
peygamber kendi dışından bir kuvvet tarafından adeta yakalanıp
kendisinin rağmına bir elçiliğe memur edilmiştir. Bu durum birçok
peygamberin bi'setinde görülmüştür.Eğer Resulallah haşa yalancı
olsaydı önünde dilediği gibi şekillendireceği bir yalan alanı vardı.
Cebrail'in üç kez kendisini sıkıp neredeyse canının çıkacağını
söylemek yerine, dostça yanına gelip şefkatle elini tuttuğunu,
mahiyetini ve amacını bilemediği “oku” şeklindeki kesin ve
beklenmedik emir yerine arkadaşça sohbet ettiği gibi birşey
söylemesi gerekirdi. Aynı şekilde tedirgin ve korku içerisinde eve
dönmek yerine mütebessim ve sevinçli bir şekilde dönmesi daha makul
idi.Peygamberliğini ilan ettiğinde müşriklerden hiç kimse çıkıpta
“Peygamberlik iddiasında bulunacağı öteden beri belliydi” gibi bir
iddiada bulunmamıştır. Aksine kendisi ve yakın çevresi tarafından
hiç beklenmeyen bir durumdu. Bazı müsteşrikler de bu noktaya
dikkat çekmişlerdir.İngiliz müsteşrik Alfred Guillaume Hz. Muhammed'in (a.s.m)
peygamberliğine inanmadığı halde bu olayı onun samimiyetine ve Hira
mağarasında kendisine görünenlerin kuşku götürmez bir gerçek
olduğundan emin olma isteğine delil olarak
değerlendiriyor.(1)Marksist Maxime Rodinson de söz konusu
noktaya açıkça dikkat çekmekten kendini alamamıştır.Nitekim Rodinson
Hz Peygamberin(a.sm) kendisine gelen şeyin Allah'ın vahyi olduğuna
kesin kanaat getirmeden önce uzun bir süre tereddüt geçirdiğini
kabul ediyor.(2)(1)Alfred
Guillaume İslam Pelican Books (2)Maxime Rodinson Mahomet
Editions du Seuil,
Hz. Peygamber Kur'anı Mekke'de oturan
bazı yahudi ve hristiyanlardan edindi iddiası
Hiçbir tarihi
kaynakta Mekke'de yahudi ya da hristiyan dini bir grubun bulunduğu
bildirilmemiştir. Olayların gelişim süreci ve sonuçları da bunu
ortaya koymaktadır. Olmayan bir şeyi varsayıp üzerine tartışma
yapmak doğru değildir.Kölelik, satıcılık, hamallık gibi sebeplerle
Mekkeye gelmiş Romalı ve Habeşistanlı bazı hristiyanlar
mevcuttu.Fakat bu kişilerin herşeyden önce dili yabancı idi ve
ortada ilmi olarak istifade edilebilecek kaynak niteliğinde
hiçbirşey yoktu. böyle birşey olsaydı Mekke müşrikleri Hz
Peygamberin arzusunu kırmak için Medineye gideceklerine diledikleri
bütün malumatı o kaynaktan elde etmeleri gerekirdi. Ve Kur'an dil
engelini bildirdiğinde (Nahl
103)
kafirler susmazlar ve onu
çürütmeye çalışırlardı.Kölelik, satıcılık, hamallık gibi sebeplerle
Mekkeye gelmiş romalı ve habeşistanlı bazı hristiyanlar ise
mevcuttu. Fakat bu kişilerin herşeyden önce dili yabancı idi ve
ortada ilmi olarak istifade edilebilecek kaynak niteliğinde
hiçbirşey yoktu. Böyle birşey olsaydı Mekke müşrikleri Hz
Peygamberin arzusunu kırmak için Medineye gideceklerine diledikleri
bütün malumatı o kaynaktan elde etmeleri gerekirdi. Ve Kur'an dil
engelini bildirdiğinde (Nahl
103)
kafirler susmazlar ve onu
çürütmeye çalışırlardı.Yine görülüyor ki müşrikler Hz Peygambere
Kuran'ın hangi yerinin öğretildiğini söylemek yerine genel bir
ittihamla yetiniyorlardı. Halbuki elinde delil bulunan bir kişi
böyle önemli bir ittihamda hedeflediği noktayı açıkça belirtir,
şahitler getirir, gerçeğin açığa çıkmasını sağlayacak yer ve zaman
gibi faktörleri belirtirdi. Halbuki kafirlerin sözlerinde genel bir
ithamdan başka bir şey bulunmamaktadır.İttihamın geçersiz olduğunu
gösteren akli bir gerkçe de şudur ki,Hz. Peygamber'in Kur'anı
kendisinden öğrendiği iddia edilen kişi ya da kişilerin gelişen
süreç içerisinde ya müslüman olmaları ya da olmamaları şıkkıdır.
Eğer müslüman olduklarını düşünürsek kendilerinin kopya verdiği
ve bu kopya sayesinde peygamberliğini iddia eden kişiye niçin iman
edip onun maiyeti haline geldiler. Müslüman olmadıklarını düşünürsek
o zaman niçin bunu açıklamayıp kendi verdikleri bilgilerle birinin
peygamberliğini ilan edip kendilerini yalanlamasına ve bu şekilde
binlerce insanı arkasından götürmesine razı oldular.Böyle bir
itham doğru olsaydı Ubeydullah bin Cahş (daha önce müslümanlığı
kabul etmişken habeşistanda hristiyan olan), Muhacir müslümanlara
karşı Necaşi'yi kışkırtmaya giden Kureyş elçileri, Necaşinin
sorularına muhatap olan Ebu süfyan ve beraberindekiler bu ithami
yinelerlerdi. Çünkü bu ve benzeri durumlar Hz. Muhammed ve dini
aleyhinde altın bir fırsattı. Üstelik bu karalamayı yapan
çevredeki insanların çoğu müslüman oldu. Bir insan böyle bir ithamı
gerçeklere dayanarak yaptıktan sonra dönüp müslüman olabilir
mi?Herşeyden önemlisi Kur'anın 1400 senedir dünyaya ışık saçan
hikmeti öyle bir kaç kişiden duymakla öğrenilecek bir şey olmadığı
da söylemeye bile gerek bulunmayan bir gerçektir.Kısacası nereden
bakılırsa bakılsın bu iddianın ele avuca gelen bir yönü yoktur...
Ve en önemlisi tevrat ve incil'e zıt olan ayetler
nasıl açıklanacak...Ya da günümüzde ançak anlaşılabilen bilimsel
ayetler...!?Not: Kuran ve Hz Peygamber aleyhindeki iddialara
cevaplar adlı eserden faydalanılarak hazırlanmıştır. **Dr. Abdülaziz
Hatip
Mekke dışındaki temaslari ile yazdı
iddiası
Hz Peygamber'in mekke
dışına birkaç seyehatinin olduğunu kaynaklar yazmaktadır. Hz
peygamber'in bu seyehatleri esnasında Hristiyan ya da yahudi
fikirlerinden etkilendiğine ya da görüşmeler yaptığına dair herhangi
bir bilgi kaynaklarda yoktur. Hatta hristiyan bir toplum ile
karşılaşıp karşılaşmadığı dahi kaynaklarda mevcut değildir. Bu
şekilde dışarıdaki diğer din sahipleri ile bir temas olsaydı Açığını
arayan Mekke müşrikleri bunu ifade etmekten geri durmazlardı. Çünkü
bu seyehatleri sırasında mutlaka yanınında Mekkeli hemşehrilerinden
bazı insanlar vardı. Öyleyse neden böyle bir şeyden kimse söz etme
gereği duymadılar. Hadi yanındakiler bahsetmedi temas kurduğu, bilgi
aldığı kişilerden niçin herhangi bir haber gelmedi. Mekke'li
müşrikler Mekkedeki dil bilmeyen bir rum köleden başkası için böyle
bir iddiada bulunmadılar. Bu iddiaları da Kur'an tarafından
cevaplandırıldı ve kuru bir itham olduğu için bunu isbatlamadılar ve
sürdürmediler.
Görüldüğü gibi Bu
iddiayı yapanlar hiçbir somut delile dayandırmadan tarihi ve akli
gerçeklerle zıtlaşmak pahasına da olsa tamamen kafalarında
tasarladıkları senaryoya göre (küçücük bir kemikten destan gibi bir
evrim masalı yazdıkları gibi) küçük ve aslen alakasız bir şeyden
yola çıkarak bir sürü hikaye oluşturmaktadırlar. Araştırmanın
başında karar verdikleri yalanlama ve çürütme duygusunun etkisi ile
iddialarının mantıkla ne kadar çelişki içerisinde olduğunun farkına
varamamaktadırlar. Olayın geçtiği zaman ve mekan içerisindeki
şiddetli muhaliflerin göremedikleri ayrıntıları yüzlerce sene sonra
taraflı kurgularına malzeme yapmak isteyenlerin bilime, gerçeklere
ve insanlığa ne kadar zarar verdikleri ortadadır.
Mesela Necran
Hristiyanları ile tartışma sonunda yalancının lanetlenmesi şeklinde
bir yola gidilmesine karar verildiğinde hristiyanlar bunu kabul
etmediler. Yalancıyı lanetlememek için Resulullahın şartlarını kabul
ettiler. Bu da onların gerçek niyet ve duygularını açıkça ortaya
koyuyor. Durum bu iken niçin Necran hristiyanları ta baştan Hz
Peygamber'e memleketine gelen, kilise ve rahiblerini ziyaret edip
onlardan bilgi alan eski tüccar olduğunu hatırlatmadılar. Böylece
cizye yolunu kapatmak mümkündü. Bu kadar büyük bir açık varken!
Yenilgiyi kabul ettiler.
Öte yandan Hz.
Peygambere büyük düşmanlık besleyen, Medine münafıkları ile gizlice
toplantılar düzenleyen ve Mescid-i Dırar ayetlerinin kendisi
hakkında indiği fasık rahib Ebu Amir neden böyle büyük bir fırsatı
kaçırsındı. Düşmanlıkta o kadar ileriydi ki Hirakl'e gidip yardım
dahi istemişti. Eğer yalan yanlış da olsa kulağına bu konuda
birşeyler gelseydi bunu söz konusu etmez miydi. Özellikle yahudiler
Mekke müşriklerine ruh, Zülkarneyn vs. konularda sorular empoze edip
Resulullah'a sormalarını sağlıyorlardı. Ellerindeki Tevrat ilmine
son derece cimri ve kıskanç olan yahudiler niçin bu bilgilerin
kendilerinden alındığına dair bir ithamda bulunmadılar.Yahudiler
kendilerinden zina eden iki kişi hakkında hakem olarak Hz.
Muhammed'e başvurmuşlardı. Amaçları da bu çiftin recmedilmemesi idi.
Eğer Hz. Muhammed'in Tevrat hakkında bilgisinin bulunmasında en ufak
bir kuşkuları bulunsa idi hakem olarak ona başvurmazlardı. Çünkü o
takdirde Tevratta yer alan recm ile hükmedeceğini tahmin ederlerdi.
Hz. Muhammed kendilerine bu konunun Tevrattaki hükmünü sorunca onlar
bunu gizlediler. Resulullah (s) Tevrat'ı getirmelerini emretti.
Tevrat getirildiğinde onların bilgini Tevrattaki recm hükmü üzerine
elini koydu. Kendince recm hükmünü Hz. Muhammed ve etrafındaki
müslümanların gözünden kaçırabileceğini zannetti.(İbni hişam
Es-Siretünnebeviyye).Bütün bu gerçekler gösteriyor ki, Hz
Peygamber'in sözkonusu seyehatlerinde Ehl-i Kitab'ın dini
kültüründen yararlanarak Kur'anı meydana getirdiğine ilişkin iddiar
tarihsel ve mantıksal olarak geçersizdir.
Bahira-i Rahib
Hz peygamber 12 ya da
9 yaşındayken bir ticaret kervanıyla amcası Ebu Talibin yanında yola
çıktı. Kervan Şam bölgesinde bulunan Busra'ya vardı. Orada bir
manastırda yaşayan Rahib Bahira bu kervanı misafir etti. Yaşı küçük
olduğu için kafilenin yüklerini beklemek üzere bırakılan Hz Muhammed
dışındaki herkes davete katıldı. Bahira Onun da katılması konusunda
ısrar etti çünkü onda bazı belirtiler görmüştü. Hz. Muhammed'e
birtakım sorular sordu. Bunun üzerine onun peygamber olacağını kesin
olarak anladı ve yahudilerin tuzakları konusunda Ebu Talib'e uyarıda
bulundu ve Şam'daki ticaretini bitirir bitirmez Mekkeye geri
götürmesini tembihledi.*
Tarihi kaynaklarda
anlatılan bundan ibaret olmasına rağmen bu vakadan bir sürü senaryo
üretilmiştir.
Bu iddialardan
bazıları ise;
“-Hz peygamber
Bahira'nın yanına defalarca gitti.” (hiçbir kayıtta olmayıp
uydurulan bir iddia. Tarihi kayıtlara göre Resulullah bir daha
Bahira ile görüşmemiştir)
“-Bahira ile
görüştüğünde 12 yaşında olması ondan bilgi almasına engel değildi.”(
bütün İslami ilimlere kaynaklık eden Kuran ve Sünneti bir görüşme
ile 12 yaşına elde ettiği iddiasının komikliği zaten
ortadadır.)
“-12 yaşında olduğu
doğru değildi.” (Demekki tarihi kaynaklar yerine din karşıtlarının
uydurmaları kaynak olmalı!)
Resulullah o
karşılaşmadan sonra sadece bir defa ticaret için sefere çıkmıştır.
Onda da tüm tarihçi ve siyerciler Bahira ile karşılaşmadığına
ittifak ediyorlar. Rahib Bahira zaten bu karşılaşma sırasında gayet
yaşlı idi. Hz Muhammed Bahira ile karşılaşmasında ve diğer ticaret
seferinde yanında Mekkelilerden insanlar vardı ve gizli bir durum
zaten söz konusu olamazdı. Yanındaki insanlar ya müslüman olmuş ya
da olmamıştır. Müslüman olduysa böyle bir şeye şahid olmadığının
kanıtıdır. Müslüman olmadıysa şahid olduğu böyle bir durumu mutlaka
söylemeliydi. Rum bir köle için böyle bir itham yapana kadar
bunu söylemek gerekirdi.İslamiyet karşıtlarında olayı objektif bir
şekilde değerlendirmek yerine “belki buradan birşey çıkartırız”
psikolojisi görülmektedir. Bu anlayışla yaklaşım gösterenlerin
gerçeği görme şansının ne kadar az olduğu iddiaların mantıksal
örgüden yoksunluğu ile açığa çıkmaktadır.*İbn-i Saad Tabakat, Taberi Tarih,
Varaka
Varaka bin Nevfel
peygambere ders veren biri değil iman eden biridir. Bir insan kendi
ders verdiği kişinin olağanüstü bir iddia ile karşısına çıkması
karşısında ona iman ederek mi tepki verir... Hz. Peygambere ilk
vahiy gelip eve döndüğünde Hz Hatice Varaka Bin Nevfel'in yanına
gelip Hz Muhammed'in Hira mağarasında görüp işittikleri hakkında
görüşünü sorduğunda,
“Kuddüs
kuddüs!Varakanın canı kudretinin elinde bulunan Allah'a yemin ederim
ki ey Hatice, eğer bana anlattıkların doğruysa, O na Hz Musa ya
gelen Namus-u Ekber (Cebrail) gelmiştir, ve O bu ümmetin
peygmberidir. Ona de ki sebat etsin.”
Daha sonra Hz
peygambere dedi ki
“Kavmin seni
şehrinden çıkardıkları zaman keşke hayatta olsaydım!”
Resulullah (s)
-Beni çıkaracaklar
mı? Diye sordu,
“Evet senin
getirdiğini getiren hiçbir kimse gelmemiştir ki düşmanlıkla
karşılaşmasın. Eğer o güne ulaşabilirsem sana büyük bir destek
vereceğim” Buhari- Müslim
Varaka daha önce
hristiyan olmuş tevrat ve incil hakkında bilgisi olan bilge bir
insandı. Varakanın ismi ilk defa peygamberliğin gelişiyle
duyulmaktadır.Varaka ile ilgili tek bilgi islam kaynaklarında
verilen yukarıdaki bilgidir. Görüldüğü gibi Varaka Hz. Muhammmed'in
peygamberliğini kabul etmiştir. O sırada yaşı ilerlemiş bir ihtiyar
olduğuna bakılırsa onun bu tasdik ve şehadetinin önemi daha iyi
anlaşılır. Çünk